FETÖ GERÇEKTEN  BİTTİ Mİ?

FETÖ GERÇEKTEN BİTTİ Mİ?

15 Temmuz 2016 üzerinden 4 yıl geçti. Darbe girişimi ardından geçen 4 yılda neler oldu? Örgüt tamamen bitirildi mi? Önce kısaca FETÖ’nün yaptıklarını hatırlayıp, asıl konumuza geçelim.
FETÖ, yıllar boyunca sabırlı bir şekilde devlet içine sızmaya başladı. Polis-askeri akademiler ve özel okullardan başlayarak öğrenci yetiştirdi. 2002 sonrası kendisi için uygun iklimi bulduktan sonra özellikle polis ve askeriye içinde uyuyan hücrelerini aktifleştirdi. Adalet ve Milli Eğitim Bakanlıkları, üniversiteler, YÖK… her yere adeta ahtapot gibi kollarını uzattı. Sonradan “ne istediniz de vermedik” diyen bir iktidarı da arkasına aldıktan sonra gerçekten bir paralel devlet yapılanması haline geldi. Yaygın medya ağıyla ülkenin gündemini belirledi. Polis içindeki yapılanma sonucu istemedikleri üst düzey asker, bürokrat, savcı, kim varsa komplolar kuruldu. Usulsüz dinlemeler, tapeler ortalarda dolaştı. Silahlı kuvvetlerin vatansever askerleri, kurulan komplolar sonrası hapse atıldı. Hatta Genel Kurmay Başkanını “terörist” diyerek hapse atacak kadar, Kozmik Odaya girecek kadar, 15 Temmuz gecesi darbe girişimine yapacak kadar gözleri dönmüştü. Nasıl yaptılar? Önceden belirledikleri hedeflere karşı kurmaca senaryolar yazıldı. Bu senaryolara uygun deliller ve gizli tanıklar üretilerek önlerine çıkan tüm engelleri aştılar. Tutuklanacak kişiler, daha davalar açılmadan gazetelerde TV kanallarında yer buluyordu. Nasıl oluyorsa tutuklamaların günü saati, yeri önceden basında yer alıyordu. Sanık avukatları müvekkillerinin neyle suçlandıklarını ve hatta dava dosyalarını gazetelerden öğreniyorlardı.
Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk Davaları gibi kumpaslarla yüzlerce üst rütbeli subay hapse atıldı. Devrimci Karargah Davası gibi davalarla Polis içerisinde üst rütbeli emniyet görevlileri uzaklaştırıldı. ODA TV; MİT Tırları, Kaset gibi olaylardan siyasiler, bürokratlar, ülkenin gidişatını beğenmeyen, yaşananlara tepki gösteren aydınlar, gazeteciler de bu furyadan nasibini aldı.
Bütün bunları uzun uzun niye yazdım. Bugün yaşananlar da dünü aratmıyor neredeyse. Bugün, MİT şehidiyle ilgili haber yapmak, MİT personelinin cenaze görüntülerini yayınlamak, Askeri personelle görüşüp aldığı bilgileri gazetede yayınlamayıp (evet doğru okudunuz, yayınlamayıp) casusluk faaliyeti yapmak, Gezi olayları (!) sırasında yaşanan olaylar nedeniyle terör gruplarına maddi destek sağlamak, Ankara Gar patlamasında İŞİD’lilerin patlayıcıları nerden bulduğunun haberini yapmak gibi keyfi suçlamalarla tutuklanan birçok gazeteci, aydın var. Tutuklamalar öncesinde yine isimsiz ihbar mektupları var. Yine adı geçen gazeteciler tutuklanmadan önce bazı medya organlarında hedef gösteriliyor. Tutuklanan gazetecilerin avukatları, müvekkillerinin suçlarını yine gazete ve internet sitelerinden öğreniyorlar. Sanıklar, savcıların iddianameyi tamamlamaması nedeniyle aylarca süren tutukluk hali ardından mahkemeye çıkartılıyorlar. Devletin üst düzey bir yetkilisinin kanuna aykırı yaptığı inşaatı haberleştiren gazeteciye “terör örgütü” suçlamasıyla soruşturma başlatılabiliyor. O gün FETÖ tutuklamalarında, hastalığı kesinleşen ancak hastaneye gönderilmediği için vefat eden (Kuddusi Okkır gibi) tutuklular varken, bugün hastalığı nedeniyle 17 kilo veren Murat Ağırel’in hastaneye sevk edilmesi de benzer değil mi?
Adalet sistemimizde yaşanan bunca sıkıntı yetmezmiş gibi ilk kez 2013 yılında FETÖ tarafından gündeme getirilen “Çoklu Baro” sistemi tasarısının, gösterilen bütün tepkilere rağmen iktidar tarafından meclis gündemine taşınması da dikkate değer bir konu.
Geçen 4 yıl ardından, bugün hala yargıda ve polis içerisinde bizlere çok tanıdık gelen taktikler devam ediliyorsa, adalet duygusunu ve vicdanları derinden sarsacak uygulamalara tanık oluyorsak, aklımıza iki soru geliyor.
1- Ya Kripto FETÖ’cüler Paralel Devlet Yapılanmasına devam ederek bildiklerini okumaya devam ediyorlar.
2-Ya da FETÖ’nün yerine alan birileri aynı taktiklerle insanları susturmaya, cezalandırmaya, saf dışı bırakmaya devam ediyor. Her iki halde de hükümetin bu olup bitenleri görmemesi ve gerekli önlemleri almaması dikkat çekici.
Son Söz; “Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” Mehmet Akif Ersoy

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi