Muharrem Günay
Muharrem  Günay
muharremgunay@kocatepegazetesi.com
FATİH’İN ŞAHSİYETİ, NİZÂM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
  • 0
  • 91
  • 04 Ağustos 2020 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Babası ve devrin en büyük âlimleri tarafından çok büyük işler başarmak için yetiştirilen Fatih Sultan Mehmet, çok akıllı, iradeli, sabırlı, âlimlere, sanatkârlara karşı son derece saygılı, âdil, insan hak ve hürriyetlerine son derece bağlı, büyük hedefler ve düşünceleri olan ülkücü bir insandı.
“Tarihçi D. De Lamartine Fatih için şöyle der: “Venedikli ve Cenevizli tarihçiler II. Mehmet’in Manisa ve Bursa’daki devirlerinde en ileri görüşlü fikirlere açık bir eğitimi desteklediğini ittifakla yazarlar. Arapça, Farsça, Kaldece, İbranice, Latince ve Rumca’yı o dillere ait konuları tartışabilecek kadar iyi bilirdi. Venedikli ve Cenevizlilerin kendi şerefine kaleme aldıkları Latince şiirleri okur, âlicenaplık örneği göstererek sarayına çağırdığı İtalyan ressam ve müzisyenleri ile samimiyet kurardı. Dini hoşgörülüğünün taassuptan ziyade dinsizliğe karşı olduğunda herkes görüş birliğine varmıştır…” (Lamartine, 2. cilt s.431)
Ataları gibi dünya nizamını kurmakla görevlendirildiğine inanan Fatih, kendisini “Dünya İmparatoru” olarak görüyor ve Dünya nizamı-Dünya barışı dâvasını (Nizâm-ı âlemi) benimsiyordu. Tarihçi Kritovulus eserini Fatih’e ithaf ederken ona:
“Allah’ın iradesiyle muzaffer, galip, yenilmez, deniz ve karaların efendisi, hükümdarların hükümdarı, imparatorların en büyüğü Mehmed’e” ifadesini kullanıyordu. Diğer bir Rum müellifi de ona: “Senin Romalılar imparatoru olduğundan kimse şüphe etmesin. Zira Roma imparatorluğunun merkezi İstanbul’dur ve bu şehri elinde tutan kimse de imparatordur” diyordu. Fatih, İtalyan Langusto’ya Roma ve diğer kavimlerin tarihini okutuyordu. Bu müellif genç sultanın, İstanbul’un fethinden birkaç yıl sonra, 1456’da 26 yaşında iken, Avrupa hakkında bilgi edinmeye çalıştığını ve Garp-Batı ülkelerinin haritasını önünde tuttuktan sonra Fatih’in:
“Dünyada tek bir imparatorluk, tek bir iman, tek bir hükümdarın olması gerektiğini ve birleşmiş bir dünya için de İstanbul’dan daha münasip bir payitaht mevcut bulunmadığını, Hıristiyanlara hâkimiyetin bu şehir sayesinde gerçekleşeceğini” söylediğini belirtir. (Turan,1966b, s.65)
Dünyanın bir nizama, barışa ihtiyacı olduğuna ve bu barışın Türkler tarafından sağlandığına inanan tarihçi Lamartine de:
“Dünyanın bilinen üç kıtası üzerinde Asya, Afrika ve Avrupa’da nizamı sağlayacak bir güce ihtiyaç olduğunu, halkın kurtuluşu için tabiatın Osmanlılara yardım ettiğini belirtir” ve yukarıdaki görüşlere uyar. (Doğan, s. 145)
Yine Sultan Fatih’in Allah’ın adını cihana hâkim kılmak ve İslâm dini ile âleme nizam vermek dâvası için Trabzon üzerine giderken “valide” diye hitap ettiği Uzun Hasan’ın annesi Sâra Hatun’a verdiği cevap çok mânidardır. Sarp yollarda birçok zahmete katlanan, zaman zaman atından inerek yürümek zorunda kalan Fatih’e Sâra Hatun’un, “Oğul, ufacık Trabzon için tatlı canına bu kadar eziyet değer mi?” sözlerine Fatih, “Vâlide, İslâm’ın kılıcı bizim elimizde; Cihad sevabına nail olup Allah’ın rızasını tahsilden başka gayemiz yoktur” sözleriyle (Abdülkadir Özcan, Tarih ve Medeniyet Dergisi, Mayıs 1994) cevap vererek “Nizâm-ı Âlem” ve “İ’lâ-yı Kelimetullah” ülkülerinin takipçisi olduğunu ifade etmiştir.
Fatih’in “Nizâm-ı Âlem Ülküsü” nü hazırlatmış olduğu “Kânunnâmesi”nde de görmekteyiz. Kânunnâme-nin en önemli kısımlarından birisi, “Her kimseye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların Nizâm-ı Âlem için katletmek münasiptir. Ekser-i ulemâ dahi tecviz etmiştir. Anınla âmil olalar”(O.Turan, a.g.e. s.14) hükmüdür.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM