“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 49

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 49

Mustafa Yılmaz DÜNDAR 13 Ağustos 2018 Pazartesi 13:38:08
 

KUR’ÂN DEĞİŞECEK ÖZELLİKTE DEĞİLDİR
Kur’ân özellikle insanlarla ve diğer yaratılanlarla nasıl ilişki kuracağımızı, nasıl davranacağımızı belirtmek üzere gelmemiştir. Yani Kur’ân öncelikle bir toplumsal düzen kurmak için gelmemiştir. Diyeceksiniz ki Kur’ân’da toplumsal düzenle ilgili kurallar var. Doğru, birçok sûrede toplumsal kurallara rastlamak mümkün. Ama Kur’an “öncelikle ve özellikle” bunun için gelmemiştir. Eğer “bunun için” geldiğini iddia ederseniz yanılırsınız. Sizden bir tık farklı düşünen birisi hemen tezinizi çürütür. Kur’ân’da toplumsal yaşantının her şeyine cevap bulamazsınız. Hayatta o kadar çok şey var ki kuralını doğrudan Kur’ân’dan almıyoruz, onları yaşanılan toplum oluşturmuş. Eğer Kur’ân’da her şey var derseniz kendi cümlenizle kendinizi zora sokmuş olursunuz. İnsanlar arasındaki ilişkiler değişmeye, tecrübelerle onarılmaya mahkûmdur. Oysa Kur’ân değişecek özellikte değildir. Değişen bir şeyi Kur’an’la eş tutarsak yanlış olur. İlk yanlış çıkarım budur. İslâm’ı böyle anlatmak da ikinci yanlış çıkarımdır. Kur’an’ın indirilme sebebi nedir bakın, Hûd-2: “(De ki, bu kitap), Allah’tan başkası (müstakilen var ve muhtar sanıp ona) kulluk etmeyesiniz diye indirildi. Şüphesiz ki ben, O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim.”
HİÇ BİR ÂYETTE, HİÇ BİR HADİSTE
İYİ İNSAN OLMAK ÖĞÜTLENMEZ, ALLAH’IN RAZI OLDUĞU KUL OLMAK ÖĞÜTLENİR
İslâm’ı “iyi insan olmak” gibi tebliğ eden anlatımlardan insanlar hoşlanıyor ve maalesef genellikle böyle anlatılıyor. Çünkü insanlar aferin kelimesini çok seviyor. Gözüyle gördüğü için, takdiri çabuk olacağı için! Diğerinin karşılığı ahirette, yani çok uzakta. Hele de ahiret var mı yok mu diye soruları, tereddütleri varsa! İyi insan vasıflarını edindiğinde burada birisi hemen ona aferin diyecek, teşekkür edecek, takdir edecek, insan bunu seviyor. Bunu sevdiği için iyi insan anlatımını da seviyor. Bunun sevilmesinin bir diğer sebebi, insanın kendinin değil de önce çevresindekilerin iyi insan olmasını istemesidir. Neden? Rahat yaşamak için. Bu yüzden, iyi insan değil diye hep birilerini kınar. “İyi insan değilim” cümlesini söyleyen azdır. Hep birileri iyi insan değildir. İster ki onlar iyi insan olsun, kendisi dilediği gibi olsun. İyi insan kuralları şunun için önemsenir, sevilir: Rahat edeyim, rahat davranayım, bana kimse karışmasın. Cümlelerinden, yaptığı yorumlardan şu fark edilir; iyi insanı anlatan çok az yazı “öyle olmam lazım” der. İyi insan olmadığını düşündüğü amcasını, kardeşini düşünür, hep başkasının iyi insan olmasını ister. Buna rağmen büyük çoğunluk “şöyle olmalısınız” diye başkalarına yol gösterir, kendine değil. Ama iyi kul olmak, böyle değil. Kulluk doğrudan kişinin kendisini hedef alır. Bu kadar farklıdır. O yüzden hiç bir âyette, hiç bir hadiste iyi insan olmak öğütlenmez, İslam’da böyle bir öğüt yoktur. Hep iyi kul olmak, Allah’ın razı olduğu kul olmak öğütlenir. “İyyâKE na’budu” bu yüzden çok önemlidir.
ALLAH HAKKINDA ALLAH’TAN BAŞKA BİR ŞEY VARMIŞ GİBİ CÜMLE OLMAZ
Kur’an’ın indirilme sebebini Hud-2de gördük: (Bu kitap), Allah’tan başkası (müstakilen var ve muhtar sanıp ona) kulluk etmeyesiniz diye indirildi. Kur’ân’ın inme sebebini öğreniyoruz: Allah’a kulluk edelim diye! Âyet, insanın özellikle kulluk konusunda tercih yaptığının delillerindendir, diğer âyetleri de ilerledikçe göreceğiz. Bir tercih yapacaksınız, bu tercihi doğru yapasınız ve tercihiniz yüzünden kazanasınız diye Kur’ân size Allah’a kulluk etmeniz için indirildi. “Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz” mânâsı için çok hassas olmak gerekir. Önceki yazılarımızda geniş konuştuk, iş algı işi, algımız hemen değişmiyor, doğru tekrarlar gerekiyor. Doğru tekrarların doğru algıya hizmet edeceği inancı ve düşüncesiyle hatırlatalım: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz” ifadesi başka bir merci varmış gibi anlaşılmasın, sakın. Allah’tan başka merci yoktur. İhlâs Sûresi’ne ve Kelime-i Tevhid’e uymayan ayet meâli, açıklama, yorum olmaz. Daha işin kaynağında Allah’tan başka merci varmış mânâsına gelen cümleler oluşturursanız sonrasını toplamak mümkün olmayabilir. İnsanın esfele sâfiliyn yapısı yanlış algıyı benimsemeye müsait ve hazır. Onu hemen alır. Silmek de çok zordur. “Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz” şeklindeki meâl konuşma dilidir, sokak dilidir, dünya hayatı dilidir. Dünya hayatı diliyle Kur’ân meâllendirilmez, özellikle de ulûhiyet kelimeleri, tevhid cümleleri. Normal hayatta bir insana, “senden başkasına bakmam” diyebilirsiniz. Çünkü başka insanlar var. Ama Allah hakkında Allah’tan başka bir şey varmış gibi cümle olmaz. Bu yüzden meale “Allah’tan başkası müstakilen var sanıp ona kulluk etmeyesiniz diye bu kitap indirildi” anlamında bakın. Uyarıldığımız algıyı düzeltecek meâl budur: Allah’tan başkası müstakilen var sanıp ona kulluk etmeyesiniz diye bu kitap indirildi.
BAŞKA MERCİ YOK,
DÖNÜŞÜNÜZ ALLAH’ADIR
“Kulluk” denildiğinde akla hemen hayat tarzı gelmelidir; kulluk bir hayat tarzıdır. Siz başka kulluk (başka hayat tarzı) seçerseniz, hayat tarzını seçerken Allah’tan başka bir merci var sanarsanız yanılırsınız. Başka merci yok, dönüşünüz Allah’adır. Hud-2’den dersimizi aldık: Başka merci olmadığını öğrenip Allah’a kulluk edesiniz diye bu kitap indirildi. Demek ki iyi insan olalım, iyi insanlardan oluşan bir toplum oluşturalım diye değil. Kur’ân, Allah’a kulluk edelim, Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik davranalım, iyi kul pozisyonunda olalım diye indirildi. Âyet bizi bunun için uyarıyor. Peki, bu nasıl yakalanır? Kur’ân’ı ders yaparak. Kur’ân’ı ders yaparsak böyle olduğunu görürüz. Kur’ân’ı ders yapmak çok önemlidir. Kur’ân’ı bir hikâye, bir rahatlama aracı gibi sanıp sonra da Kur’ân’la ilişkimizi yerine getirdik zannedersek onu ders yapamayız, ondan sonuç çıkaramayız. Kur’ân’dan sonuç çıkarmak için farklı ve özel tahsiller gerekmiyor. Şehâdeti doğru yapan kişi okuyunca Kur’ân’ı adım adım anlamaya başlar, şaşarsınız. Bu şehâdeti yaptıktan sonra bir ev hanımı olarak siz âyetleri anlarsınız. Ama bu şehâdeti yapmayan bir ilahiyat profesörünü dinleyin, “hiç anlamamış” dersiniz. Önemli olan bu şehâdeti yapmaktır. Çünkü Rum Sûresi 30. âyet “bu şehâdeti yapın da gelin, İslam dinine bu şehâdetle yaklaşın” diyor.
KUR’ÂN İNSANLARI ALLAH’A
YÖNELİŞLERİNE GÖRE AYIRIYOR
Kur’ân’ı iyi ders yapan görür ki Kur’ân insanları ikiye ayırır; Âmentü Billâhi diyenler ve inkâr edenler. İnsanlar Kur’ân’da bu iki ana grup altında toplanır. Bu grupların kendi içlerinde alt grupları da vardır, ama esas iki grup vardır: Âmentü Billâhi ve Rasûlihi demiş olanlar, bir de bu bilgiyi inkâr etmiş olanlar. Anlıyoruz ki Kur’ân insanları Allah’a yönelişlerine göre ayırıyor. Allah’a nasıl yöneliyorsa insan ona göre değerlendirilir. Başka bir ifadeyle, Allah’a verdikleri sözü tutanlar, tutmayanlar, hatta unutanlar diye ayrılır: Âmentü Billâhi îmanına göre hayat tarzı oluşturmuş olanlar ve dûniHi algı ve zann’larına göre hayat tarzı oluşturmuş olanlar. Bu tasnif tahmin edemeyeceğiniz kadar önemlidir. Âmentü Billâhi îmanına göre hayat tarzı oluşturanlar, DûniHi algı ve zann’larına göre yaşayanlar iki ayrı gruptur ve bu tasnif size anlatamayacağım kadar hayatidir.
KİŞİ “ONU DA YAPARIM, BUNU DA”
DEYİP İKİ HAYAT TARZINI DENGELEMEYE ÇALIŞIYOR. KESİNLİKLE OLMAZ!
 Hayat tarzı tanımı içinde herşey vardır, herşey! Yirmi dört saat içinde neler yapıyorsanız, hayat boyu, hepsi onun içindedir. Yalnızca tarif edilmiş bir kaç ibadeti sâlih amel diye sıralayıp, “bunları yaptım, tamam” zanneden çok yanılır, kaybeder. Hayat tarzı, zihinden geçenleri, arzu ve istekleri, kıpırdamanızı, yatıp kalkmanızı, her şeyi içine alır. Kulluk yapmak hayat tarzıdır, bu anlaşılmazsa insan iki hayat tarzını dengelemeye çalışır. Maalesef günümüzde çok görüyoruz, kişi “onu da yaparım, bunu da” deyip iki hayat tarzını dengelemeye çalışıyor. Kesinlikle olmaz! Dengeleyenler bilsinler ki bütün yaptıkları esfele sâfiliyn defterine yazılır. Rabbimiz buyuruyor: “Bana verdiğiniz de oraya gider, bana bir şey gelmez, oraya yaptıklarınızdan almam.” Kural budur: Allah rızası saftır, bölüşülmez, paylaşılmaz, paylaştıramazsınız. Hayat tarzı da öyledir. Çok titizlenmek, korkmak lazım! “Öyle de yaparım, böyle de” diyenin tüm yaptıkları yanlış yere yazılır.
Zümer Sûresi 35. âyet: “Ben, o zor günde, dosyanız delillerle bana geldiğinde hüküm vereceğim zaman sizin kötülüklerinizi sileceğim. Dosyanıza bakıp, en güzel ne yapmışsanız size onunla muamele edeceğim, bir de fazlasını vereceğim.” Nasıl bir müjde! Unutmayın, bu müjde yalnızca Âmentü Billâhi ve Rasûlihi diyenler için. Bu konuda yanılıp âyet ve hadisleri herkese uyguluyoruz. Kur’ân ve Sünnet yalnızca Âmentü Billâhi ve Rasûlihi diyenleri muhatap alır, onlarla konuşur, onlara öğüt verir, onları müjdeler. Kişide Âmentü Billâhi ve Rasûlihi idrakı yazılarda paylaştığımız şekilde ve tam olmak kaydıyla bu muamele çalışır.
O’NSUZ OLMAZ,
 EFENDİMİZ (SAV) OLMADAN OLMAZ
Kulluk yapmanın hayat tarzı olduğunu, Kur’ân’ın insanları hayat tarzıyla ilgili olarak, “Âmentü Billâhi ve Rasûlihi” diyerek hayat tarzı oluşturanlar ve diğerleri şeklinde ikiye ayırdığını söyledik. Âmentü Billâhi ve Rasûlihi demek, “Billâhi îmanına göre” demektir ki Âmentü Billâhi’yi bize öğreten Efendimiz (SAV)’dir, O’ndan ayrı Âmentü Billâhi olmaz, Muhammeden Rasûlullah’tan ayrı Kelime-i Tevhid olmaz. Bu yüzden söylemeseniz bile Muhammeden Rasûlullah Kelime-i Tevhid’in içindedir, ayrılamaz. Böyle bilin: O’nsuz olmaz, Efendimiz (SAV) olmadan olmaz. Hayat tarzlarına göre iki ana grubun birisi “İyyaKE na’budu” grubudur. Biz buna talibiz. “İyyâKE na’budu” derken geldiğimiz noktada şunu söylüyoruz: Allahım, biz Âmentü Billâhi ve Rasûlihi dedik ve ona göre hayat tarzı oluşturduk. Hayat tarzı dünya yaşantısında toplum hayatı olduğu için “BİZ” denir. “BİZ” ifadesini zâhiri olarak biraz daha anladık değil mi? Aileniz var, bir çevreniz var. “İyyaKE na’budu” derken “biz böyle bir hayat tarzı oluşturduk” diyoruz. Hayat tarzımız böyle değilse çok büyük bir çelişki var demektir. Fâtiha’da bunu söylememize rağmen, hayatımız böyle değilse olmaz. Günlük yaşantıda birisi size aslı olmayan bir şey söylese nasıl davranırsınız? Elhamdülillah, Rabbimiz bağışlıyor, bize öyle davranmıyor. Bizim birbirimize davrandığımız gibi davransa mahvoluruz. “İyyâKE na’budu” demekle biz “ya Rabbi, Âmentü Billâhi ve Rasûlihi dedik, buna göre bir hayat tarzı oluşturduk” diyoruz. Mesele her şeyiyle bir hayat tarzıdır. Dünya hayatını, buradaki hayat tarzını ilgilendiren âyetler kesret diliyledir; bir amel, bir davranış çıkaralım diye. Dünya hayatındaki sâlih ameli tarif eden âyetler kesret diliyle, yönelişi anlatan âyetler tevhid/ulûhiyet diliyledir. Bu bilinmezse, kesret dilindeki cümleler ile tevhid manasındaki cümleler birbirilerine zıtmış gibi zannedilebilir. Hiç öyle değiller. Tamamen aynı şeyi anlatan, aynı mânâda cümlelerdir. Bu idrakla diyoruz ki, Kur’ân’ın en önemli iniş sebeplerinden birisi, dileyene Allah’a nasıl kulluk yapacağını öğretmektir. Kur’ân’ın iniş sebeplerinden birisi budur, belki de en baştaki sebep budur: Allah’ın razı olduğu hayat tarzını öğretmek. Dileyene, dileyen insana! “Dileyen” kesret dilidir ve çok önemlidir. Âyetlerdeki “dileyen” kelimesini anlayan dünya ve âhirette kurtulur. Bu nedenle, “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” kapsamındaki bu paylaşımları biz “Dileyen”i anlayabilmemize yardımcı olacak konularla tamamlayacağız. İster kaderi anlamayarak, ister tasavvuf, ister bir felsefe adı altında, “dileyen” kelimesini göremeyen sapar. Onu anlayan kurtulur, onu göremeyen sapar, o kelimenin cazibesine kapılan da sapar. Bunları ayetlerden alıyoruz. Önemle vurguladığımız idrakla, o şehâdetle Kur’ân’ı kim ders yaparsa bu sonuçları o çıkarabilir. Kur’ân’ı ders yapmak, Allah’a kulluk yapmanın önemli bir basamağıdır. Allah’a kulluk yapanın işlerinden birisi Kur’an’ı ders yapmaktır, aslında işi(miz) odur. Ama şeytan boş durmaz, “sen misin kendini bunların içinde bulan” der ve uğraşmaya başlar. Ona pabucunu ters giydirip gönderin, bu çalışmalara devam edin inşaAllah.

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 49-

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi