“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 116

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 116

Mustafa Yılmaz DÜNDAR 3 Kasım 2018 Cumartesi 12:23:38
 

SİZE GELEN UYARI HAKK
YOL İÇİN Mİ DEĞİL Mİ, ONU AYIRT EDİN
Ayetlerde uyarılırız, uyarılar vardır. Uyarı kelimesi önemlidir. Ama Kur’ân’ın bizi uyarması ile insanların birbirlerini uyarmaları farklıdır, buna dikkat edelim. Şu tablo değişmeden devam ediyor: Allah bir konuda uyardığında insanlar Allah uyardı diye ondan nefret ediyor. Bunu kendinizde de yaşarsınız. Ama insani ilişkilerde hiç öyle değil! İnsani ilişkilerde uyarılan uyarıları nasıl anlıyor ve nasıl davranıyor? Bunu anlamak üzere bir basit örnek vermeye çalışayım. Bir şeker hastası düşünün ki hastalığını umursamıyor, gıdasında durmadan yanlışlar yapıyor. Onun bir sıkı dostu bir de normal arkadaşı var. Elini tatlıya uzattığında dostu hemen müdahale ediyor, “onu yemesen” diyor. Arkadaşı ise “bir dilim bakladan ne olur, ye gitsin” diyor. İşi bilmeyen şeker hastasına göre bu iyi bir dosttur, çünkü ondan yana, “ye gitsin, birşey olmaz” diyor. Diğeri rahatsız edicidir, “onu yeme, bunu yeme” deyip karışıp duruyor. “Ne yiyeceğiz kardeşim?” diye kızar ona. Oysa sıkı dostlar! Bu uyarma devam ederse nefret başlar, o sıkı dosttan nefret eder. Diğerinin söyledikleri yüzünden ölür ama onu severek ölür. Uyarılara böyle yaklaşın, size gelen uyarı Hakk yol için mi değil mi, onu ayırt edin. Hakk yol içinse ona müteşekkir olmak gerektiğini unutmamalıyız. Hakk yol dışında olan öneriler bize cazip gelmemeli, onları daha iyi, daha hoşgörülü zannetmemeliyiz. Birincisi bu. Bir önemli nokta daha var, uyarıların tesir etmesini istiyorsanız şu önemlidir. Onu yeme, bunu yeme diyen kişinin söylediği doğru ve uyarılarının tesir etmesini istiyor. Ama kişi ondan nefret etti, önerileri ona tesir etmiyor. Önemli olan şudur: Uyarıların tesir etmesi için önce hastanın tâlip olması gerekir. Kişi tâlip değilse onu durmadan uyarmayın. “Hakk yolu anlatıyorum, doğruyu söylüyorum, yaptığım yanlış mı?” demeyin! Karşıdaki tâlip değil. Talip olmadığı için siz doğruları söyledikçe, doğrularla karşılaştıkça sizden nefret eder, sistem böyle. İnanmayanlar sırf Allah uyarıyor diye Allah’tan nefret etmiyorlar mı? Aynı şey sizin için de geçerlidir. Karşındaki tâlip değilse durmadan uyarırsanız sizden nefret eder. Ne kadar doğru söylerseniz söyleyin, değişmez. Bir defa nefret ederse daha da tesir edemezsiniz. Amacınız bağcı dövmek değil de üzüm yemekse onun tâlip olmasını sağlamalısınız. Bu yüzden tâlip olan önemlidir. Herkese göre farklı bir strateji ile kişinin tâlip olmasını sağlamalıyız. Bunu nasıl yaparız diye sorarsanız, gülerim. Çünkü dünya işleri için hiç sormuyorsunuz. Dünya işlerinde nasıl pazarlama teknikleri varsa, kişiyi tâlip yapacak teknikler de var. İş dîne gelince nasıl yaparım diye sorarsanız olmaz. Kişiyi seviyorsanız, onu tâlip yapacak bir yol, bir yöntem bulursunuz. Dikkat edin, doğruyu söylemek başka şeydir, yöntem başka şey. Doğruyu söylüyor olmak sizi haklı yapmaz. Haklı yapacak şey yönteminizdir. Bir hadisi veya âyeti paylaştınız, doğruyu söylediniz diyelim, dikkat edin, o kullandığınız malzeme sizin değil, siz ondan sorumlu değilsiniz. O âyeti, o hadisi siz söylemediniz ki, onları aldınız, alıntı yaptınız. O alıntıya sığınarak “haklıyım” diyemezsiniz, siz yönteminizden sorumlusunuz, “söylediğim yanlış değil” diye bir gerekçe üretemezsiniz. Siz sizin olandan sevap veya günah kazanırsınız, yani siz yönteminizden kazanırsınız. Yanlış yöntemle yaptıysanız Allah da kızar; “niye âyetimi bu yöntemle kullandın, kulumu niye âyetimle nefret ettirdin?” der. Uyarı yaparken bu çizgi çok önemlidir, dikkat etmek lazım inşâAllah.
AYETLER KİŞİNİ KENDİNE
ŞAHİTLİĞİNİ ANLATIYOR
“Eğer biz onları önce bir azab ile helak etseydik, elbette şöyle derlerdi: ‘Rabbimiz, bize bir rasûl irsal etseydin de zillete düşmeden, rezil olmadan önce âyetlerine tâbi olsaydık.” (Tâ-Hâ; 134)
Bunu söylediklerinde onlar dünya hayatı imtihanındaki kazanımları ile oluşan değişimlerine şâhitlik yapıyorlar. İş işten geçmiş denir ya öyle bir hal, muhafaza buyur Allahım.
“Ey, cinn ve insan topluluğu! İçinizden size, âyetlerimi kıssa eden ve şu an içinde bulunduğunuz hal için sizi uyaran Rasûller gelmedi mi? ‘Nefslerimiz üzerine (kendi aleyhimize) şahitlik ettik’ dediler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına dair, nefsleri üzerine şâhitlik ettiler. Bu şundandır: Rabbin, halkı risalet ile uyarılmamış iken, zulmedici olarak ülkeleri helak edecek değildir.” (En’âm; 130, 131)
“Allah üzerine yalan uyduranlardan yahut O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zâlim kimdir? İşte onlara kitaptan kendi nasipleri nail oldu. Nihayet onları vefat ettirmek için rasûllerimiz kendilerine geldiği vakit; dûnillah (algı sonucu müstakilen VAR ve muhtar sanıp) dua edip güvendiğiniz güçler nerede?’ dediler. ‘Bizden kaybolup gittiler’ dediler ve (böylece) inkârcı olduklarına dair kendi aleyhlerine şâhitlik yaptılar.” (A’râf-37)
Ölümle birlikte Muhtariyeti Tercih Gücünden tercih yetkisi kalkar, zanların büyüsü bozulur. Canlarını almak için gelen rasûller onlara “Allah dışında sandığınız, dûnillah algı ve zanlarınızla yönelip çağırdığınız, kendilerini müstakilen VAR ve muhtar zannettiğiniz şeyler, güçler şimdi nerede?” diyorlar. Onlar da “kaybolup gittiler” diyor. Kayboldular, iş artık bozuldu, çünkü tercihin hükmü bitti. A’râf-37’den anlıyoruz ki bu ölüm anındaki şâhitliktir. Kıyâmet Sûresi 13, 14, 15’te de bir şâhitlik var, ama o hesap günündeki şâhitlik. Yanlış kişinin kendi aleyhine iki şâhitliği var, o iki kere şâhit oluyor. Ölürken “evet, ben sana âsi idim” diyor. Bir de hesap günü. Önce yan çiziyor, mazeret üretiyor, sonra kendi aleyhine şâhitliğini yine yapıyor. İki şâhitlik var, ikisi de kişinin kendisine şâhitliğidir.
HAKK YOLU TERCİH EDENLER,
MÜ’MİNLER NASIL ÖLÜYOR?
“Muhakkak ki, Allah üzerine yalan uyduranlar iflah etmezler.” (Nahl-116)
 “Hangi şeyden sorup duruyorlar; o azim haberden mi ki onda muhteliftirler. Hayır, (zannettikleri gibi değil), yakında bilecekler. Yine hayır, yakında bilecekler.” (Nebe; 1-5)
“Yakında bilecekler, hayır yakında bilecekler” âyeti bu iki şahitliği haber verir denir. İki kez peş peşe yakında bilecekler deniyor, çünkü ölüm de yakın, kıyâmet de. Allah indinde ikisi de yakın. Dolayısıyla ölümde bilecekler, kıyâmette de bilecekler, şâhit olarak.
“Dediler ki: ‘Rabbimiz bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin de günahlarımızı itiraf ettik! (Bu durumdan) bir çıkış (kurtuluş) yolu var mı?” (Mü’min-11)
Bu âyet de iki kere şâhitliği gösteriyor, iki kere hallerine şâhit oluyorlar. Öyle korkunç ki “iki kere öldürdün, iki kere dirilttin” diyorlar. Öldü, hesap için dirildi, haline şâhit oldu. Ba’s olmak üzere tekrar öldü. Bir süre geçti, sonra tekrar dirildi. Ve diyor ki “iki kere öldürdün, iki kere dirilttin, iki kere şahitlik yaptık, Rabbimiz bu ne ızdırap, buradan bir çıkış, bir kurtuluş yok mu? Burada önemli uyarı şu: İnsan dünya hayatı sürecinde dûniHİ algı ve zanlarını temizlerse ölüm sonrası pişmanlık azaplarını temizlemiş, kaldırmış olur. Çünkü ölüm sonrası pişmanlık azapları dünyadaki dûniHİ algı ve zanlarının hatıralarıdır. Onu kaldırırsanız ilerideki pişmanlık da kalkmış olur. Bu durumda ölüm anı mü’minler için nasıldır? Dünyada iki tercih hakkı vardı. Diğeri batılı tercih etmişti. Hakk yolu tercih edenler, mü’minler nasıl ölüyor?
“Orada ilk ölümlerinden başka ölüm tatmazlar.” (Duhân-56)
Bir kere öldü, ba’s anına kadar iş bitti. Peki o ölüm nasıl, mümin kişi nasıl ölür, “Müstakilen VAR ve Muhtar ancak Allah’tır, başka müstakilen VAR ve Muhtar yoktur” beyanını yapmış ve bunun gereği hayat tarzını tercih etmiş kişi nasıl ölür? Bunları âyetlerden okuyalım, âyette şüphe olmaz.
“Eğer, (ölen kişi) mukarrebundan ise (bu beyanda ve gereği olan hayat tarzında değişimini çok ilerilere götürmüş, değişmiş de değişmiş, değişmiş de değişmiş, değişimde öne geçmişse) ona ravh (rahatlık, tam vasıl olma), reyhan (güzel koku) ve Naim Cenneti vardır.” (Vâkıa; 88, 89)
Rahatlık, tam vuslat, reyhan yani güzel koku ve Naim Cenneti… Mukarrebun için böyle, ölür ölmez bir güzel kokunun içine, büyük bir rahatlığın içine ve Naim Cennetlerine giriyor, bir anda. Bu Fâtır Sûresi 32. âyeti izah eden hadislerde tarif ediliyor, oradan öğreniyoruz. Âyet şöyle devam ediyor: Ölen kişi ashâb-ı yemînden ise, bunlar kadar öncü değil ama İhlâs Hayat Döngüsü’nde ise, Vâkıa 90, 91: “O (ölen kişi) ashâb-ı yemînden ise; ashâb-ı yemînden, senin için selâm var (denir).”
Duhan-56’dan öğrendik, müminler için bir kez ölüm var. Vâkıa 88-91 ayetleri, “Âmentü Billâhi ve Rasûluhi” deyip bu doğrultuda gayret edenlerin ölümünü ya doğrudan rahatlık, güzel koku ve Naim cennetlerine anında geçen veya onu karşılayanların “ey bu yolu tercih etmiş olan ashâb-ı yemîn, selâm sana” dedikleri bir ölümü tadış tarifi yaptı. Dünyada bize böyle bir muamele yapılmıyor, ama ölüm anında iki ihtimalden birinin olacağını Kur’ân söylüyor. Bunları duyunca diyoruz ki “İyyâKE nabudü VE iyyâKE nesta’iyn.” Kabul buyur Yâ Rabbi, râzı oluver Yâ Rabbi. (Âmîn)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi