Eylemde adil olmak – Kocatepe Gazetesi

Eylemde adil olmak – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy 28 Mayıs 2010 Cuma 03:00:00
  Önceki gün, gazeteciler olarak “küçük” bir eylem yaptık. Saat 12.00’da başlaması gereken basın açıklaması, saat 12.25’te başlayınca tepki koyduk, kameralarımızı, fotoğraf makinelerimizi kaldırıma bırakıp eylemcileri izledik. Daha sonra da “olay yeri”ni terk ettik. Buraya kadar haklı bir tepki ortaya koyduğumuz görünüyor.
Eyleme gel eyleme
Ben eylemden önce ilgili sendikaya gittim. Saat 12’ye geldiği halde hâlâ sendika üyeleri eylem için telefonla birbirlerine haber vermeye çalışıyorlardı. Eylemin zamanında başlamayacağı zaten belliydi. Gazetecilerin eylemi karşısında şaşıran sendika başkanı, yakın dostlarına şu yakınmada bulunmuş:
“Gazeteciler, daha önce bizim sendikamızın önüne kadar gelirlerdi, yürüyüşümüzü çekerlerdi. Biz onları sendikanın önünde beklerken, onlar PTT önünde bizi beklemişler. Bu nedenle böyle bir karışıklık olmuş.”
Başkan’ın açısından durum bu.
Ancak o zaman, gazetecilere “eylemimiz var” diye haber verilirken saate ve mekâna daha dikkat edilmeli. Ki bir daha böyle bir eylemle karşı karşıya kalmayalım.
Ev sahibi de geç kaldı
Fakat burada adil olmak gerek. Çünkü aynı gün, aynı saatlerde başka bir toplantı daha vardı. Yaklaşık bir ay önce toplantıya geç kalan bir “yetkili”yi gazeteciler ve işadamları önünde azarlayan bir Başkan, e-posta yoluyla bildirilen basın toplantısına geç kalmıştı. Yani bu geç kalış, azarlanan “yetkili”ninki gibi “deplasman” koşullarından kaynaklanmıyordu. Saat 11.30’da başlaması gereken basın toplantısı, ev sahibinin gecikmesi yüzünden saat 12.00’ye doğru başlayabildi.
Ama orada bir eylem söz konusu olmadı.
Bakanlar’ın programları
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Geçen hafta ilimize gelen Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın hangi programı zamanında başladı? Hatta “basına kapalı” iması yapılıp gazeteciler bürolarına döndükten sonra tekrar çağrılmadılar mı, ‘yok basına kapalı değilmiş’ diye?
Elimizi vicdanımıza koyalım: Geç başlayan programlar nedeniyle hangi Bakan, gazeteciler tarafından protesto edildi? Böyle bir şeyi beklemek mümkün değil. Çünkü biliriz ki o Bakan’dan mutlaka “manşetlik” bir haber çıkacak. Oysa eğer gazeteci, kendi gücünü ve rüştünü ispat etmek istiyorsa geç kalan hiçbir programı girmez. O zaman basına verilen önem artar.
Çifte standarda yenik düşmeyelim
Hadi bıraktım, Bakan’ı, ticaret erbaplarını. Önceki gün eyleme geç kalan sendika hükümete yakın bir sendika olsaydı yine aynı tepki görür müydü? Burada bize düşen, bir sendikayı “günah keçisi” ilan edip üzerine gitmek değil. Yapmamız gereken, toplu halde hareket edip muhataplarımızın basına önem vermesini sağlamak. Eylem yapmayacaksak da hiç kimseye ses çıkarmamamız lazım.
Bir de şu var: Bazen biz gazeteciler de bazı programları geç başlatmıyor muyuz? “Şu arkadaşımız gelmedi, bu arkadaşımızı da bekleyelim” diyoruz. Toplantı sahipleri de bu dayanışmamızı anlayışla karşılıyor. Şu ana kadar kimse “Kardeşim, sizi mi bekleyeceğiz, bir sürü işimiz-gücümüz var” demedi. Eylem yaparken bu denge de gözetilmeli.
Aslında basın açıklaması yapacaklarla basın açıklaması yapanlar arasında karşılıklı bir çıkar ilişkisi var. Bir taraf, sesinin duyulmasını isterken diğeri de haber yapma derdinde. Birisi basın açıklaması yaptığında iyi-kötü gazetelerde yer buluyor.
Zaman mefhumu, herkes için önemli
Bu olguda en önemli kavram “zaman”. Çünkü gün içinde birden fazla program oluyor ve gazeteciler, gün içindeki programları takip edip haberleri yetiştirmek zorunda. Bir programdaki 20-25 dakikalık aksaklık, diğer programları ve dolayısıyla gazetecinin başarısını da etkiliyor.
“Gazetecilik koşuşturma işi zaten” denebilir. Kimsenin bu koşuşturmaya karşı çıktığı yok. Herkes, bunu bilerek ve belki isteyerek gazetecilik yapıyor. Bununla birlikte “5-10 dakikadan bir şey olmaz” deniliyorsa, “vakit ve nakit” kelime oyununu anımsatmak gerek.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi