Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Edep; Ya Hu – 51
  • 0
  • 259
  • 21 Şubat 2020 Cuma
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Esfele Safiliyn format içerisinde sevgi dosyası bulunmaz, orada bulunan tek duygu “NEFRET”tir. Bu yüzden insan, hissettiği “en düşük seviyeli nefret” hallerini “sevgi” zanneder. Ancak bazı sebeplerle nefret seviyesi bu sevgi duyulan kimseye veya şeye karşı yükselince, sevgi denilen şey de kaybolur; yerini kızgınlık, öfke, nefret kaplar. Eğer herhangi bir sebepten yükselmiş olan nefret seviyesi o kişiye veya şeye karşı düşerse, tekrar “sevgi” dediği şey gelir. Kendisini teselli etmek üzere bu iniş çıkışlar için “hayatın, sevginin tuzu biberi” yakıştırmasını yapar. Böyle bir kısır döngüde, Esfele Safiliyn insan kendisini kandırır durur.
Esfele Safiliyn hayat tarzı içerisinde duniHi anlamda hürriyet ile ortaya çıkan aşklar, sevgiler, anne-baba sevgileri, çocuk sevgileri hep işte bu “nefret” gerçeği içerisindedir, maalesef. Esfele Safiliyn hayat tarzı içerisinde insanlar bütün bu sebeplerden dolayı “sevgi ve kardeşlik” çerçevesinde bir grup, bir cemaat veya bir topluluk hiçbir zaman olamazlar. Bundan dolayı grubu, cemaati, topluluğu bir arada tutabilmek için perde arkasında başka Esfele Safiliyn yöntemler kullanırlar. Bu yöntemlerin çoğu da korku veya menfaatlere dayanır.
Bu konuyu vurgulayan bir ayet şöyledir:
“Onların kendi aralarındaki be’sleri (Müstakilen Varım ve Muhtarım iddiaları ve yaptıkları tanrısal savaşları, ihtirasları) şiddetlidir. Kalbleri dağınık ve ayrı ayrı olduğu halde onları toplu sanırsın (topluluk görüntüsü verirler). Bu onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr Sȗresi 14)
Kazanılmış Değişimimizi Hakk yolda gerçekleştirmek istiyorsak ve Kader Matriksi’ndeki ahiret konumumuzun cennet hayatı olmasını hedefliyorsak, Billahi anlamda hürriyet ile sevmeyi öğrenmemiz gerektiğini şu ayetlere dikkat ederek, dikkat kesilerek ders yapalım:
“İnsanlardan kimi de, Dunillahi bir endad edinip onları Allah’ı sever gibi severler. İman etmiş olanlar ise Allah’a sevgiye daha şiddetlidirler. O zulmedenler, azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın Şedid’ül Azab olduğunu göreceklerini keşke şimdi anlayabilselerdi. O zaman kendilerine tabii olunanlar, azabı görerek kendilerine tabii olanlardan uzaklaşıp gitmişlerdir. Ve aralarındaki sebepler parçalanıp kopmuştur. Tabii olanlar “keşke bize bir kere daha fırsat verilseydi de, şu sevdiklerimizin bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak” dediler. Böylece Allah, onlara amellerini, kendilerine acı pişmanlıklar olarak gösterir, onlar nardan çıkacak da değillerdir.” (Bakara 165-167)
Bu ayetlerdeki dersi alabilmemiz için, “insanlardan kimi de Dunillahi bir endad edinip de, onları Allah’ı sever gibi severler.” uyarısını önce çözmemiz gerekir. Buradaki anahtar tanım “dunillah bir endad” edinmektir. DuniHi algı ve zann’larının doğal sonucu olarak “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasında bulunarak kişinin içine girdiği ilahlık hissiyatıyla önce kendisini “dunillah bir endad” konumuna sokması ve kendisindeki bu “ilahlık hissiyatını” hayatın devamlılığını sağlayan enerjisi sanması ve sevmesi, sonra da bu halinin doğal sonucu olarak “duniHi anlamda hürriyet”iyle kimi ve neyi seveceğini seçmesidir! Buna kişi bir put edinmek ihtiyacı duyuyorsa o da girer, hatta kendisini inançsız ilan edenin bu hali de buna dâhildir. “Kendi ilahlık hissiyatı” birincil, “diğerleri” ise ikincil derecede dunillah bir endad sınıfına girerler.
Sevgilerini Allah’ı sever gibi yaparlar, yani nefret kökenli duygularıyla oluşturdukları sevgi oyunlarını doğru zannederler. Oysa Billahi anlamda hürriyet kullanmayı öğrenen Billahi anlamda iman sahibi müminler, DuniHi algı ve zann’larından temizlendikçe gerçek sevgiyle buluşurlar da bunların Allah’a ve O’nun kullarına sevgisi gerçekleşir ve bu çok şiddetlidir. Bu sevgiyi öğrenen ve birbirlerini bu sevgiyle seven müminler ancak kardeştirler.
Hucurat Sȗresi 10: ‘’Mü’minler ancak kardeştirler.’’
Meryem Sȗresi 96: ‘’Muhakkak ki iman edip salih amel işleyenlere gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.’’
Hac Sȗresi 38: ‘’Muhakkak ki Allah, hain ve nankörü sevgisinden mahrum eder.’’
Fıtratımızdan açığa çıkaracağımız sevgiyi Esfele Safiliyn formatın nefret ile örtmesini önlemenin tedbirlerini çok önemsemeliyiz. Esfele Safiliyn’in “nefret kökenli konuşma dili”ni mutlaka terk etmeliyiz. Bu dili terk ettikçe duniHi algı ve zann’ları sadrdan temizlenir ve kalbte var olan ve fıtrata ait olan asıl sevgi hissi açığa çıkar ve fonksiyon kazanır.
Bu mücadele yolunda şu ayeti de dikkate alalım:
“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin (sevmesin). Kim böyle yaparsa onun Allah ile dostluğu kalmaz, sevgi ilişkisi kopar.” (Âl-u İmrân 28)
Dünya hayatında yanlış sevgilerle oyalanan ve ömür mühletini böyle israf eden için şu ayet uyarmaktadır:
Zuhruf Sȗresi 67: ‘’O gün dostlar (dünya hayatındayken Esfele Safiliyn sevgili olanlar) bazısı bazısına düşmandır, ancak müttakiler (Allah için fıtratlarına uygun sevmeyi öğrenenler) müstesna.’’
“Kazanılmış Değişim”lerini Hakk yolda gerçekleştirmeye talib olanlar için Rasulullah (SAV) Efendimiz, bu mücadelede müminlere bir dua öğretmekte ve önermektedir: “Allahümme inniy es’elüke hubbeKE ve hubbe men yuhibbuKE: Allahım, Sen’den sevgini ve seni sevenleri sevmeyi dilerim.”
Genişletilmiş bir mana ile söylersek: Allahım, bana seni sevmeyi öğret. Fıtratımdan gelen kalbimdeki gerçek sevgiyi aktif kıl. Dünya hayatı kurallarıyla seni sevenleri sevmek ve onları anlamak mümkün olmaz. Bunu bana mümkün kıl ve kolaylaştır ki seni sevenleri de sevebileyim. Ulaşmak istediğimiz bu sevgiyi perdeleyen ve Sadr’ımıza yerleşip Kalb’imizi örten “ğıll/nefret” illetini de def et, bizi bu Ğıll’den temizleyiver Ya Rabbi. (Âmin)
Çünkü kalpte bulunan Ğıll cennete girmeye engeldir. Hicr 47 ve A’raf 43. ayetlerden öğreniyoruz ki cennete girecek müminlerin Kalb’inden, Sadr’ından Allah Ğıll’i söküp atar. Ve Haşr 10’dan öğreniyoruz ki Rabbimiz kalbimizin Ğıll’den temizlenmesi için dua etmemizi istemekte, bu ayette bize bunun duasını öğretmektedir.
Dolayısıyla: Sevgiyle ilgili hadisten öğrendiğimiz dua, Haşr Sȗresi 10. ayette Rabbimizin öğrettiği dua ve bunlarla birlikte Rabbimizin “Vedud” esmasının Zikrullah’ını görev edinmek ve “nefretin konuşma dili”ni terk etmek, dünya ve ahiret hayatımız için çok önem arz etmektedir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM