Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Edep; Ya Hu – 48
  • 0
  • 166
  • 18 Şubat 2020 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

“O zaman kendilerine tabi olunanlar, azabı görerek kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp gitmişlerdir. Ve aralarındaki (dûniHİ) sebepler parçalanıp kopmuştur. Tabi olanlar (müstakilen varım ve muhtarım iddiasını savunanlar): “Keşke bize bir kere daha fırsat verilseydi de (şu uydurmuş olduklarımızın) bizden uzaklaşmaları gibi biz de (zamanında) onlardan uzaklaşsak” dediler. Böylece; Allah, onlara amellerini, kendilerine hasretlik/acı pişmanlıklar olarak gösterdi. Nar’dan çıkacak da değillerdir.” (Bakara; 166, 167).
Dünya hayatında fayda göreceğini zannederek DûniHİ algı ve zann’larına vehmettikleri GÜÇ, ahirette boş bir hayal olarak karşılarına çıkar ve umdukları faydayı dünyada da ahirette de bulamazlar:
“Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi nefslerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiği vakit dûnillah (algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannıyla güç vehmettikleri) ilahlarına kulluk etmeleri (hayat tarzı oluşturmaları) kendilerine hiç bir fayda sağlamadı. (Bu hayat tarzı) onların helak olmalarından başka bir şeylerini artırmadı.” (Hud-101).
“Ötelerinde de cehennem vardır. Kazandıkları şeyler (dünya hayatında oluşturdukları kuvvet ve itibar) da, dûnillah (algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannıyla edindikleri) dostları da onlara hiç fayda sağlamadı. Onlar için azıym bir azab vardır.” (Casiye-10).
“DûniHİ algı” Kur’an’da “DûniY” ile de ifade edilmiştir. Bu ifade ediş tarzında Allah DûniHİ algıyı “BEN” kelimesiyle belirtmiş ve işin önemini daha kuvvetli ortaya koymuştur ve aslında bu kullanımla “el-Veliyy” esmasının manasına da dikkat çekmiştir.
“Gerçeği örten şu kâfirler, kullarımı dûniY (algıyla Ben’im dışım var zannederek, orada da müstakilen var ve muhtar güçler vehmederek) veliler edinebileceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirler için bir konak olarak hazırladık. De ki: “Ameller itibarıyla en hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi? Onlar ki (dûniY veli edinenler) dünya hayatında tüm çalışmaları boşa gidenlerdir. Oysa onlar güzel amel yaptıklarını sanıyorlar.” (Kehf; 102-104).
“Onlar kendilerini güzel amel yapıyor sanıyorlardı.” ifadesinde daha önce paylaştığımız bir manayı görüyoruz: DûniHİ Algının Kuvveti! Buradan onu anlıyoruz. Gerçekten, dûniHi algı insanda o kadar kuvvetlidir ki. Onun DûniHi algısı bizim gibi normal insanların Allah’a imanından daha kuvvetlidir, o algıya kişi daha sıkı inanır. İşte, bu yüzden bütün yaptıklarını doğru ve güzel zanneder.
Bu ayette bize DûniHİ Algının Akıbeti de anlatılır: Öğreniyoruz ki; DûniHi algının akıbeti cehennemdir. Elbette!
Bu ayette farklı olarak “DûniY” (Benim dışım var zannederek!) ifadesinin kullanılması vurguyu kuvvetlendiriyor ve özelleştiriyor. Bu vurgu “dûnillah/dûniHi” gibi genel değildir, yani “Allah’ın dışı var zannederek” denilmiyor. Allah özel müdahale etti: “DûniY; Benim dışım var zannederek”… İleride bir başka ayeti göreceğiz; “dûniKE; senin dışın var zannettik” diyen.. “DûniY veli” ifadesi ayetteki önemli vurgu olduğuna göre bundan ne anlamalıyız? Buyuruyor ki: DûniY zannıyla (benim dışım var zannederek) birilerine ‘Müstakilen Var ve Muhtar Güç’ etiketi yapıştırarak onu dost/veli edindiler. Ayeti duyunca onunla amel etmeye talip olan hemen sorar: Hiç mi dost edinmeyeceğiz, dostumuz olmayacak mı? Hayır, böyle mana çıkarmayın. Buradan doğru meal çıkarmak için “dost”u ikiye ayıralım: “DûniHİ dost” ve “Billahi dost”. Ve basit özelliklerle bunları tefrik etmeye çalışalım.
DûniHİ dost “birisinin dostu” demektir. Siz birisini dost edinmişsinizdir, sorarlar: Nerede tanıştınız, nasıl tanıştın, onu nasıl tanıdın da dost edindin? Dersiniz ki: O, çok önem verdiğim şu kişinin dostudur, o tanıştırdı. O onun öyle müthiş dostudur ki, onun için benim de dostumdur. “DûniHİ dost” bunun gibidir, birisinin dostudur. Dikkat edelim ve tüm dostlarımızı inceleyelim… Eğer birisine “dost” diyecekseniz.
Billahi dost “Allah Dostu”dur, birisinin dostu değildir. Birisi “Allah Dostu” ise dost edinebilirsiniz. “Bu senin niye dostun?” dendiğinde cevabın nettir: Çünkü Allah dostu! Bunu halk arasındaki gibi anlayıp “mutlaka evliyaullah mertebesinde birisini dost” olarak düşünüp, sonra da “nereden bulacağız?” demeyin, öyle değildir. Düzgün inananı, Efendimiz (SAV)’i seveni ve O’na mümkün olduğunca uymaya çalışanı, ayet ve hadislere göre haline baktığınız zaman ona “Allah Dostu” muamelesi yapmanız gerekir. Çünkü o aynı zamanda dua olur. Siz öyle birisine “Allah Dostu” derseniz inşaAllah o mertebelere gelir. Ama şunu da unutmayın: Sizde görevli bir melek “sana da, sana da” diyor. Siz birisine bir duada bulunduğunuzda, bir selam verdiğinizde, Billahi manasında güzel davranışlarda bulunduğunuzda “sana da, sana da” diyeni unutmayın. Birisine Allah Dostu muamelesi yaparsanız, “sana da, sana da “denirse kârlı çıkarsınız, çok yönden kârlı olursunuz…
“DûniY ifadesindeki El-Veliy manası önemlidir” dedik. Sana doğru yolu göstereceğini zannedip Benim dışımda güç var zannetme! Bu “doğru yol” sizin hayattaki her türlü işinizle ilgili doğru seçenektir, ne tür doğru olursa olsun hepsini içerir; bir iş, bir sınav, bir karar olabilir. Mesela, bir dünya işindesin, birisiyle iştiraktesin, bir akıl alacaksın tam o anına da seslenir: “Benim dışımda sana akıl verecek öyle müstakil bir güç yok!” diyor. Ona “akıl veren müstakil güç” etiketi yapıştırırsan “DûniHİ Güç” edinmiş olursun, bu yüzden “DûniY güç edinebileceğini mi sandın?” diyor. Bu durumda bütün amellerin boşa gider, iflas etmiş tüccar gibi olursun. “O gittiğin yerde, müracaat ettiğin kişide de Ben’i gör, oraya giderken de Bana gel!” diyor. Çünkü El-Veliy, doğru yolu gösterecek olan Allah’tır; Sahibi’dir. Dolayısıyla, DûniHi algı yöntemleri ve kişileriyle doğru yolu aramak Batıl’dır. Bu kapsama tüm beşeri felsefeler ve felsefeciler de girer. Bu ayetten çıkan bir mana da budur ki, çok dikkat edin, çok!
Eğer siz, doğru yolu gösteriyor diye bir felsefecinin fikirlerine bakarsanız “DûniY veli” edindiniz demektir, bütün amelleriniz boşa gider. “Şu kadar şu ameli yapıyorum, şu kadar şu zikri yapıyorum ama orada yazan sonucu alamadım” diyorsunuz değil mi? O zaman sevgini incele, velilerini incele! Hayatının bir yerinde “DûniY veli” mi var incele! Sahibi uyarıyor: Böyleyseniz boşa gider! Bu yüzden, dosdoğru olan Billahi ilmini ve halini bırakıp, görmeyip başka düşünce, idrak ve felsefelere gidene derler ki: Sana Rasulullah yetmedi mi? Sana Allah yetmedi mi? Oralarda ne aradın, neyi aradın? Eğer kişi “Ama o da önemli şeyler söylüyordu, o da doğru söylüyordu” derse şu cevabı alır: “Siz nefsinize bakın (kendinizi aklamayın)!” Maide-105.ayet böyle söylüyor. Bu yüzden, başka felsefeleri önemsemek, onlarda doğru ve hakikat aramak, onları Efendimiz (SAV)in yerine koymak, O’nunla aynı yerde tutmak, “şu kişiden de yararlanıyorum” demek, hatta o felsefecileri başkalarına da öğütleyip anlatmak, referans olmak, yani onun düşüncelerini tebliğ etmek bu ayete göre onları “dûniY veli” edinmektir. Ayette “dûniY” geçiyor olması çok güçlü bir uyarıdır, demek ki çok büyük bir tehlike var, bu kadar önemli: Benim dışımda! Bir başka fikir söyleyene karşı Allah dedi ki: Bu benim dışımda bir fikir söyleyen buldu! Bitti! Onun amelleri boşa gider! Ayetteki “DûniY” ifadesindeki uyarıda “El-Veliy” isminin bu yanları da vardır. Bu uyarı İsra-2 ve Kehf-50. ayetlerinde de vardır…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM