Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Edep; Ya Hu – 45
  • 0
  • 316
  • 14 Şubat 2020 Cuma
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Hz. Enes (RA) anlatıyor: Rasulullah (SAV) buyurdular: “Şurası muhakkak ki, Allah hakkında benim korkutulduğum kadar kimse korkutulmamıştır. Allah yolunda bana çektirilen eziyet kadar kimseye eziyet çektirilmemiştir. Zaman olmuştur, otuz gün ve otuz gecelik bir ay boyu Bilal ile benim yiyeceğim, Bilal’in koltuğunun altına sıkışacak miktarı geçmemiştir.”
Abdullah İbni Mes’ud (RA) anlatıyor. Rasulullah (SAV) buyurdular: “Sinek başı kadar bile olsa gözünden Allah korkusuyla yaş çıkan ve bu yaşı yanak yumrusuna değecek kadar akan hiçbir mü’min kul yoktur ki, Allah onu ateşe haram etmesin.”
“O halde onlardan korkup çekinmeyin, Benden korkup çekinin. Ki, sizin üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Ve umulur ki (bu sayede ideal olan hidayete ulaşırsınız) hidayet olunursunuz.” (Bakara-150)
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, ölmek üzere olan bir gencin yanına girmişti. Hemen sordu: “Kendini nasıl buluyorsun? (Tam ölüm anındaki) durumun, halin, duyguların nedir? “Ey Allah’ın Rasulü, Allah’tan ümidim var, ancak günahlarımdan korkuyorum” diye cevap verdi. Rasulullah (SAV) bunun üzerine şu açıklamayı yaptı: “Bu durumda olan bir kulun kalbinde ümit ve korku birleşti mi Allah o kulun ümit ettiği şeyi mutlaka verir ve korktuğu şeyden onu emin kılar.”
Bu olay, o gencin ölmeye yakın haliyle, ölmeye yakın haldeki kişinin idrakıyla ilgilidir. İdrakımızı kontrol edemeyeceğimiz, onun tamamen elimizden sıyrılacağı o korkunç anı düşünebilmek için yaşarken, normal hayattayken “havf ve reca” diye bilinen “ümit ve korku”yu birlikte ve yüksek tutabilmenin ve yaşayabilmenin antrenmanını çok yapmak lazım…
Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Mü’min Allah indindeki ukubeti bilseydi cennetten ümidini keserdi. Kâfir Allah’ın rahmetini bilseydi cennetten ümidini kesmezdi.”
Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdular: “Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona Hakk oldu. Semada dört parmak sığacak boş yer yoktur. Her tarafta Allah’a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Allah’a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilseydiniz az güler çok ağlardınız. Yataklarda kadınlarla telezzüz etmez, yollara çöllere dökülür, belanızı def etmesi için Allah’a yalvar yakar olurdunuz.”
Bir hadis rivayeti yapan kişi “hadisi işitince söyle düşündüm” diyerek veya başka şekilde bir fikir beyan ederse hadis dilinde ona İDRAC denir. Ebu Zerr burada bir idrac’ta bulunuyor. Efendimiz (SAV) “benim bildiklerimi bilseydiniz az gülerdiniz, çok ağlardınız, yollara, dağlara çöllere koşar, ‘merhamet, merhamet’ diye bağırırdınız” deyince kendisine demiş ki; keşke sökülen bir ağaç olsaydım! Bu dünyada bunu Rasulullah’tan dinlemenin nasıl bir şey olduğunu hissetmeye çalışın. “Bizzat Bilen”den dinlemek nasıl bir etki oluşturuyor? Öyle Bilen ki; bildiğini de yaşayan! Olayı yaşayan birinden dinlemek… O’nu dinlediği zaman insan nasıl korkuyor ki? Ebu Zerr radıyallahu anh insan olmaktan, insan olmanın sorumluluğundan, cehennemi atlatamamaktan o kadar korkmuş ki; “bu sorumluluğu yaşayan bir insan olacağıma, sökülüp atılan bir ağaç olsaydım” diyor, duyunca böyle diyor…
“Doğrusu biz sizi yakın bir azab ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakar ve kâfir olan şöyle der: Keşke toprak olsaydım!” (Nebe-40)
“İkindi salâtından sonra okuması sevap” diye bildiğimiz Nebe Suresi’nin 40. ayetinden anlıyoruz ki, hatalar için geri dönüşün olmadığı o zor günde o hali yaşayan “keşke toprak olsaydım” diyecektir! Ama ayetler; o temenni geçersizdir diyor. Mü’minün-100: “Bu onların geçersiz görüşüdür.” Ebu Zerr onun benzerini yaşarken söylüyor; keşke sökülen bir ağaç olsaydım. Yaşarken bunu söylemiş olmak sonraki hayat için size çok önemli fırsatlar getirir…
“… Allah size kendisine karşı ürperti içerisinde bulunmanızı emreder.” (Al’u İmran-30)
Bu ayeti 24 saat yaşayabilmek lazım. Onun antrenmanını yapmak lazım. Hele ki salâtta bu hali mutlaka yaşayabilmek gerekir. Efendimizin (SAV) “benim bildiklerimi bilseydiniz ‘merhamet, merhamet’ diye koşar yalvarırdınız” hadisindeki halin düşüncesiyle salâtta olmak lazım. Sanki dağ tepe gittiniz, her şeyi unuttunuz, “merhamet merhamet” diye yalvaran halinizle salâttasınız. Böyle durmak gerekir! Böyle durduğunuzda aklınıza salâtta başka bir şeyin gelmesi mümkün değildir. “Salâttayken aklıma bir sürü şey geliyor” diyorsan az korkuyorsun! Az korktuğun, yeterince korkmadığın ve Allah’ı korkundan çok sevdiğini sandığın için öyle! Çok seviyor, az korkuyorsun. Allah’ı (O’ndan korkmadan) seven sizin tanrısal yanınızdır. Allah’tan önce korkulur, hem de öyle korkulur ki.. Unutmayın, insan Allah’ı sevemez. Allah insanı sever. İnsan ancak Allah’tan korkar. Özellikle tasavvufta… Dikkat edin de, tasavvufla ilgilenenleri rehavete düşüren “Allah’la aramı düzelttim, biz işi sevgiyle hallettik” tuzaklarına düşmeyin. Korkacaksınız, titreyeceksiniz daima! Daima! Bakın Rasul nasıl korkuyor! Bir bulut gördüğü zaman korkuyor, bir rüzgâr gördüğü zaman korkuyor. Bu zat Rasulullah! Ve Rasulullah korkuyor! Öyleyse korkmayı öğrenmek şarttır! Korkmayı öğrenip ve sürekli titreyeni Allah sever ve sevdiğini ona hissettirir. Onu hisseden zaten Allah’ı sever. Sevdiğini sana hissettirmesi senin Allah’ı sevmendir. Kuldaki Allah sevgisi Allah’ın onu sevdiğini hissetmesidir. Bu ancak Allah’tan korkmakla olur. Ve dikkat edin; Allah’tan korkmayı başaramayan Efendimiz (SAV)’in tebliğini anlayamaz! Bu konuda Efendimiz (SAV)’e açık uyarı vardır, bakın:
“Sen ancak Zikr’e tabi olanları ve Rahmandan haşyet duyanları uyarabilirsin.” (Yasin-11)
“Sen beni sevenleri uyarabilirsin” demiyor. Hadiste geçmişti, “Allah sevgisiyle gözünden akan yaş” demiyor, “Allah korkusuyla gözünüzden akan yaş İndimde çok önemlidir” diyor. Demek ki insan Allah’ı sevmeyi beceremez. İnsan ancak Allah’tan korkar. Öyle korkar ki Allah onu sever. Sevince sevgisini kulu bilsin/hissetsin ister, onu hissedecek hali kuluna verir, lutfeder, o hali bahşeder. O hal nasıl bir haldir ve ona dayanabilmek kolay mıdır ki? O hal kula gelip de kul Allah’ın kendisini sevdiğini hissedince onda oluşan düşünce budur: Allah’ı seviyorum. Kulun Allah’ı sevdiğini düşünmesi aslında Allah’ın onu sevmesidir. Âl’u İmran-30, bizde bu halin oluşması için sesleniyor: Allah size kendisine karşı ürperti içerisinde bulunmanızı emreder…
Mu’minun Suresi 60. ayeti ve onunla ilgili bir hadisi tefekkür edeceğiz. Onu altındaki ve üstündeki ayetlerle ilişki kurarak anlamaya çalışalım.
“Onlar ki, Rablerinin haşyetinden titreyenlerdir. Ve onlar ki, Rablerinin ayetlerine iman edenlerdir. Ve onlar ki, Rablerine ortak koşmayanlardır. Ve onlar ki, verdiklerini “Rablerine rücu’ edecekler” diye kalbleri korkuyor oldukları halde verirler. İşte onlar Hayrat’ta müsaraat edenlerdir (Hayrat’ta öne geçenlerdir).” (Mü’minun; 57-61).
Mu’minun-60 ile ilgili hadisi göreceğiz, ama önce bu ayeti tekrar hatırlayalım: “Onlar ki verdiklerini “Rablerine rücu edecekler” diye kalbleri korkuyor oldukları halde verirler.”
Hazreti Aişe validemiz radıyallahu anh buyuruyorlar: “Müminun Suresi 60. ayet nazil olunca Rasulullah’a sordum: Ayette zikredilenler, zina etmek, hırsızlık yapmak ve içki içmek gibi haramlardan irtikab edenler midir, yani bu işle meşgul olanlar mıdır? Nasıl bir şans! Eşi Rasulullah’a soruyor! Rasulullah buyurdu: “Hayır ya Aişe, onlar salât ikame edip, oruç tutup, sadaka verdiği halde kabul olup olmadığı endişesiyle tir tir titreyenlerdir.” İşte böyle ürperti duymak! Allah’ın lütfuyla, hayrlısıyla bize kolaylaşır inşaAllah.
Beş vakit salâtımız için bir test yapalım: “Acaba kabul olacak mı?” diye titreyen bir halle salâtta mıyız? “Onların salâtları yüzlerine çarpılır” sınıfında mıyım diye korkuyor muyuz? Allahım muhafaza buyuruver, değilizdir inşaAllah, ama bu korkuyla mıyız? “Acaba kabul olacak mı?” diye titriyor muyuz? Bu testi uygulamaya devam ederseniz çok güzel bir hayat oluşur inşaAllah. Salâtı seccadeye mahkûm etmez de hayata ikame edersen, yani zaten öyle yaşıyor hale gelirsen o zaman sen uyurken korkarsın, uyanınca korkarsın. Yürürken korkar, otururken korkarsın. Yatarken korkar, yerken korkar, konuşurken korkar, dinlerken korkarsın, hep korkarsın… Öyle miyiz acaba?

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM