Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
Edep; Ya Hu – 30
  • 0
  • 173
  • 24 Ocak 2020 Cuma
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Bizim için çok önemli bir dua, çok önemli bir sığınış olan Seyyid’ül İstiğfar; tövbelerin efendisi, tövbelerin en güzeli, tövbelerin en makbulü gibi bir manadadır. Tövbeleri sıralasanız ilk sırada, en önde gelen tövbe manasında “Seyyid’ül İstiğfar” diyoruz. Duamızda, sığınışımızda TÖVBE ETMEK Allah’ı tercih etmek demektir, Allah’a yönelmek demektir, “Allahım ben seni tercih ediyorum” demektir. Biz Seyyid’ül İstiğfar’da Allah’a; “Allahım, ben seni tercih ediyorum” dediğimizde bunları söyler, görür ve yaşarız.
“Allahümme ENTE Rabbî, La ilahe illa ENTE, halakteniy ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve va’dike mesteta’tü, euzü bike min şerri ma sana’tü ebûü leke bi nı’metike aleyye ve ebûü bi zenbî, fağfirliy zünubî, feinnehû la yağfiruz zünûbe illa ente, Birahmetike ya Erhamer rahımiyn.” (Seyyid’ül İstiğfar).
“Allahümme ENTE Rabbî: Allahım, Rabbim sensin.” Tövbelerin en güzeli, en makbulü böyle başlıyor ve “La ilahe illa ENTE! halakteniy” diye devam ediyor. Buradaki “La ilahe”yi biraz açalım. “La ilahe” insanın hayatında çok önemlidir, bunu çok önemseyiniz. Neye “La ilahe!” dediğiniz, yani neyi kastederek dediğiniz, kast ettiğiniz ilahın ne olduğu çok önemlidir. Yanlış bir şeye “La ilahe” derseniz, yanlış bir şeyle meşgul olursanız “La ilahe” boşa gider, boşa “La ilahe” demiş olursunuz. Elinize bir şey geçmez mi? Geçer; size yalnızca söyleme sevabı kalır. “La ilahe” ne demektir, biraz ona değinelim. Çünkü Seyyid’ül İstiğfar ismiyle bildiğimiz bu tövbe onun üzerine bina ediliyor. “La ilahe” dedikten sonra “İlla ENTE! halakteniy” diyoruz. “La ilahe illa ENTE! halakteniy” derken ne diyoruz görelim ve yeri gelince de genişletelim inşaAllah: “La ilahe illa ENTE, halakteniy” ; “Sözde Tanrılık İddiası ve Yaşantısı ancak batıl bir zandır! DûniHi bir varlık ve yaşantısı söz konusu değildir! Böyle şeylere külliyen “La ilahe” derim. Ancak yaratıcımız Sen!” Dikkatinizi çekmiştir, Allah için “var” ifadesini kullanmadık. Çünkü bizim “var” dememiz Allah için sınır oluşturur. Bize öyle öğretilmiş ki “var” demiyoruz, sınır koymuş oluruz diye korkuyoruz. Bu bilimsel sığınış ve tövbede “aman yanlış yapmayayım” diye korkup Allah’a “var” demiyoruz; yalnız SEN: İlla ENTE. “Var” demekle sanki kendiliğinden bir de “dışı var” gibi, sanki “O’nun bir de dışı varmış” gibi bir his oluşuyor, O’na sınır çizmiş hissi oluşuyor. Korkup edebinizden Allah’a “var” demiyorsunuz. Bu edeble diyorsunuz ki: La ilahe illa ENTE! halakteniy: Sözde Tanrılık İddiası ve yaşantısı batıl bir zandır. DûniHi bir varlık ve yaşantı söz konusu değildir. Onlara külliyen La ilahe derim. Ancak yaratıcımız SEN.
“Ve ene abdüke: Ve ben Senin kulunum.”
“Ve ene ala ahdike ve va’dike mesteta’tü.” Ve gücümün yettiğince vaadim üzere gayret etmekte, ona göre yaşamaktayım, bu gayret içindeyim. Yani “iyyake na’budü/sana kulluk yapıyorum;” demiş oluyorsunuz.
Seyyid’ül İstiğfar duasında aslında biz tercihimizi belirtiyoruz. Diyoruz ki; “Allahım, Rabbim sensin”. İlerleyen ayetlerde de göreceğiz, “Allahım, Rabbim sensin” demek evrende muhteşem bir şeydir. “Rabbim sensin” seslenişi evrende neden muhteşemdir, neden önemlidir, göreceğiz. Rabbim SENsin; Allahümme ENTE Rabbiy. Söylemesi ne kadar kolay! Dilimizi buna alıştırmak lazım, hem de öyle bir alıştırmak lazım ki… Bunun karşılığını anlayabilmemiz mümkün değildir, bunun Allah’ın indinde nasıl makbul bir sığınış olduğunu bilebilmemiz mümkün değildir. Bu yüzden, yalnızca “önemliymiş” dememiz yeter! “Allahümme ente rabbiy” cümlesi senin tercihini belirtiyor: Allahım, Rabbim sensin. Tercihini yaptırdı ve sen farkında değilsin: Allahümme ente rabbiy. Sonra idrakını söylüyorsun, sana onu nasıl dile getireceğini öğretiyor. Sana idrakını öğretti: La ilahe illa ENTE halakteniy. Sonra bir hakikati ilan ettin: “Ve ene abdüKE.” “Allahım, ben senin kulunum” dedin. Sonra görevini deklare ettin: “Ve ene ala ahdike ve va’dike mesteta’tü.” “Allahım, yalnızca sana kulluk ederim, gücüm yettiğince” dedin. Aslında burada başka bir ifadeyle “iyyaKE na’büdü” demiş oldun. Yaptığın bu durum tespitinden sonra bağışlanmak ve yardım istiyorsun. Duanın adı Seyyid’ül İstiğfar, bu yüzden sen bağışlanma istiyorsun. Bu konu için bu kadarı yeterliydi ama duayı tamamlayalım: “Euzü bike min şerri ma sana’tü ebûü leke bi nı’metike aleyye ve ebûü bi zenbi, fağfirliy zünubi, feinnehu la yağfiruz zünube illa ente, Birahmetike ya Erhamer rahımiyn.” Mealen şöyle diyoruz: Sana karşı kusur işlemeye müsait olan Esfele Safiliyn yapımın şerrinden korunmak için sana sığınırım. Bana ihsan buyurduğun nimeti Zat-ı Uluhiyye’ne itiraf ederim. Günahlarımı da itiraf ederim. İşte bütün bunlarla birlikte günahlarımı bağışlayıver. Çünkü rahmetinle günahları bağışlamak sana aittir. Ya, Erhamer Rahımiyn. Öğretenimiz (Rabbimiz) bu duada “iyyake na’büdü ve iyyake nesta’iyn”in manasını genişletmiş ve af dileyen bir sunuşla öğretmiştir ki, adı Seyyid’ül İstiğfar’dır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM