Edep; Ya Hu – 163

Edep; Ya Hu – 163

Merak ve kıyas çok önemli iki nimettir. Bir önceki konumuz olan zannlar için de aynısını söylemiştik, zann bize verilmiş çok önemli bir nimettir demiştik. Ama insan bu nimeti suistimal edip zannlarla ilgili iddialarda bulunuyor, fikir yürütüyor. Zann aslında bir nimet ama duniHi algı ve zannlarıyla kişi bunu Allah’a karşı kullanmaya başlıyor. Her nimet için olduğu gibi, zannı da Allah’a karşı kullanılan kısmından kurtarmamız lazım. “Kıyas” da böyle, kişi kıyas cümlesi kurarken bu nimetle zulmetmemelidir. Merak ve kıyas Allah’ın verdiği çok büyük nimetler. Çok büyük ve birbirlerini tetikleyen nimetler. Merak kıyasa, kıyaslar ise yeni merak konularına yol açar. Bize merak nimeti verilmiştir ki kul Rabbini, Yaratanını merak etsin, O’nu arasın… Kıyas nimeti de verilmiştir ki kıyas yöntemiyle O’na ulaşma yollarını bulsun. Merak ve kıyas, ikisi de Rabbi bulmak için bir yöntemdir. Dikkat ediniz: La ilahe illallah ve la havle ve la kuvvete illa Billâh, bunlar birer kıyas cümlesidir. Bu cümlelerdeki manayı anlayabilmek için önce meraklanmak gerekiyor, sonra da kıyas yaparak orada anlatılan hakikati anlıyorsunuz. “La ilahe illallah” ve “Ve la havle ve la kuvvete illa Billâh” cümleleri, merak ve kıyas yöntemini içeren, cenneti kazanmaya vesile olan seslenişlerdir. Bu söylediğimiz şekilde merak ve kıyas, yani merak ve kıyasın bir nimet olarak böyle kullanılması elbette insanın Ahsen-i Takviym yapısının gereğidir; Tiyn Sûresi 4. ayetten öğrendiğimiz Ahsen-i Takviym yapısının kulluk görevleridir. Oysa kul esfele safiliyne reddedilince ki onun bu reddedilişini Tiyn Sûresi 5. ayetten öğreniyoruz, düştüğü yeni idrakla kul duniHi algı ve zannlarıyla “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasına girip, oluşan ilahlık hissiyatı onun sadrını kaplayınca her şeyi bozuyor. Bozuyor, her nimeti küfre çeviriyor, her nimeti Allah’a karşı kullanıyor; çünkü şimdiki idrakıyla görevi o… Öyle olduğu için, duniHi algı ve zannları “merak” ve “kıyas”ı da Allah’a karşı kullandırmaya başlamıştır. Böylece merak ve kıyas, onda göz diken vasıflı merak ve kıyasa dönüşmüştür. Dikkat edin lütfen, şimdi artık merak ve kıyas “göz diken” vasıflı… Bir şeye gözünü dikmek, göz dikerek merak etmek, göz dikerek kıyas yapmak başladı. Bu göz dikme halini kendinizde “acaba ben göz dikiyor muyum?” diye incelerseniz, ufak tefek de olsa, size göre önemsiz gibi olan birçok göz dikmeler bulacaksınız. Onlar size önemsiz gibi gözükür ama öyle değil. Ayette okuduk, “size onlar basit geliyor ama Rabbinin indinde azimdir” buyruluyor. Dunihi algının önemsiz gördüğü şeyler, Rabbimiz indinde önemli şeyler, büyük şeyler… Göz diken merak ve kıyas, duniHi algı ve zannlarının Allah’a karşı oluşturduğu dosyaların ürünüdür. Bu dosyayı tümden yok etmek gerekiyor. O yüzden, o dosyalara ait bir belirti, bir gösterge “önemsizmiş, azmış, bundan ne olacak” olmaz; o dosyaya aitse küfür dosyasıdır.
Kişi ilahlık hissiyatıyla yaşamaya başlayınca nefsin şerrine hoş gelen şeyleri veya hırslarına uygun gelen şeyleri veya menfaat fark ettiği şeyleri merak etmeye başlamıştır. Merak nimetiyle Rabbini merak etmesi gerekirken, merak nimetini Rabbine götüren yolda kullanması gerekirken, nefsinin şerrine uygun, ona hoş gelen, nefsinin şerrinin hırslarına ve menfaatlerine uygun olduğunu fark ettiği şeyleri merak etmede kullandığı bir hayat tarzı oluşturmuştur. Ve bu şekilde kıyas yaparak merakının hırsını çoğaltmış, kamçılamıştır. Daha da ileri giderek göz dikmiş, biraz daha ileri gidip haset etmiş, biraz daha ileri gidip fesat çıkarmıştır. Çünkü esfele safiliynin kıyası, göz dikmesi, merakı nefret kökenlidir, nefrete dayalıdır. Her türlü göz dikme nefrettendir. İyi niyetle göz dikme olmaz, hepsi nefrettendir. Sonuçta diyoruz ki esfele safiliynin merakı kıyası göz dikmedir ve onun merakı da kıyası da nefret kökenlidir. Bu nefretin sebebi, çok normalleşmiş olsa bile, aslında Allah’tan nefrettir. O dosyanın aslı Allah’tan nefrettir. Kişi bunu bilmiyor olabilir, farkında olmuyor olabilir ama bu gerçeği değiştirmez. İnsan Allah’tan nefret ettiği için, Allah’ın yarattıklarından nefret ettiği için göz diker. Çünkü göz diktiği şey Allah’ın kuludur, Allah’ın yarattığı bir şeye göz dikiyor, Allah’ın yarattığı şeye nefret kökenli bir merakla göz dikerek kıyas yapıyor. Çünkü Allah’tan ve Allah’ın yarattıklarından nefret eden dosyanın ürünlerini kullanmaktadır. Böylece, bu kişi için duniHi anlamda hürriyetini kullanırken nefret kökenli kıyas onun tercihinde çok önemli rol oynar. Hucurat Sûresi 12. ayette, Rabbimiz biz inananlara şöyle buyuruyor: “Tecessüs etmeyin (kişileri merak etmeyin).” Hucurat Sûresi 12. ayet az önce konuştuklarımız için yasak getiren önemli bir ayettir. Dedik ki bu işi ileri götürenler nihayet göz dikerler, haset ederler. Hatırlayın, Felak Sûresi’yle tehlikeli ve zararlı hallerden korunmak için Rabbimize sığınırken “haset edenin hasedinden” de sığınırız. Bakın yine bu konu ve bu kadar önemli… Nas Sûresinde ise sadrımızdaki duniHi algı ve zannların temizlenmesi için, insandan ve cinden şeytanların zannlarımızı coşturması gibi hallerden korunmak için Rabbimize sığınırız ve yardım isteriz.
Bu nefret kökenli kıyas, kulun tercihinde ister istemez büyük bir rol oynar. Ve esfele safiliyne düşmüş kişiler kendiliklerinden tercihlerini nefret kökenli kıyasla yaparlar, nefsin şerri dilini kullanarak hayatlarını sürdürürler. Bu yaptıkları şey öyle olur ki onların ilahlık hissiyatları arasında bir savaşa dönüşür. Bu merak etme, göz dikme, haset etme aslında öyle bir savaştır ki savaş gibi gözükmez. İşte tehlikesi buradadır. Bir savaş var ama savaş gözükmüyor. Savaş gözükmediği için tedbir almıyorsunuz. Çünkü bu tanrısal savaşa, bu ilahlık hissiyatları üzerinden yürüyen savaşa “hayat mücadelesi” demişler. Adına “hayat mücadelesi” dedikleri için savaşı normalleştirmişler, bu bir hayat tarzı haline gelmiş, normalleşmiş.
Tâ-Hâ-131, Kehf-28, Tevbe-55, Tevbe-85, Hud-113, Hicr-88, Nisa 32. ayetler inananlara “sakın nefret kökenli kıyas yapmayın” uyarısında bulunmaktadır. Sakın nefret kökenli kıyas yaparak göz dikmeyin! Kıyas konusunu önemserseniz, zann konusunu önemserseniz ve incelerseniz gün içerisinde ne kadar çok sık zann ürettiğinizi ve kıyas yaptığınızı bulacaksınız. Oysa her ikisi de şeytanla sıkı dostluk kurmak isteyenlerin yöntemidir. Siz şeytanla sıkı dostluk kurmasanız bile nefret kökenli kıyas sizin tarzınız olursa şeytan sizinle sıkı dost olmuş demektir. Çünkü nefret kökenli kıyas sürecine giren kula vesvese vermek, o kulun nefretini coşturmak, o kula göz diktirtmek şeytan için çok kolaylaşmıştır, onu hiç yormaz. Çünkü kul artık şeytan “leb” demeden “leblebi” diyecek kıvamdadır. Birkaç hadis ile bu kıyas konusunu tamamlayalım.
Hz. Aişe validemiz (ra) Rasulullah (SAV) Efendimiz’e Hz. Safiye (ra) validemizin boyunun kısalığından bahseder. Bakın bir kıyas var. Efendimiz (SAV) Hz. Aişe (ra) validemize şöyle cevap verir: “Ya Aişe, öyle bir şey söyledin ki bu söylediğin denize karışsa deniz kirlenir.”
Şimdi: Bu olaydaki kıyas yapana ve kıyasın şekline bakın, buna rağmen “denize karışsa deniz kirlenir” uyarısıyla oluşan tehlikeye bakın, sonra dönün hayatınızda yaptığınız kıyaslara bakın. Bu hadisi okuyun ve sonra gün içerisinde yaptığımız kıyaslara bakın, lütfen…
Rasulullah (SAV) Efendimiz buyurdular: “Eğer dünyaya gereğinden fazla bağlanmazsan Allah seni sever. İnsanlara verilene göz dikmezsen insanlar da seni sever.”
Bir başka hadis, Rasulullah (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Hasetten (göz dikme kıskançlığından) sakının. Çünkü ateşin odunu yediği gibi haset iyi amelleri yer bitirir.”
Yine Rasulullah (SAV) Efendimiz buyurdular: “Zenginlik, mal çokluğu ile değil bilakis göz tokluğuyladır.”
Bütün bu hadisleri bir öğüde çevirecek olursak görürüz ki; nefret kökenli merak, kıyas ve göz dikme ne yapar? “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını kuvvetlendirir, haniyf idrakı zayıflatır. Efendimiz “bir ateşin odunu yakması gibi yakar götürür” dedi ya, işte öyle haniyf idrakı zayıflatır. Ve bütün bunlar kıyas cümleleriyle açılırlar, hayat bulurlar.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi