Edep; Ya Hu – 148

Edep; Ya Hu – 148

Nefsin şerrine ait konuşma kalbe ait bilgi platformunda bir derinlik, beyinde de bir iz oluşturur. Bu dil normalleştiği ve hayatın gereği kabul edildiği için bu iz çok deri, çok sağlamdır. Kişi kurtulmak istiyorsa beyninde bu izden daha derin bir iz yapmak zorundadır, değilse bu yanlış olan izden kurtulamayız. Bu kurtulmak istediğimiz her şey için geçerlidir. Kurtulmaya çalıştığımız her bir davranış bizim beynimizde nefsin şerri gereği, duniHi algı ve zannları gereği, onun heva ve hevesler gereği, özellikle de “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası gereği çok derin izler yapmıştır. Bilgi sahibi olmakla, basit bazı denemelerle, birazcık kurtulmaya çalışmakla o izler hemen silinmez, ondan kurtulunmaz. Kişinin yanlışlarından kurtulamayışının sebebi, bilgi sahibi olmakla, bir kaç deneme yapmakla kurtulacağını sanmasıdır. O yanlışın beyindeki derin bir izi var. Sizin edindiğiniz bilgi ve yaptığınız o çalışmalar beyinde iz olarak çok yüzlek kalıyor. Nefsin şerrinin oluşturduğu ize ait derinliği yok edemediğiniz için o yanlıştan kurtulamazsınız. Konuşma dili için de böyledir. Dünya hayatında nefsin şerrine ait konuşma dili, özellikle konuşma dili, hayatın normali ve gereği haline gelmiş, bu yüzden beyinde çok derin bir iz yapmıştır. Bundan daha derin bir iz yapmak lazım ki nefsin şerrinin bu konuşma dilini kendimizden silebilelim. Bunun için çok kuvvetli, arzulu, ısrarlı, inatçı bir mücadele gerekir. Konuyu bilmek, bazı denemeler yapmak istenen başarıyı getirmez. Bu mücadele sürecini kısaltacak, beyne olumlu yönde hızlı tertip aldıracak bazı hissi baskılar da uygulamak gerekir. Nedir bu hissi baskılar? Samimi olarak Allah’tan utanma hisleri… Samimi olarak Allah korkusu hisleri… Samimi olarak Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanma arzusu hisleri… Eğer bu hisleri canlandırırsak, kendimizi bu hislerle canlı ve hayatta tutmaya çalışırsak, yaptığımız bu mücadeleyle, bu hislerin oluşturacağı baskı beyinde öğrenme ve alışkanlık edinme çabukluğunu sağlar ve beyinde oluşacak derin izi hızlandırır.
Bu sıraladığımız mücadele yöntemleri nefsin şerrinin konuşma diliyle mücadele olduğu için batıl ile mücadele sınıfına girer. Bu mücadelenin sadr zann havuzunu temizlemek, duniHi algı ve zannlarından arınmak, heva ve heves üretmemek, beyin mekanizmasını alışkanlıklarından kurtarmak gibi amaçları vardır. Bunun yanında, kalbin Hakk bilgiyi sunması için, kalbin özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak için konuyla ilgili ayet ve hadis kaynaklı dualara da müracaat etmek; o dualarla Rabbimizden bize müdahale etmesini, mücadelemizde bize yardım etmesini istemek gerekir. Konuyla ilgili esmaların zikrullahı yöntemiyle de Rabbimize dua etmemiz, yardım istememiz gerekir. Bütün bunlarla beraber Kelime-i Tevhid zikrullahı ve Efendimiz (SAV)’e salâvat da hayat tarzımızın geneli haline gelmelidir. Demek istiyorum ki, diğer mücadelelerde de böyledir ama konuşma dili bütün yanlışların anasıdır. Konuşma dilini çözerseniz, konuşma dilini hallederseniz nefsinizi çok yüksek noktalara, temiz noktalara taşımakta kısa zamanda başarı sağlarsınız. Bunun için bir batılla mücadele yöntemi vardır; bir de kalbin Hakk bilgi sunarak bu mücadeleye destek vermesi için ayet ve hadislerle, çeşitli esma zikrullahlarıyla, salâvatlarla ve Kelime-i Tevhid zikrullahlarıyla Rabbimizden yardım istemek vardır. Bunların hepsi bir dua mahiyetindedir; Rabbimizden yardım istemek gerekiyor.
Nefsin şerrinin konuşma dili ve nefsin fıtratına uygun konuşma dili, bunlar iki farklı konuşma dilidir. Dolayısıyla karşımıza Hakk ve batıl arasında tercih yapmak çıkıyor. Bu çok önemli! Bir inananın hayatında onun ahiretini ilgilendiren Hakk ile batıl arasındaki en önemli tercih budur! Ama bu kadar önemli olduğu için fark edilmeyen de budur. Şunu fark edin lütfen, biz şimdi bu yöntemi paylaşıyoruz diye insanlar bir anda bunu fark edecek ve bu öğrendiklerini bir an önce hayatlarında yapacak değiller. Hiçbir şey değişmeyecek. Bu ancak talib olanlara bir öğüttür; sayıları çok az olan talib olanlara hitap edecektir bu bilgi paylaşımı. Onlara bir ipucu verecek, yol ararken yolu bulmada bir katkı sağlayacaktır. Yoksa esfele safiliyn kuralları bu paylaşımlar sebebiyle ortadan kalkmaz. Esfele safiliyn kuralları dünyada o kadar kuvvetli, o kadar sağlam ve o kadar normaldir ki bazı gerçeklerin açıklanmış olması ile o kuralların değişmesi, titremesi, ortadan kalkması mümkün olmaz. Ancak kıyamet anında o yenilecektir. O zamana kadar o gayet kuvvetli duracaktır. Herhangi bir Hakk bilginin ortaya çıkması esfele safiliyni ortadan kaldırmaz. Açıklanan Hakk bilgi ancak Taliplere sessizce yol gösterir. Demek ki nefsin şerrinin Allah’a karşı olan edepsiz konuşma dili ile nefsin fıtratına uygun olan nefsin konuşma dili Hakk ve batıl arasında tercih yapmak demektir. Bu tercihi yaptığı zaman kulda bu tercihi ile ilgili sorumluluk oluşur ve konuşma dili ile ilgili yaptığı bu tercih onun ahiret hayatındaki konumunu doğrudan etkiler. Hakk yolda Kazanılmış Değişim için mücadele eden bilmelidir ki bunun en önemli ayağı konuşma dili yolundan geçmektedir.
Kulun, kazanılmış değişimi için yapacağı tercihlerde, özellikle konuşma dili tercinde Rabbimizin bir mekanizması da veri toplayıcı olarak çalışır. Bunu Kâf Sûresi 17. ve 18. ayetlerde görüyoruz: “Sağında ve solunda iki tespit edici melek yazmaktadır. İnsan bir söz etmeyedursun, illa onun yanında rakiybün atiyd (yazmaya hazır gözetleyiciler) vardır.” Rabbimizin sağımızda ve solumuzdaki tespit edici, kaydedici, algılayıcı melekleri, görülüyor ki insan konuşmayadursun, ne söz söylerse yazarlar. Ne yazacaklar? Bu bir konuşmayı teybe kaydeder gibi kaydetme değil. Bir delil olarak kullanılacağı için o başka bir şey. Sağdaki ve soldaki yazıcı melekler sizin söylediğiniz sözün, Kur’an diliyle söylersek, “sağcı sözü mü solcu sözü mü” olduğunu kaydederler. Size soruyorum; siz bir tercih yapacağınız zaman bu yazıcıları, bu mekanizmayı bile bile nefsin şerrinin konuşma dilini tercih eder misiniz? Elbette etmezsiniz. Bilelim ki Allah’ın mekanizmaları canlıdır. Bu kaydedici, algılayıcı melekler Allah’ın mekanizmasıdır ve Allah’ın mekanizmaları canlıdır, yani onlar da kendilerini bilen canlı varlıklardır. Canlı derken, dünyadaki bilimsel kurallara göre yapılan canlı-cansız ayrımını kast etmiyoruz. Canlı, kendini bilen demektir. Kur’an dilinde canlı, kendini bilendir; yani bir A’lem’dir. Bütün o kendini bilenlerin Rabbi de Rabbül Alemiyn’dir. Onlara kendini bildirten Rabbi’dir. “Kendini bil” dedi, onlar da bildiler ve o hallerine “BEN” dediler. Bu bir taştır, bir ağaçtır, bir yapraktır, bir melektir, bir insandır… Ama kendini bilendir. Kendini bilenleri ifade için canlı diyoruz, o manada kullanıyoruz, dünya sistemindeki canlı cansız ayrımı şeklinde değil.
Konuşma dili konusunda Hakk yol için tercih yaparken nasıl bir yöntem uygulayacak, tercihimizi nasıl yapacağız? Bu sorunun cevabı kapsamında bazı ana konuları ele alarak anlamaya, bu ana konular üzerinden bazı örnekler vererek yöntemi kavramaya çalışacağız. Yöntemi kavradıktan sonra kişi, kendisine göre çok yollar bulabilir. Çünkü nefs terbiyesinin yolu bir tane değildir. Nefs terbiyesinin yolu nefslerin sayısı kadardır; her insan için farklıdır, değişiktir. Her nefs, kendisine uygun bir yol tespit edebilir, çünkü kendisine ait bir yolu vardır. Hatta bu yol için “nefslerin sayısı kadar” diyenler olduğu gibi “nefeslerin sayısı kadardır” da derler. Çünkü kişi her nefeste yeni bir anlayışla, yeni bir idrakla yeni bir yöntemi fark edebilir, bulabilir. Şimdi bu konuya genel olarak bakıp genel bazı başlıklar üzerinden “konuşma dili” konusunda Hakk yolu tercihte uygulayacağımız yöntemi anlamaya çalışacağız. Bu genel bakış sayesinde, talip olanlar mevzuyu kavradıktan sonra kendilerine göre çok yöntemler geliştirebilir, ana başlıkları çoğaltabilirler…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi