Edep; Ya Hu – 147

Edep; Ya Hu – 147

Nefsin şerrine ait konuşma dili Kur’an’da yalan, iftira ve batıl olarak nitelendirilmiştir. Tevbe Sûresi 32. ayet ve Saff Sûresi 8. ayete bakalım. Bu iki ayette, duniHi algı ve zannlarının vücut bulması için gayret edilen bu konuşma dili hakkında şöyle buyrulmaktadır: “Ağızlarıyla Allah nurunu söndürmeyi amaçlıyorlar.” Ağızlarıyla Allah nurunu söndürmeyi amaçlıyorlar ayeti bizi korkutmalı! Çünkü bu konuşma dili bir dosya, bir kanal, bir iz! Dolayısıyla bu kanalın, bu izin, bu dosyanın yok edilmesi çok önemli! Neden böyle uyarıyorum? İnananlarda bu anlattıklarımız çok az gözüküyor olabilir ama o azı bile olsa görünen kanal nefsin şerrine ait kanaldır, o dosya nefsin şerrine ait bir dosyadır. O dosyanın tamamen kapatılması, yok edilmesi gerekiyor.
Amentü Billahi diyen bir kulun Kur’an’ın yalan, iftira ve batıl diye nitelendirdiği bir konuşma dilini kullanıyor olması elbette hoş değildir. Böyle bir dili kullanıyor olmaktan dolayı o kulun Allah’a karşı utanması gerekir.
Hac Sûresi 30; “O halde putların pisliğinden kaçının ve yalan sözlerden sakının.” buyurmaktadır. Ayetteki “putların pisliğinden kaçının ve yalan sözlerden sakının” deyişini günümüze taşırsak mana şöyledir: “DuniHi algı ve zannlarından kaçının ve duniHi ilah konuşma dilinden sakının.” Günümüz için böyle bir mana ortaya çıkar.
Rasulullah (SAV) Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Geçmiş Nebi ve Rasuller sürecinde devam ede gelen bir söz vardır: Utanman yoksa dilediğini yap.” Efendimiz (SAV)’in açıkladığı bu durum Kur’an’da “Allah’tan ittika edin” şeklinde de vurgulanır. Allah’tan ittika etmek, Allah’tan utanarak korkmak, sakınmak demektir. Allah’tan utanarak korkmayı yaşantıları içerisinde rukû haline getirenler Kur’an’ın diliyle “rükû edenlerle rükû ediyor” olurlar.
Konuşma dili ile ilgili bir başka gerçek de şöyledir: Nefsin şerrinin konuşma dili cehennem için bir gerekçe, bir giriş bileti niteliğindedir. Nefsin fıtratına uygun gerçekleştireceğimiz konuşma dili ise cennet dili manasının dünya hayatındaki yansımasıdır.
Bu konuda, Muhammed Sûresi 30. ayet ışığında birkaç ayeti daha hatırlayalım.
Müminun Sûresi 1: “Hakikaten şu müminler kurtulmuştur.”
Müminun Sûresi 3: “Onlar ki lağv (yalan söz, batıl söz)den yüz çevirenlerdir.”
Bu iki ayeti birlikte ele alıp manasal açılımına bakacak olursak, “kurtuluşu yakalamış olan müminler, nefsin şerrinin konuşma dilini terk etmişlerdir” diye bir mana çıkarırız.
Furkan Sûresi 72: “Ve onlar zûr’a (yalana) şahitlik yapmazlar. Lağv’a (batıl söze) rastladıklarında şereflice geçip giderler.”
Bu ayetin manasal açılımı “Amentü Billahi diyenler Allah’a karşı yapılan edepsizlikleri tasdik etmezler, nefsin şerrine ait sözlere rastlarlarsa Rablerini tercih ederek öncelikleriyle meşgul olurlar” şeklindedir.
Meryem 62: “Onlar orada (Adn cennetlerinde) lağv (batıl söz) değil ancak selam işitirler.”
Nebe 35: “Onlar cennette ne bir lağv ne de bir yalan duyarlar.”
Gaşiye 11: “Orada (cennette) lağv (batıl söz) işitmezler.”
Hac 24: “Ve onlar cennette hem kavilden tayyip olana hidayet olunmuşlardır hem de Hamid’in Sıratı’na hidayet olunmuşlardır.”
Bu ayetlerde görüyoruz ki; hem dünyada hem de ahirette nefsin şerrinin dili kınanmıştır. Özellikle cennet hayatında nefsin şerrinin dili olan batıl ve yalanın olmadığı, nefse zulmeden sözlerin bulunmadığı vurgulanmaktadır. Demek ki, dünya hayatında nefsin şerrinin dili insanı cehenneme götürecek bir yoldur. Oysa nefsin şerrinin dilinden kurtulmaya çalışmak, nefsin fıtratına uygun dili konuşmaya gayret etmek, onu kendimize prensip edinmek ise cennetteki konuşma diline, konuşma manasına dünyada hazırlanmak demektir.
Nefsin şerrinin konuşma dili esfele safiliyn hayat tarzının normali ve gereği olmuştur. Beyin nefsin şerrinin bu konuşma diline bu normal olma sebebiyle alışmış ve buna göre bir tertip almıştır; bu hal beyinde bir kullanım izi yapar. Nefsin şerrine ait konuşma bilgi platformunda bir derinlik, kullanmayla ilgili olarak da beyinde bir iz oluşturur. Bu konuşma dili normalleştiği ve hayatın gereği gibi kabul edildiği için bu iz çok derin ve çok sağlamdır. Beyinde bu izden daha derin bir iz yapmazsak bu yanlış olandan kurtulamayız. Bu diğer kurtulmak istediğimiz şeyler için de böyledir. Kurtulmaya çalıştığımız bir davranışımız beynimizde nefsin şerri gereği, duniHi algı ve zannları gereği, onun oluşturduğu heva ve hevesler gereği özellikle de “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası gereği çok derin izler yapmıştır. Bilgi sahibi olmakla, basit bazı denemelerle, birazcık kurtulmaya çalışmakla o izler hemen silinmez, ondan kurtulunmaz. Kişinin yanlışlarından kurtulamayışının sebebi, bilgi sahibi olmakla, bir kaç deneme yapmakla kurtulacağını sanmasıdır. O yanlışın beyindeki derin bir izi var. Sizin edindiğiniz bilgi ve yaptığınız o çalışmalar beyinde iz olarak çok yüzlek kalıyor. Nefsin şerrinin oluşturduğu ize ait derinliği yok edemediğiniz için o yanlıştan kurtulamazsınız. Konuşma dili için de böyledir. Dünya hayatında nefsin şerrine ait konuşma dili, özellikle konuşma dili, hayatın normali ve gereği haline gelmiş, bu yüzden beyinde çok derin bir iz yapmıştır. Bundan daha derin bir iz yapmak lazım ki nefsin şerrinin bu konuşma dilini kendimizden silebilelim. Bunun için çok kuvvetli, arzulu, ısrarlı, inatçı bir mücadele gerekir. Konuyu bilmek, bazı denemeler yapmak istenen başarıyı getirmez. Bu mücadele sürecini kısaltacak, beyne olumlu yönde hızlı tertip aldıracak bazı hissi baskılar da uygulamak gerekir. Nedir bu hissi baskılar? Samimi olarak Allah’tan utanma hisleri… Samimi olarak Allah korkusu hisleri… Samimi olarak Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanma arzusu hisleri… Eğer bu hisleri canlandırırsak, kendimizi bu hislerle canlı ve hayatta tutmaya çalışırsak, yaptığımız bu mücadeleyle, bu hislerin oluşturacağı baskı beyinde öğrenme ve alışkanlık edinme çabukluğunu sağlar ve beyinde oluşacak derin izi hızlandırır.
Bu sıraladığımız mücadele yöntemleri nefsin şerrinin konuşma diliyle mücadele olduğu için batıl ile mücadele sınıfına girer. Bu mücadelenin sadr zann havuzunu temizlemek, duniHi algı ve zannlarından arınmak, heva ve heves üretmemek, beyin mekanizmasını alışkanlıklarından kurtarmak gibi amaçları vardır. Bunun yanında, kalbin Hakk bilgiyi sunması için, kalbin özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak için konuyla ilgili ayet ve hadis kaynaklı dualara da müracaat etmek; o dualarla Rabbimizden bize müdahale etmesini, mücadelemizde bize yardım etmesini istemek gerekir. Konuyla ilgili esmaların zikrullahı yöntemiyle de Rabbimize dua etmemiz, yardım istememiz gerekir. Bütün bunlarla beraber Kelime-i Tevhid zikrullahı ve Efendimiz (SAV)’e salâvat da hayat tarzımızın geneli haline gelmelidir. Demek istiyorum ki, diğer mücadelelerde de böyledir ama konuşma dili bütün yanlışların anasıdır. Konuşma dilini çözerseniz, konuşma dilini hallederseniz nefsinizi çok yüksek noktalara, temiz noktalara taşımakta kısa zamanda başarı sağlarsınız. Bunun için bir batılla mücadele yöntemi vardır; bir de kalbin Hakk bilgi sunarak bu mücadeleye destek vermesi için ayet ve hadislerle, çeşitli esma zikrullahlarıyla, salâvatlarla ve Kelime-i Tevhid zikrullahlarıyla Rabbimizden yardım istemek vardır. Bunların hepsi bir dua mahiyetindedir; Rabbimizden yardım istemek gerekiyor.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi