Edep; Ya Hu – 146

Edep; Ya Hu – 146

Dünya yaşantısında bir Billahi anlamda hürriyet ile oluşturulan bir hayat tarzı var, bir de duniHi anlamda hürriyet ile oluşturulan bir hayat tarzı var, bu iki hayat tarzını kıyaslayarak ele almaya çalışıyoruz. Bu kıyasta, Billahi anlamda hürriyetle oluşturulan hayat tarzı ile duniHi anlamda hürriyet ile oluşturulan hayat tarzı arasındaki en belirgin, en ayırıcı fark Konuşma Dili’dir. Bu öyle önemli bir konu ki önemini izah etmekten acizim. Bu iki hayat tarzını birbirinden ayıran en belirgin fark konuşma dilidir. Nefsin konuşma dili var, nefsin şerrinin konuşma dili var ve ikisi birbirinden edep bakımından çok farklıdır; ikisini (nefsin konuşma dilini ve nefsin şerrinin konuşma dilini) edep bakımından farklı görürüz. Nefsin şerrinin konuşma dili edepsizdir, kasıtlıdır, merhametsizdir, zalimcedir.
Nefsin şerri denince, inananlar çok doğal olarak onu öteliyor, elhamdülillahi Rabbil Alemiyn. Bizden uzak olsun, öte olsun inşaAllah. Rabbimiz doğu ile batıyı ayırdığın gibi nefsin şerrini de nefsimizden uzak tutuver inşaAllah. Ancak, nefsin şerrinin izlerini kendimizde bulabilmemiz ve onun o izlerini köreltebilmemiz için konu çok önemli, onu kendimizde aramamız önemli. DuniHi algı ve zannları, bu zannlara bağlı olarak üretilen heva ve hevesler, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasının oluşturduğu ilahlık hissiyatı ve bütün bunları üzerinde barındıran vehmin zulmeti platformu, nefsin şerrinin Allah’ı yok sayan edepsiz konuşma diliyle nefse uyguladığı zulüm sayesinde ayakta durabilir ve sürdürülebilirliğini sağlayabilir. Konuşma dili nefsin şerrinin son ürünüdür. Bu son ürün dışarı çıkmadan önce onun arkasında hayal, fikir, düşünce, yorum süreçleri vardır. Nefsin şerrinin şah damarı konuşma dilidir. Dolayısıyla nefs terbiyesi, bu konuşma dili üzerinden başlamalı ve nefsin şerrine kan sağlayan şah damarı kopartılmalıdır. Bu takdirde görülecektir ki bu yöntem nefs mücadelesinde biricik yöntemdir. Bu biricik yöntemi bize Kur’an öğretmektedir.
Muhammed Sûresi 30: “Dileseydik elbette onları sana gösterirdik de simalarından kesinlikle tanırdın. Yemin olsun ki sen onları kavlin lahnından (sözlerinin kastından) tanırsın. Allah amellerinizi bilir.”
Ayette geçen “kavlin lahnı” ifadesi “sözlerin kastı” anlamında olup “söylenilen sözün ne kast ettiği” manasına gelmektedir. Ancak, genellikle bu şekilde anlaşılmamıştır. Bu yüzden meallere baktığınızda “sözün kastı” gibi bir manaya rastlamayabilirsiniz; “sözlerinden, konuşmalarından, seslerinin tonundan, sözün şeklinden, edasından, söyleniş tarzından, üslubundan, inciticiliğinden, eğriliğinden, içeriğinden tanırsın” gibi meallerle karşılaşırsınız; mevzu anlaşılamadığından, böylesine önemli olduğu, biricik yöntem olduğu fark edilemediğinden. Ayette kast edilen mana “sözün kastı”dır. Yani ayette Rabbimiz buyuruyor ki: Yemin olsun ki sen, Allah’ı yok sayan, Allah’ın vasıflarına karşı terbiyesizlik yapan kastlar içeren sözlerinden dolayı nefsin şerrini tanırsın. Kur’an ayetlerini incelerseniz görürsünüz ki: Nefslerine zulmedenleri, nefslerinin şerrini kendi adı namına “BEN” diyerek takdim eden duniHi ilahları Billahi anlamda iman etmiş kullardan ayıran bu kadar belirgin bir başka işaret yoktur. Ayetlere baktığınızda inkârcılarla, nefsine zulmedenlerle Billahi imanda olanları birbirlerinden ayıran işaretler görürsünüz, farklar vardır. Ancak bütün o işaretlerin tümünü içerisinde barındıran biricik işaret “konuşma dili”dir.
Meraklı bir kardeşimiz, konuşma dili ile ilgili Kur’an’ın öğrettiği ayetleri ve Rasulullah (SAV) Efendimizin öğütlediği hadisleri derlese, ancak elde ettiği bu kompozisyona iyi insan olmak kuralları gibi bakmadan böyle ayet ve hadislerin Allah’a karşı sevgi, saygı ve edep ile ilişkilerini kurmaya gayret etse, bu kardeşimizin elde edeceği sonuç, anlattığımız konuyu anlamasında çok yardımcı olacak, ona yol açacaktır.
Lütfen dikkat edin, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası sebebiyle ilahlık hissiyatı kulda var, ancak bu hissiyatın karşılığı kapasite, güç ve vasıflar hiç yok. İşte nefsin şerri bu müthiş denge bozukluğunun oluşturduğu büyük depresyonu yaşamaktadır. Bunu yaşayan nefsin şerri nasıl bir konuşma diline sahip olabilir? Anlatmaya çalıştığımız bu! Normal zannedilen konuşma tarzında bir yanlışlık yapan, konuşmasında aşırı gitmiş bir kişiyi uyardığınızda ne der? “Kendimde değildim, kusura bakmayın” der. Onun “istemediğim bazı sözler söyledim, kendimde değildim” dediği, kendisine göre bir seviyenin üzerindeki sözleri için söylediği şey nedir? “Kendimde değildim.” İşte, nefsin şerrinin normalleşmiş konuşması hakkında anlatmak istediğimiz şey bu: Kendisinde değil! Kendisine olmadığı için, nefsin şerri böyle edepsiz bir konuşma tarzı seçmektedir. Bu sebepten, nefsin şerri saygısız, sevgisiz, merhametsiz ve zalimce konuşur. Ancak, nefsin şerri bu konuşma dili ile canlı, kanlı ve başarılı oluyor. Yani nefsin şerrini canlı tutan, ayakta tutan, sürdürülebilirliğini sağlayan şey, onun bu merhametsiz ve zalimce konuşma dilidir. Dolayısıyla bir kısır döngü oluşuyor: Bu zalimce olan konuşma dili kişinin nefse zulmünü ayakta tutuyor; nefse zulüm onun terbiyesiz konuşmasını tetikliyor… Böyle bir kısır döngü içerisinde nefsin şerri hayat bularak ayakta durmayı başarıyor. Bu yüzden nefsi bu kısır döngüden çekip kurtarmak ve Rabbine kavuşturmak gerekir. İşte o sürece de Nefs Terbiyesi deriz. Bunun yolu nefsin şerrinin konuşma dilinin yok edilmesidir.
Nefsin şerrine ait konuşma dili Kur’an’da yalan, iftira ve batıl olarak nitelendirilmiştir. Tevbe Sûresi 32. ayet ve Saff Sûresi 8. ayete bakalım. Bu iki ayette, duniHi algı ve zannlarının vücut bulması için gayret edilen bu konuşma dili hakkında şöyle buyrulmaktadır: “Ağızlarıyla Allah nurunu söndürmeyi amaçlıyorlar.” Ağızlarıyla Allah nurunu söndürmeyi amaçlıyorlar ayeti bizi korkutmalı! Çünkü bu konuşma dili bir dosya, bir kanal, bir iz! Dolayısıyla bu kanalın, bu izin, bu dosyanın yok edilmesi çok önemli! Neden böyle uyarıyorum? İnananlarda bu anlattıklarımız çok az gözüküyor olabilir ama o azı bile olsa görünen kanal nefsin şerrine ait kanaldır, o dosya nefsin şerrine ait bir dosyadır. O dosyanın tamamen kapatılması, yok edilmesi gerekiyor.
Amentü Billahi diyen bir kulun Kur’an’ın yalan, iftira ve batıl diye nitelendirdiği bir konuşma dilini kullanıyor olması elbette hoş değildir. Böyle bir dili kullanıyor olmaktan dolayı o kulun Allah’a karşı utanması gerekir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi