Edep; Ya Hu – 139

Edep; Ya Hu – 139

Hac Suresi 46: “Sana karşı çıkanlar hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı akledecekleri kalpleri ve işitecekleri kulakları olurdu. Ancak gerçek şu ki, gözler kör olmaz fakat göğüsler içindeki kalpler kör olur.”
Ayetten konumuzla ilgili birkaç ders çıkaracağız. Anlıyoruz ki aklın kozmik odası kalptir. Hakikati görebilecek, Hakk’ı tanıyabilecek yer de kalptir. Kalbin aklettiğini fiillere dönüştüren ise beyindir. Ayet “hiç dolaşmadılar mı, dolaşsalardı akledeceklerdi” derken bize Mülk Sûresi 23. ayeti de hatırlatır: “Onlara işitme sistemleri, görme sistemleri, fuad sistemi verdik.” Mülk Sûresi, “eğer incelerseniz, incelemeler sonucunda sizi hakikate ulaştıracak nimetleri size verdik” diye hatırlatma yapmaktadır. Bu konuda detaylı bilgi edinmek isteyenler “İnşirah” ve “Velinin İlmi Fıtrat Üzere Manalardır” kitapçıklarımıza bakıp bu bilgileri derinleştirebilirler.
Hürriyetini Billahi anlamda kullanmayı tercih etmiş olan kul duniHi algı ve zannlarıyla mücadele ettiği için müstakilen varım ve muhtarım iddiasını elinden, dilinden, belinden temizlemeye ve silmeye çalışır. Bu gayreti nedeniyle o kulda sadr ve kalb temizleme mekanizması devreye girer; İslam Nuru, İman Nuru, Marifet Nuru ve Lüb Nuru dediğimiz nurların oluşturduğu bir sistem devreye girer. Bu sistem o kulun sadrını ve kalbini temizler. Nelerden temizler? DuniHi algı ve zannları ve oluşturduğu heva ve heveslerden temizler. Bu sistem, bu mekanizma neden devreye girdi? Çünkü kişi böyle tercih etti, mekanizma onun tercihiyle çalışmaya başladı.
Kul Billahi anlamda hürriyetini kullanarak Hakk yolu tercih edince ve bunda arzulu, istekli, ısrarlı olunca sadır ve kalb temizleme mekanizması devreye girer. Bu nurların her biri bir basmaktır. Temizleme basamak basamak olduğu için temizleme basamaklarına göre mekanizmaya verilen isimlerdir İslam Nuru, İman Nuru, Marifet Nuru, Lüb Nuru. Bu mekanizma kulun sadrındaki zann havuzunu ve orada hayat bulmak, dışarı çıkmak, fiile dönüşmek için çırpınan heva ve hevesleri silmeye başlar, temizler. Kalb de bu temizlikten nasibini alır. Böylece nihayet kalb özgür faaliyet gösterme fırsatı bulur. Bu mücadele, bu temizlik Lüb Nuru önce kalbi sonra sadrı kaplayıncaya kadar devam eder. Böylece kul, duniHi algı ve zannlarıyla mücadeleye başladığı andan itibaren gittikçe artan biçimde daha çok olarak kalbiyle akletmeye başlar. Çünkü kalbi özgürleşmeye başladı. Böylece hayatı ve olayları Kur’an’ın verdiği aklı akleder ve değerlendirir ve sonuçta da Rabbine “semi’na ve eta’na; işittik ve itaat ettik.” der.
Dedik ki Billahi anlamda hürriyet kullanarak hayatını dizayn edenler kalbleriyle aklederler. Bu aklediş başlangıçta az olabilir ama zamanla kalble akletme sistem gereği hayatı kaplar. DuniHi anlamda hürriyet sahipleri ise zann’larıyla aklederler. Hayatlarını duniHi anlamda hürriyetle dizayn edenler için Yunus-36, Kasas-50, Necm-28. ayetler şöyle bir tespit yapar: “Onlar ancak zann’larıyla aklederler. Heva ve heveslerine uyarlar.”
Böyle yaşayan kullar duniHi algı ve zannlarının esiri oldukları, müstakilen varım ve muhtarım iddialarını esas kabul ettikleri için, onların sadırlarındaki zann havuzları çok kuvvetlidir ve yayılıcıdır, işgal etme özelliği kuvvetlidir ve uygulamada da baskındır. Bu halleriyle de sürekli heva ve heves üretirler. Böylece sadırlarındaki zann havuzu etki alanı ile gittikçe genişler. Yani duniHi algı ve zannları sadırdaki zann havuzunu çok kuvvetli biçimde işgal eder. Bu kul sadrındaki bu zannlara sahip çıktıkça işgal artar, bu sahiplikle beraber kulun sadrındaki zann havuzu kuvvetlenir. İşgalin ve yayılmanın artması, onunla beraber heva ve heveslerin çoğalması öyle bir hal alır ki bu zann havuzu kalbin üstünü formatlar; kalbin üstüne yani kalbin bilgi platformuna format atar. Böylece kalbin bilgi platformunu formatlayarak sahte bir kalp oluşturur, bir sahte platform oluşturur; sahte kalp bilgi platformu oluşturur. Bu oluşturduğu sahte kalp bilgi platformu kalbe ait olmayıp duniHi algı ve zannlarının hâkimiyeti altındadır. kalpten gelen bilgileri yerine getirmekle görevli olan beyin bu durumu bilmez. Beyin kalpten gelen bilgileri fiile dönüştürdüğü için, sahte kalp platformundan gelen bilgileri de kalpten geliyor zannederek fiile dönüştürür. Mutaffifin-14, Nur-50, En’am-25, İsra-46 ve Kehf-57, kalbin bu anlattığımız şekilde formatlandığını bildiren ayetlerdir.
Kalbin fuad mekanizması Hakk ve batıl ayırmaksızın kendisine gelen veriler ışığında analiz yapar ve bir sonuca ulaşır ve sonra bu sonucu da beyne bildirir, eğer fiile dönüşmesi gerekiyorsa… Ama her halükarda bir sonuç çıkarır. Kalbin üzerini formatlayarak sahte bir kalp bilgi platformu oluşturan duniHi algı ve zannları fuada zannları veri/bilgi olarak gönderdiğinde fuad bu zanni bilgileri değerlendirerek bir sonuca varır ve onları beyne bildirir. Böylece kişi duniHi algı ve zannlarıyla hareket eder. Bu durumda hürriyetini duniHi anlamda kullanan bu kişi zannlarıyla akletmiş olur. Böyle kulların zannlarıyla aklediyor olmalarının cazipleşmesini, kolaylaşmasını, onlara kolay ve güzel gelmesini sağlama görevi şeytana aittir. En’am-43 ve Nahl-63. ayetlerden öğreniyoruz ki şeytan, zannlarıyla akledenlere heva ve heveslerini süsler ve onlara bu olayı cazip gösterir. Bu kullar yaptıklarından ve yaptıkları hareketlerin doğruluğundan o kadar eminlerdir ki, duniHi algı ve zannlarına sımsıkı sarılmış, duniHi algı ile hayatını dizayn etmiş kişiler hallerinden o kadar eminlerdir ki onların bu eminliklerini terazinin bir kefesine, diğer kefesine de bizim imanımızı koysak, korkarım onların eminlikleri bizim imanımızdan ağır gelir. Bu kadar kuvvetli inanırlar yaptıklarına, yaptıklarının doğruluğuna! Bunu da bize A’raf-30, Zuhruf-37, Fatır-8, Kehf- 103 ve 104. ayetler öğretmektedir.
Şeytanın kulda tesir ve etki alanı sadırdaki zann havuzudur. Şeytan, kulun sadrındaki bu zann havuzuna vesvese bombardımanı yapar (Nas-5). Şeytan bazı insanları terk eder, bu terk ediş iki şekilde olur. İki sebepten dolayı şeytan bir insandan kaçar. İlki Sad Sûresi 74-85. ayetler arasındaki ayetlerde belirtilmektedir. Bu ayetlerden öğrendiğimize göre, bir kul eğer müstakilen varım ve muhtarım iddiasından temizlenir ve ihlâslı kul sınıfına girerse şeytan o kuldan kaçar çünkü artık ona tesir etme imkânı yoktur. Bir de şeytan şu tip insandan kaçar ki onu da Haşr Sûresi 16. ayetten öğreniyoruz. Eğer kul şeytanlık marifetleri ve yöntemleri açısından şeytanın görev sınırları içindeki yetkilerinden daha yetenekli hale gelmişse, onu geçmişse, şeytan o kuldan korkar ve der ki “ben senden kaçarım, doğrusu ben Rabbül Alemiyn olan Allah’tan korkarım.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi