Edep; Ya Hu – 137

Edep; Ya Hu – 137

Kendisine emanet edilen Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisiyle aldığı hürriyeti Billahi anlamda kullanan kulların her kıpırdayışı Allahuekber komutuyladır, salât ikamesinde olduğu gibi. Salâtı ikame ederken her kıpırdayışınız “Allahuekber: Gerçek Var Olan Allah’tır” komutuyla değil mi? Kişi eğer salatı ikame ediyorsa, yani salatını seccadeye mahkum etmeyip hayata ikame ediyors, yaşadığı hayata ikame ediyorsa, onun ikametgahı salat ise, hayatını salata yapıştırmış da salatta ikamet ediyorsa o zaman onun her türlü kıpırdayışı Allahuekber komutuyladır; Gerçek Var Olan Allah’tır hatırlatmasıyladır. Bu durumda, Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’a karşı bir kul Kendinde Kendine Göre Var olan halini takdim ederken bilir ki kendinde kendine göre var olan hali İlmullah’ta Allah’ın dileğinin bir suretidir, bir ilmi suret olarak Allah’a göre Var Gibi Görünendir.
İşte o kul bu var gibi görüneni takdim ederken bilir ki onun “BEN” demesi vehim kaynaklıdır, zanni “BEN” hissidir, bir “Biiznillah BEN” deyiştir. Bunu fark eden kul, kendinde kendine göre var olan halini Allah adına “BEN” diyerek takdim eder. Böylece nefs şekillenir. Çok önemli, önemli bir noktaya geldik: Nefs şekillenir. Nasıl şekilleniyor nefs? Sırayla gidelim. Önce kulda Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu oluşuyor. Allah kendi hissetmesinden emir buyurur, kulda kendisini hisseder ama bu kula ait kayıtları bulunan kayıtlı bir hissediştir. Dolayısıyla başlangıç Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusudur. Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu kişideyken kişi o duyguyla hissettiğinde onun ilk hissedişi ise Kendinde Kendine Göre Var olandır. Bu ikinci basamaktır. Önce Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu çalışmaya başlar. Bu duygu çalışınca kul Kendinde Kendine Göre Var olanı hisseder. Daha sonra kul bu hissettiğini takdim etmek için Allah adına “BEN” der. Böylece kulun nefsi şekillenmiş olur. Oluşan bu mana kulun nefsidir.
Asli “BEN” Müstakilen VAR ve Muhtar olan nefsi (Allah’ın zatını) temsil eder. Esas olarak Müstakilen VAR ve Muhtar olan zat “BEN” diyebilir. Asli “BEN” deyiş bu sebepten Allah’ın Zatı’na aittir. Bunu bize Kur’an-ı Kerim Tâ-Hâ Sûresi 14. ayet ile öğretir: “İnnenî enellâhu lâ ilâhe illâ ENE: Muhakkak ki BEN, evet BEN Allahım. La ilahe illa BEN…” Ayetin manasal açılımına bakacağız ama önce şunun altını çizelim: Bakın meal başka bir şeydir, manasal açılım başka şey! Manasal açılım önemlidir. Şimdi ayetin manasal açılımına bakalım: Tâ-Hâ Sûresi 14. ayetten “Müstakilen VAR ve Muhtar olarak ancak ben “BEN” derim.” manasını çıkarıyoruz: “La ilahe illa BEN: Müstakilen VAR ve Muhtar olarak başka “BEN” diyen yoktur, ancak BEN.”
İlmullah’ta Var Gibi Görünen kul, kullar arasında, kulların varlık kuralları çerçevesinde, yani Birbirlerine Göre Var oluş gereği kullar arasında “var” muamelesi görür. İlmullah’ta ise Allah’a karşı “var gibi” görünür. Allah’a karşı “var gibi” görünen kul kullar arasında birbirine göre var hali gereği “var” muamelesi görür. Kendinde Kendine Göre Var, Birbirine Göre Var, Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu gibi tanımları eğer daha detaylı görmek isterseniz lütfen “Talibin Başlangıç Çizgisi” kitapçığımızın 16. Bölümü olan “Kul Zat” bölümünü inceleyin.
Kullar arası ilişkide var muamelesi gören kul Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisine sahiptir. Kullar arası ilişkilerdeki onun bu hürriyeti Allah’a yönelişte hükümsüzdür. Dolayısıyla kul bilir ki Allah’a karşı “var” ve “hür” değildir, Allah’a karşı var ve hür olmadığının bilincindedir. Hürriyetin ve “BEN” deme yetkisinin kullar arası ilişkilerde geçerli olduğunu, onların Allah’ın Biiznillah verdiği izin ve yetki ile kullandığı nimetler olduğunu bilir. Peki, duniHi anlamda hürriyetle yaşayan kullar “BEN” takdimini nasıl yaparlar? Yaşantılarını duniHi anlamda hürriyet ile dizayn edenler duniHi algı ve zannlarının etkisinde oldukları için vehmin zulmetine düşmüşlerdir. Dolayısıyla onlar “BEN” derken nefsi değil nefsin şerrini takdim edeceklerdir. Onlar bu takdimi yaparken müstakilen varım ve muhtarım iddiası ile kendi adları namına “BEN” derler. Böylece onlarda oluşan nefs olmaz. Bu ayrım çok önemli… Biraz önce nefs için bir sıralama yaptık, oluşum basamakları söyledik. Şimdi ona bir basamak daha ekliyoruz: DuniHi algı ve zannlarının tesirinde olan, müstakilen varım ve muhtarım iddiasıyla kendi adı namına “BEN” diyen kişide nefsin şerri vardır. Onda da başlangıçtaki ilk duygu Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’dur. Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu kula Biiznillah geldiğinde o duyguyla hissetmeye başlar ve o kayıtlar içerisinde hissederken Kendinde Kendine Göre Var’ı hisseder. Bu hissettiğine Allah adına “BEN” der ve böylece nefs oluşur. Ama bu kul Kendinde Kendine Göre Var’ı takdim ederken Allah adına değil de kendi adı namına “BEN” diyerek yani “BEN”i “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasıyla takdim ettiği için nefsin şerri şekillenmiş olur.
Billahi anlamda “BEN” diyen kişi nefsini, duniHi anlamda “BEN” diyen ise nefsin şerrini oluşturur. Nefsin şerri bir kişiliktir, bu kişiliğinin duniHi algı altında hissettirdiği varlığı kulda Vehmin Zulmeti’ni oluşturur. Nefsin şerri kişiliğinin kula hissettireceği bir varlık var. O artık kendini kendi adına söylediği “BEN” takdimiyle hissedecek! Onun kendisini hissedişi artık duniHi algı ve zannları altında olacağı için onun hissettiği varlık vehmi bir varlık değildir, vehmin zulmeti bir varlıktır. Bu hissedişle birlikte onun nefsi “nefsin şerri”ni, varlığı da “vehmin zulmeti”ni oluşturur. Bu noktada Efendimiz (SAV)’in biz inananlara öğrettiği şu duayı hatırlayalım: “Allahümme ahricniy min zulümâtil vehmi ve ekrimniy bi nûril fehmi: Allahım, lütfen beni vehmin zulmetinden çıkar ve bana nurunla bir anlayış ikram et.” Yani: Allahım, ikram edeceğin nur ve anlayışla Billahi anlamda iman edeyim, Billahi anlamda bir hayat tarzı oluşturayım, kendimi Billahi anlamda takdim edeyim, Allah adına “BEN” diyeyim (âmin)…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi