Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Edep; Ya Hu – 105
  • 0
  • 123
  • 11 Ağustos 2020 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Nisa 142, 143: “Muhakkak ki münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışır. Oysa O onları aldatır. (Onlar) salâta kalktıklarında tembelce kalkarlar, insanlara riya yaparlar ve Allah’ı çok az zikrederler. Arada yalpalayıp duranlardır. Ne bunlara, ne onlara (katılırlar). Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol bulamazsın.”
Bizim yazılarımızdaki hedef kitle bu âyetin bahsettiği “ara yer”de olanlardır, bu yazılara kulak verecek olanlar bu ara yerdekilerdir, halinden memnun olanlar değil. Ayette “Münafık” kelimesi geçiyor diye ürkmeyelim ve ayeti ötelemeyelim. Ayetten öğreniyoruz ki kişi bu durumda yaşamakta ısrar ederse Allah onu saptırır ve ona kurtuluş yolu bulunmaz. O zaman hemen sığınıyoruz: Allahım bizi ara yerde bırakma ve derecelerimizi yükseltiver (ÂMÎN).
Nisa-144: “Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. (Bunu yaparak) Allah’a aleyhinize açık bir delil mi vermek istiyorsunuz?”
Ayette ara yerden kurtulabilmenin bir yolu öğretiliyor; örtücüleri, küfür ehlini dost edinmeyin…
Bir diğer ipucu şudur: Kâfirler ruhen çok temizlenenleri sevmez, yani Billâhi anlamında çok temizlenenleri sevmezler, onlar dûniHİ algının kirini çok severler. Bir kişi dûniHİ algıdan ısrarla kurtulmaya, çok temizlenmeye çalışıyorsa onu ve o temizliği sevmezler. Kâfirlerin bu mânâda çok temizlenenleri sevmediklerini Hz. Lut aleyhisselâm için söylediklerinden anlıyoruz: “Kavminin cevabı ancak; çıkarın onları şehrinizden, çünkü onlar çok temizlenen insanlar demek oldu.” (A’raf 82)
Hz. Hud (AS) da kavmine meydan okumuştu: “DûniHİ (algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannettiğiniz) şeylerden (beriyim). Hadi bana tuzak kurun ve hiç mühlet de vermeyin.” (Hud-55)
Onlarla dost olmayacaksınız. Zaten isteseniz de olamazsınız, çünkü onlar sizi sevmiyor! Billâhi hayata tâlip olduğunuz için dûniHİ algı sizi sevmez, onlar temizlenenleri sevmez. Sevmiyorlar.
Rasûllerin dûniHİ algıdakilere meydan okuyuşlarından bahsedilir, mesela İbrahim aleyhisselâm kavmi için “üff!” demişti: “Üff size ve sizin dûnillah (algı sonucu müstakilen var ve muhtar güçler zannedip) taptıklarınıza! Hâlâ akletmiyor musunuz?” (Enbiya-67)
Rasûlüne dedi ki: “Allah kuluna kâfi değil mi? Seni dûniHİ (algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannettikleri) kimselerle (güçlerle) mi korkutuyorlar? Allah kimi saptırırsa onun için hidayet edici yoktur.” (Zümer-36)
“(Ey eş koşanlar!) DûniHİ (algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannettiklerinizden) dilediğinize kulluk edin.” (Zümer-15)
“(Rasulüm) de ki; muhakkak ki ben, dûnillah (algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannederek) çağırdıklarınıza kulluk etmekten nehyolundum. De ki: Hevanıza (dûniHİ algıyla uydurduklarınıza) asla uymam. Uyarsam gerçekten sapmış olurum, ben doğru yolu bulanlardan olmam.” (En’am-56)
Ders ettiğimizde âyetlerden öğreniyoruz ki ara yerde bulunuyor olmanın önemli bir belirteci salât ikamesinde tembel olmaktır, salâta kalkarken isteksiz davranmaktır… DûniHİ algı salâtı sevmez, ona salâtı sevdiremezsiniz. DûniHİ algı salâtı sevecek olursa, öyle hissederseniz size yeni bir tuzak kuruyor demektir, sizi Allah’la kandıracak demektir. Çünkü o salâtı sevmez, istemez. Bu sevgi ve isteği verecek olan Allah olduğu için korkarak duamızı yapalım: Allahım, salâtı bize çok kolaylaştır, çok sevdir. İndinde makbul olacak şekilde salât ikame edebilmeyi lutfediver ve salâtı gözümüzün nuru yapıver Allah’ım. (ÂMÎN)
Bu yolda talip kişi öncelikle kendindeki ara yer göstergelerine bakmalıdır. Kendimizde görebileceğimiz önemli ara yer belirteçleri vardır. Mesela konuşma arzusu çok önemli bir göstergedir. Lütfen konuşma arzunuzu izleyin. Ancak izlerken çok iyi hâkim ve hakem olmalısınız. Kendinizi aklamamanız için, kendinize hakem olarak ve hâkim olarak davranmayı öğrenmeniz lazım. Konuşma arzunuzu bu hassasiyetle inceleyin.
Birinin hakkını teslim eden, onun güzel yaptığını ifade eden, size menfaat sağlamayan uyarı cümlelerinizi izleyin. Bir de menfaatlerinizi koruyan, sizi haklı yapan, güçlüyken yaptığınız konuşmaları ve o anlardaki konuşma enerjilerini izleyin; hangisinde konuşma enerjiniz fazla? Hakkı teslim eden, size menfaat sağlamayan cümlelerde düşük ve sönük bir enerji bulacaksınız. Çünkü bir menfaat sağlamıyor. Birini takdir ediyor veya hakkını veriyorum, kendim için bir şey istemiyorum, bu yüzden düşük bir enerji. Ama birini suçlayacaksanız, incitecekseniz, alaya alacaksanız, intikam için konuşacaksanız enerjinizin peşinden zor yetişirsiniz, cümleleri takip edemezsiniz. DûniHİ algıyı, Esfele Sâfiliyn hali gördünüz mü? DûniHİ algı yaşantıda size iyi bir şey yaptırmaz. Hücum edeceğinizde size nasıl bir enerji veriyor gördünüz mü? Allah muhafaza etsin, kişi birisine kötü bir dua yapacak olsa cümleleri peş peşe sıralar, sonra da “ne söylediğimi ben de fark etmedim” der. Ama bir hayr duası yapacak olsa cümle kurmakta zorlanır. Bunlara kendinizde levm etmezseniz, tövbe etmezseniz ve dua ile de bir hedef oluşturmazsanız olmaz.
Kendimizdeki duniHİ algı belirteçlerinden, ara yerde kalmışlık göstergelerinden birisi de zor ve zavallı anlarınızdır. Zorda olduğunuz, zavallı konumunda kaldığınızdaki haliniz ile işlerinizin çok iyi gittiği güçlü anlarınızı karşılaştırın. Sizi zora sokan bir durum oldu, bir şeyiniz gitti veya size birşey oldu, sesiniz kısıldı, zavallı haldesiniz, bu durumdayken iyi ve munis insan mısınız? Bir de bir şey elde edip güçlendiğinizde kendinize bakın, bedeninize bakın. Dikleştiyseniz, işaret parmağınız kalktıysa, ukala olmaya başladıysanız, bunlar esfele sâfiliyn idrakı yakalamanız için göstergedir. O durdukça kurtuluş yoktur. Görün, fark edin, o yapı sizde yaşıyor. Dolayısıyla, sizdeki gücün hangi güç olduğunu araştırın. Eğer Rahmani Güç ise o merhametlidir, korur, Hakk’ı gözetir. Çünkü o Allah ahlakındandır. Esfele sâfiliyn ahlaklı güç ise ezer, yok eder, insanı kullanır. Şunu fark edebilirsiniz: Esfele sâfiliyn yapı için birisinin bir hali, bir şeyi hep alay konusudur, insanları hep “ti”ye alır. İki arkadaş yan yana gelse, birisini konuşur konuşur gülerler. İşte esfele sâfiliyn! O kişinin etini çiğ çiğ yiyor, âyet gereği ölü kardeşinin etini yiyor. Bunları kendimizde sürekli arayıp yakalamamız gerekiyor. Mesela camdan bakıyorsunuz, yolda da birisi yürüyor. Bir anda ayağı kaydı veya elinden bir şey düştü, hemen gülersiniz. Birisinin zor durumuna, bir kusuruna nasıl gülersiniz ya? Birisi konuşurken dili sürçüyor veya bir kelimeyi şaşırıyor, hemen kahkahayı basıyor veya yüzünde müstehzi bir ifade beliriyor. Oysa kişi o hale üzüldü. Bir kardeşinin üzüldüğü, mahcup olduğu şeye sen nasıl gülersin? Bunu Billâhi anlamında olanın aklı alır mı? Şu reflekse bakın! Haberiniz yok, esfele sâfiliyn çalışıyor, boş durmuyor. Kiminle mücadele ettiğinin farkına var! O yapı sende canlı! Ölü olan sensin! Bu göstergeleri kendimizde daima mücadele ile yakalayacağız. Mesela bu zâlim karakter en fazla onu sevenleri ezer. Kim onu seviyorsa ilk önce onu ezer, çünkü ezecek birisini buldu. Ama aynı esfele sâfiliyn yapı zalime yaranmaya çalışır, ona zulmedenin gözüne girmeye çalışır. Bu yanlarınızı yakalayın…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM