Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Edep; Ya Hu – 106
  • 0
  • 114
  • 12 Ağustos 2020 Çarşamba
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Kendimizdeki duniHİ algı belirteçlerini, ara yerde kalmışlık göstergelerini tanımaya devam ediyoruz: Çok derinlere nüfuz etmiş bir gösterge de şikâyettir. Lütfen karar alalım “şikâyet cümlesi kurmayacağım” diyelim. Çocuğumuzla, arkadaşımızla, anne babamızla, tanıdığımız sevdiğimiz biriyle konuşurken kendimizi test edelim. Şikâyet gibi olan cümle ve kelimelerden hızla vazgeçelim, söyleyecek başka bir tarz bulalım. Çünkü şikâyet kesinlikle şâkinin dilidir, küfür ehlinin dilidir. Billâhi anlamındaki kul şikâyet dili kullanmaz. Bilir ki o tür cümleler hep Allah’a isyandır. Öyleyse şikâyet cümlelerini silin. O kadar çok köşe yazarı var ki şikâyet cümlelerini silse bir satır yazı yazamaz. O kadar konu anlatan var ki şikâyeti kaldırsa konuşacak tek cümle kalmaz. Etiketi ne olursa olsun fark etmez, karşılıklı şikâyetleşmek şâkinin dili ve göstergesidir, onun sohbet tarzıdır, işi budur. Saatlerce telefonda şikâyet, bir yerde buluşur konuşurlar şikâyet; bunun adı sohbet! Bütün bu işler için bilgisi/gücü yetmezse sihir, büyü, fal gibi yanlışlardan da medet umarlar. Allahım muhafaza buyur. Bu işlere meyilli oldukları için esfele sâfiliyn yapıdakiler Din’i de böyle algılar, Din’e böyle yaklaşırlar. Biraz dindar birini bulmuşsa “şu işim için en iyi seçenek nedir?” diye sorar, yani şu işimin falına bir bak. Hep bir güç peşinde olduğu için Din’den de böyle yararlanmaya çalışır. O yüzden âyet “onlar Allah’ı kandırmaya çalışıyor ama Allah onları kandırır” dedi. Sorsanız “Allah’ın sisteminden yararlanıyorum” der. Hayır, sistemden yararlanarak gücüne bir şey katmaya çalışıyor. O iş hâlis olmaz! Dikkat edin, sihir, büyü, fal vardır, sonuçları doğru da çıkabilir. Ama yine dikkat edin, o gibi şeylerin veri tabanı ve hedefi dûniHİ algıdır. Doğru çıkıyor olsa bile, o yöntemlerle süper başarı elde ediliyor olsa bile veri tabanı Billâhi değildir, hedefi dûniHİ algıdır, sonu ise dünya ve ahirette hüsrandır. Onların bilmelerine, başarılarına bakıp Allah’tan perdelenmeyin. Neden böyle vurguluyoruz? Seslendiğimiz ara yerdekiler bunlarla uğraştığı için!
Tekrar hatırlatalım: Ara yerden kurtulmak istiyorsanız, konuşma arzunuzu ve sizde konuşanı kontrol edin, “BEN” diyen dûniHİ mi, Billâhi mi? DûniHİ olandan vazgeçin, Billâhi algıyla, yani Allah adına, Allah için, Allah’ın verdiğini kullanarak “BEN” deyin. “Varım ve Müstakilim” algısıyla” BEN” diyeni terk edin.
Ara yerden kurtulmak için eş seçimi de önemlidir! Eş seçiminde önce kendi çelişkinizi düzeltmelisiniz. Henüz fırsatı olanlar için söylüyoruz. Birisini şikâyet etmeyi bırakın, “evleneceğim ama bu böyle, şu şöyle” demeyi bırakın, kendi çelişkinizi kaldırın. Bu çelişki nedir, nasıl düzeltilir onu da ileri de göreceğiz inşaAllah. Bu söylediklerim ara yerde olup da kurtulmak isteyen tâlib içindir, seslenişimiz onadır. İnanan birisi evlenecek, kendince bir kriter oluşturuyor: Evleneceğim kişi dindar olsun ama topluma da uyum sağlasın. Dışarıda böyle bir kural var, o da bu kuralı tercih ediyor, buna uygun da birini buluyor. Dindar ama ortama uyum sağlamış olanlar çoktur, bu yüzden bunlar birbirlerini çok çabuk bulurlar. Buldu, evlendiler. Genellikle ne olur biliyor musunuz? Kadının topluma uyum sağlayan yanı evlendikten sonra gittikçe artar. O kadar uyum sağlamasını kıskanan erkek o kıskançlıkla gittikçe dindar olur. O kadar uyum sağlayacağını bilmiyordu. Bu kadarına dayanamaz, işin içinde dindarlık da olduğundan bir kıskançlık geliştirir ve kıskandıkça daha dindar olur. Kıskançlığını anlatabilmek için eşine dini anlatır, “kıskanıyorum” diyemez, “hani dindardın, ne oldu?” der. Süreç böyle gelişirse kadın gittikçe topluma uyar, erkek gittikçe dine. Ve başlarkenki eşitlik yakın zamanda bozulur. O zaten yanlışta eşitlikti. Bozuldu, uçurum büyümeye başladı. Bu hikâye hep böyle değildir, elbette tersi örnekler de vardır.
Efendimiz (SAV) eş edinme konusunda önemle uyarıyor; “Hayrlı mal edinin.” Sahabe efendilerimiz sürekli O’na bakıyorlar. Olarınki de ayrı bir şans. Risalet Nuru’nun içerisinde bizzat sahibinden, o ağızdan, o dilden, o nurdan öğrenmek nasıl bir şans! Bu yüzden devamlı O’na bakıyorlar. Hatta arının çiçeğe yapışması gibi o kadar yapışıyorlar ki uyarılıyorlar: Rasülü rahat bırakın da dinlensin. İşi nasıl fark etmişler ki yapışıyorlar. İşte Efendimiz (SAV) onlara dünyada edinileceklerin hayrlı olanından bahsedince iyi öğrenmek için telaş edip soruyorlar: Neye dikkat edelim? Efendimiz (SAV): “Cennete gitmenizi kolaylaştıracak kadınlar edinin” buyuruyor. Çok önemli. Henüz o şansı olan için bundan daha önemli bir şey yoktur. Kriter bu! Şöyle malı, şöyle kariyeri değil, şunum var, bunum var değil! Cennete gitmenizi kolaylaştıracak eş!
Biz bu yazılarda konuyu böyle paylaşınca, ara yerde olup şöyle diyenler olabilir: “Çoğunluğa baksanıza, herkes böyle, herkes sosyal olanı, ortama uyum sağlamış olanı arıyor, seçiminde böyle yapıyor.” Evet, ama o bir aldatmaca… Ara yerde olup böyle mazeret uyduranlar ayetle de uyarılır: “Eğer sen Arz’da bulunanların ekseriyetine itaat edersen, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna tâbi olur ve ancak tahmin üzere konuşup, saçmalarlar.” (En’am-116)
Çünkü: “İnsanların ekseriyeti iman etmez.” (Ra’d-1) “Muhakkak ki insanların çoğu gerçekten fâsıktır.” (Maide-49) Tablo bu: İnsanların çoğu iman etmiyor, çoğu da fâsık! Siz de “çoğunluk böyle yapıyor” diyorsunuz. Çoğunluk iman olarak yanlıştaysa onların yaptığını kendinize nasıl ölçü alırsınız?
Tâlib öyledir ki tek başına kalır, tek başına, onların içerisinden kendisi için ölçü olacak bir kişi bile bulamaz. Doğruya tâlipseniz o tek başına halinizle doğruyu yaparken öyle tek başına olmalısınız ki sizin o doğruyu yapmanızdan kimse rahatsız olmasın, böyle bir hassasiyetle yaşamalısınız. Öyle güzel, öyle saklı bir sevdayla; Allah sevdasıyla…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM