Edep; Ya Hu – 104

Edep; Ya Hu – 104

DuniHi algıdan kurtulma sürecinde bu algıdaki hayat tarzlarına buğz edeceğiz. Ancak buğz ederken büyük hassasiyet göstereceğiz, çünkü onur kırarak, rencide ederek, gizlice kavga etmeler yanlıştır. Tam aksine duniHi algı ve hayat tarzını reddedişinizde çok hassas davranacaksınız. DûniHi algı sahiplerinin fikirlerine katılmamak, kabul etmemek başka şeydir, onlarla kavga etmek, onlara hakaret etmek başka şeydir. Hassas davranın ve onların yaşantılarına küfretmeyin. O da kızıp Allah’a küfrederse, dûniHİ algısında ısrarına sebep olmuş, yanlış yapmış oluruz, bu davranışımızla dûniHİ algıya biz de bulaşmış oluruz.
Önemli bir diğer husus da şudur: DûniHİ algı ve zannları ile gerçekleştirilen bir davranış sizin kulvarınızı anında dûniHİ algı yönüne kaydırır. Siz büyük zorluklarla Billâhi algıda durmaya çalışırken, dûniHİ algıyla ilgili bir özentiniz, bir fiiliniz sizin her şeyinizi o algıya kaydırır, artık Billâhi algıda kalamazsınız, duramazsınız. Bu konuda düşülen bir yanlış için ayetlerle uyarılırız:
Nahl-56: “Kendilerine rızk olarak verdiklerimizden mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.”
En’am-136: “Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah’a pay ayırıp zanlarınca “bu Allah’a bu da ortaklarımıza (putlarımıza)” dediler. Ortakları için ayrılan Allah’a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar.”
İyi anlayabilmemiz için Efendimiz (SAV) bir hadislerinde bu âyetle ilgili bir açıklama yapıyor: “Muhakkak ki Allah şöyle buyurdu: Ben ortağın hayrlı olanıyım. Kim benimle beraber bir ortak koşarsa o (amel) ortağıma aittir (onu ortağıma bırakırım). Ey insanlar, amellerinizi Allah’a hâlis kılınız. Çünkü Allah, kendisi için hâlis olarak yapılanı kabul eder. “Bu Allah için bu da akrabalık hakkı için” demeyin. O sadece akrabalık için olur, ondan Allah için hiçbir şey olmaz. “Bu Allah için ve sizin hatırınız için” demeyin, çünkü o “sizin hatırınız için” denilen yerin olur, ondan Allah için birşey olmaz.”
Bir işi hâlis yapmak, Allah’a hâlis kılmak çok önemlidir. Ama hâlis olmak, hâlis olarak yapmak nedir? İhlâslı (hâlis) olmak çoğu kere samimi olmak gibi anlaşılmaz ve uygulanamaz bir tarif ile geçiştirilir. “Samimi değilim” diyeni hiç gördünüz mü? Münafık bile kendisini samimi biliyor. İhlâslı olmak kulluğu Allah’a hâlis özellikte yapmaktır ki bu ancak dûniHİ algı ve zanları karışmamışsa mümkün olur, o zaman halimiz hâlis olur, ona ihlâslı deriz. “Dini Allah’a halis kılınız” demek “dûniHİ algı karıştırmayın” demektir, halis kılmak budur. DûniHİ algı ve zanları olmaksızın yapmak halis kılmaktır. Allah kendisi için hâlis olarak yapılanı yani dûniHİ algı karışmamış olanı kabul eder.
“Bu Allah için bu da akrabalık hakkı için” demeyin, o sadece akrabalık için olur. “Bu Allah için ve sizin hatırınız için” demeyin, o hatırınız için denilen yerin olur. Bunlardan Allah için birşey olmaz. Hayatımızın her anı için nasıl önemli bir uyarı ile karşı karşıyayız! Kime ne yapıyorsanız, kime ne söylüyorsanız önemseyin, dilinizi Billâhi’ye alıştırın. Normal cümlelerde bile “Allah’ım senin için” diyerek dilimizi alıştırmalıyız. Uyanırken “Allah’ım senin için, yatarken “Allah’ım senin için”, yerken “Allah’ım senin için”… Nihayet “Allah’ım senin için” hâli hayat tarzımız olur. Konu ve iş neyse hep senin için Allah’ım… Bizim için öncelikli ve hep önemli olan şu mânâyı hatırda tutalım: Allah ancak kendisi için hâlis olarak yapılanı kabul eder. Bunu konumuzun diline çevirelim: DûniHİ algı ve zanlarıyla yapılan amelleri hayr niyetiyle dahi olsa Allah kabul etmez, boşa gider. Billâhi algı ile yapılan halistir, yalnız onlar Allah’a aittir, Allah onları kabul eder. Bu gerçekten hareketle şu tarifi yapalım: DûniHİ algı ve zanlarıyla yapılanlar günah olarak yazılır, dünyada ve ahirette pişmanlığa dönüşür; Billâhi algı ve ikanı ile yapılanlar sevap olarak en az on misli ile yazılır, dünya hayatında ve muhakkak ahirette mükâfata dönüşür.
“Ben ortağın hayrlı olanıyım” hadisi genellikle “ortağın en hayırlı olanıyım” şeklinde çevriliyor. Esas mânâ “ben ortağın hayrlı olanıyım” şeklindedir. Bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım. Bir kişi “varım ve muhtarım” diyerek Allah’tan müstakil bir varlık ve güç iddiası ile ortak oluşturmuşsa iki varlık, iki zat var demiş olur: Allah ve zannı yani ortağı. Rabbimiz buyuruyor ki bu ortaklardan hayr olan benim, diğeri bâtıldır. “Ortakların hayrlı olanı benim” demek, hayr yani Hakk olan benim demektir. Bu “ben daha iyiyim” demek değildir, bu ifadede kıyas yoktur, onu bir babanın çocukları için “şu daha hayrlı” demesi gibi anlamayın, küfür olur. Küfürle de Allah kıyaslanmaz.
Şuna da lütfen dikkat edin: İnsan dûniHİ algı ve zanlarını önemsiyorsa, gizli bir sevda ile dûniHİ fiiller ortaya koyuyorsa veya başkalarının dûniHİ algı ve zanlarını kabullenip takdir ediyorsa, en acısı da dûniHİ algı ve zanları olmazsa hayat çekilmez zannediyorsa, “onlarsız olmuyor ki” diyorsa, bütün bunların sebebi inanan o insanın ara yerde olmasıdır. Kurtuluş yolundaki tâlib için yeni ve önemli bir tabir: Ara yer! Ara yer dünya hayatının en huzursuz yeridir. DûniHİ algı ve zanlarına göre bir hayat oluşturmuş kişi bâtılı benimsemiştir, onun için bâtıl kolaylaştırılmıştır. Arzuladığı fırsatı, imkânı buldukça dünya hayatı onun için huzurludur. Billâhi algı oluşturma yoluna girmiş ve ikan için gayret sarf eden kişiye ise Hakk Yol ve amelleri kolay gelir; Billâhi algıdan çıkmadıkça dünya hayatında cenneti yaşamaya başlar. Bir de ara yerde kalmışlar var! Öğrendikleri yüzünden batıldan korkuyor ama kopamıyor, Hakk’ı istiyor ama yapamıyor. Bu kişi huzursuzluğun içine düştü demektir. Bâtıl için neden yaptım pişmanlığını duyarken, Hakk için neden yapamıyorum pişmanlığı yaşar, hayatı hep pişmanlıktır. DûniHİ algıdan vazgeçememişliği yüzünden amelleri de boşa gitme tehlikesi altındadır. “Ara yer” karakteri iki tanedir: Birisi ara yerde huzursuzdur. Bunlar inanmak isteyen ancak yeterince başaramayanlardır ve bizim sesleneceklerimizdir. Diğer grup ara yerde huzurludur, huzuru orada bulmuştur. Bunlar muhatabımız değildir, ayette de şöyle tanımlanırlar: Nisa 150,151: “Onlar ki Allah ve Rasûlünü inkâr ederler; Allah ile O’nun Rasûlünü birbirinden ayırmak isterler ve ‘bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız’ derler. (Böylece) arada bir yol edinmek isterler. İşte onlar hakiki kâfirlerin ta kendileridirler. (Biz) kâfirler için alçaltıcı bir azab hazırladık.”
Bunlar doğru olduklarına inanırlar, hallerini savunurlar, onlar için bir huzursuzluk söz konusu değildir. Bu âyet kapsamına giren günümüzde de çok önemli ekoller var. Allah ve Rasûlünü ayırmaya çalışan, “Kur’ân yeter” diyen, Efendimiz (SAV) yokmuş gibi davranan, ona yalandan hürmet gösteren, hürmet ediyor gibi konuşup Sünneti’ni bozmaya çalışan düşünce tarzlarını duyuyor, görüyoruz. Hepsi bu âyet kapsamına girer, hepsi arayı bozmaya çalışanlardır. Ve dikkat edin, bunların hiçbir huzursuzlukları yoktur, mutlu yaşadıklarını zannederler. Bu yüzden onlar bizim gündemimiz değil, biz ara yerde olanlara, huzursuz olanlara sesleniyoruz. Bu yüzden de sığınıyoruz: “Allah’ım bizi o grupta bulunmaktan ve o grubun şerrinden koruyuver.” Yalvararak onlara ait ara yerden uzaklaşalım…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi