DÜNYA GÖZÜ İLE GÖRMEK VE HOLOGRAM MESELESİ

DÜNYA GÖZÜ İLE GÖRMEK VE HOLOGRAM MESELESİ

Mustafa Yılmaz DÜNDAR 29 Nisan 2017 Cumartesi 12:02:50
 

DÜNYA GÖZÜ İLE GÖRMEK VE HOLOGRAM MESELESİ

-87-
Ayetler bizi müşrikler üzerinden öğütlüyor, öğreniyoruz:
En’âm-137: “Ve böylece ortakları, müşriklerden birçoğuna evladını öldürmeyi süslü gösterdi, hem onları helak etsinler, hem de dinlerini onlara karmakarışık etsinler (diye). Eğer Allah dileseydi onu yapmazlardı. Onları uydurduklarıyla baş başa bırak.”
 “Müşriklerin ortakları” ibaresindeki ortak, müşriklerin kendilerinde “Müstakilen VAR ve Muhtar” zannettikleri güçlerle verdikleri kararlardır.
“Onlara; ‘Allah’ın sizi rızklandırdığı şeylerden infak edin’ denildiğinde, kâfir olanlar îman edenlere dedi ki: Allah dileseydi doyuracağı kimseyi mi yedirip doyuralım? Siz apaçık bir dalalet içerisindesiniz.” (Yâ-Sîn; 47)
Anlamak istemeyen, hücum yapan cümleler. İlişkiler’i tevhid dili ile tartışıyorlar! İmtihan anlaşılamamış! İnananları sapmış sanıyorlar. Onlar bu zann’larına âhirette de devam ederler.
Aslında bunlar Kur’ân’ın beşer cümlesi olmadığının da birer delilidir.
“Kişinin; ‘Allah’a karşı aşırı gitmem dolayısıyla bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alay edenlerdendim’ (diyeceği günden sakının). Veya ‘Allah bana hidâyet verseydi, elbette sakınanlardan olurdum’ diyeceği yahut azabı gördüğünde; ‘Keşke benim için bir kez (dönmeye) imkân bulunsa da iyilerden olsam’ diyeceği günden sakının.” (Zümer; 56-58)
“İnşâAllah sakınanlardan oluruz” deyip bir tanımlama ile devam ediyoruz:
 “Yaratılmışların birbirlerine göre “var” olmaları, kesret nuru’nun görüntü sağlama mekanizmasıyla oluşur. Bu durum, günümüz bilimsel bulguları ışığında hologram prensipleriyle açıklanabilmektedir. Ef’al âlemindeki bu “var” oluş, renk farklılıklarıyla ayırt edilen, şekilleri farklı sûretler olarak görülür. Bu sûretlerin hareketlerinden ise zaman kavramı ortaya çıkar.”
Bu cümlelerdeki tanımlamaları örneklerle genişletmeye ve anlamaya gayret edeceğiz.
İki yapıyı, iki hali iyi ayırmalıyız
Yazılarımızda “Talib” kelimesini özellikle çok kullanıyoruz. Bu konuda yalnızca bir kişiye tâlip denir, tâlip bir kişiyi tarif eder: Hakka tâlip olan! Yalnız ve yalnız Hakk’a tâlip olan. Tâlip dediğimiz zaman kastettiğimiz budur. Bu tanımları Talib’in mutlaka fark etmesi gerekiyor. Öyle fark etmesi gerekiyor ki tanımlayacağımız iki şeyi kendisine tarif edebilecek şekilde net ayırabilmeli, onları kendisine kendi cümleleriyle tanımlamalı, fark ettiği o iki yapıyı birbirinden ayırt edebilmelidir. Sonra da fark ettiği bu iki yapının birbirlerini örtmesini engellemelidir. Onları öyle birbirinden ayırmalı ve saflaştırmalı ki onlar birbirini örtmesin. Bu iki yapı, bu iki hal nedir?
Biz bu iki halin ikisini de “BEN” diyerek takdim ederiz. “BEN” diyerek kastettiğimiz bizde iki “var” vardır, iki oluşum vardır. Bu ikisini karşıya, dışarıya ve kendimize “BEN” diyerek takdim ederiz. Birisi yaratılmışların Birbirlerine Göre Var olan halleri. Birbirlerine Göre Var olan hallerin özelliklerini paylaşacağız, çünkü o zaman biz onu kendimize kendi cümlelerimizle tanımlayabiliriz. Yaratılmış olanların Birbirlerine Göre Var oluşlarını görebilmemiz çok kolaydır. Çokluk âlemine baktığımızda gözümüzle gördüğümüz, “var” dediğimiz, varlıklara “var” dememize sebep olan var oluş halleri onların Birbirlerine Göre Var oluş halleridir. Yaratılmış olanlar Birbirlerine Göre varlardır. Bu “var” deyiş bu çerçevede çok önemlidir, çünkü onlar Birbirlerine Göre Var’lardır. Ama onlar Allah’a göre YOK hükmündedirler.
Allah’ın var olma şekliyle kulların var olma şekilleri kıyaslanamaz ve birbirlerine ölçü olmaz. Dolayısıyla, Allah’ın VAR olma biçimine bakarak kullara baktığımızda, O’nun yanında onlara YOK denilebilir. Kesin olarak “yok” denir demiyorum, “yok” denilebilir. Bu yüzden, bu detayı fark eden tâlip bir noktadan sonra Allah’a karşı “varım” demez, “var gibi görünüyorum” der. Ama bunlar sonra idrakla gelinebilecek detaylardır. O detaylara gelinceye kadar onun “var” olduğunu bilmek lazım. Demek ki iki “var”dan birisi yaratılmışların Birbirlerine Göre Var olmalarıdır.
Diğer “var” oluş ise Kendinde Kendine Göre Var oluştur. Kendinde Kendine Göre Var oluşu özellikle Halifetullah özellikli insan iyi anlayabilir, kavrayabilir ve değerlendirebilir. Bu yüzden, Kendinde Kendine Göre Var olan daha çok onun için önemlidir. Birbirlerine Göre Var olanın da Kendinde Kendine Göre Var olanın da detaylarına bakacağız. Bu iki “var” oluşu yan yana koymak, fark ettirmek için şimdi sadece isimlerini söylüyoruz. Bu iki “var” oluş içerisinde esas olan Kendinde Kendine Göre Var olandır. Esas odur ve amaç da Kendinde Kendine Göre Var olana ulaşmaktır. Esas yaşayan ve Allah’ın bize bildirdiğine göre de sonsuza kadar yaşayacak olan insandaki “Kendinde Kendine Göre Var” halidir.
Dünya gözü ile gören!..
Madem bizde var, buna ulaşmak lazım. Neden? Çünkü Birbirine Göre Var olan onu örtüyor. Dünya yaşantısının gereği olarak o görüntü Kendinde Kendine Göre Var olanı örter, onun fark edilmesini engeller, hatta bunu öyle kuvvetli yapar ki Kendinde Kendine Göre Var olanı unutturur. Böylece kişi Birbirine Göre Var olan ile içli dışlı olur. Bu hâli ona ulaşması gereken Kendinde Kendine Göre Var hâlini unutturur. Bu durum dünya yaşantısının gereğidir, insan kendisini bu mekanizmanın içerisinde bulur.
Birbirine Göre Var olan hâlin dünya şartlarındaki en önemli avantajı dünya gözü ile görülebiliyor olmasıdır. Dünya gözüyle görülebilmesidir ki insanı ona sıkı bir arkadaş yapar. Oysa Birbirlerine Göre Var olanla o sıkı fıkı ilişki ona çok önemli detayları unutturur. Birbirlerine Göre Var olanı dünya gözüyle gören Kendinde Kendine Göre Var olandır. Kendinde Kendine Göre Var olanı Birbirlerine Göre Var olanlar göremez, onların öyle bir yeteneği yoktur, onlar gördüğünü değerlendiremez. Birbirlerine Göre Var olanda Birbirlerine Göre Var olanı gören, ondaki Kendinde Kendine Göre Var olandır, dünya gözüyle gören odur. Dünya gözü Birbirlerine Göre Var olandan bir malzemedir, ama bu malzemeyi Kendinde Kendine Göre Var olan kullanır, bunu kullanarak gören odur. Vücut malzemelerini kullanarak gören, duyan, konuşan kişideki Kendinde Kendine Göre Var olandır.
Var ve yok
Kesret âleminin, ef’al âleminin yani fiil âleminin temelini Birbirlerine Göre Var olan oluşturur. Zaten Birbirlerine Göre Var olanlar yüzünden ona Çokluk Âlemi denir. Yaratılanların/kulların Birbirlerine Göre Var olması çokluk âlemini oluşturan esas yapıdır. Dolayısıyla, bu çokluk âleminde dünya gözüyle bakıp bir kula “var” dememiz ancak Birbirlerine Göre Var olan yapı sayesinde olur. Birbirlerine Göre Var olan kulların, Birbirlerine Göre Var mış gibi görünmelerini sağlayan ise kesret nurunun görüntü oluşturma mekanizmasıdır. Şimdilik bunu detayına girmeden duymuş olalım. Çünkü o ayrıca inceleyebileceğimiz farklı bir konu. Birbirlerine Göre Var olan, kesret âlemini oluşturan kesret nurunun görüntü oluşturma mekanizmasından kaynaklanır. Bu görüntü oluşturma mekanizması nedeniyle ona “Varmış Gibi Görünen” deriz. Kesret nuru görüntü oluşturduğu için gayet iyi bilir ki onlar Varmış Gibi görünüyor. Yine kesret nûru gayet iyi bilir ki o kendi nûrundan oluşturduğu bir görüntüdür. Kavrayabilmek için şu örneği verelim. Işığa karşı elimizi tutup da duvara gölgesini oluşturduğumuzda biliriz ki o elimizin gölgesidir, varmış gibi gözükür, orada öyle birşey yoktur. Bunun misali, kesret nûru bilir ki görüntü oluşturma mekanizmasıyla oluşturduğu görüntüler aslında kendisidir, kesret nûrudur. Dolayısıyla, kesret nûru diliyle onlara “Varmış Gibi görünüyorlar” diyebiliriz.
Birbirlerine Göre Var olanlar, Varmış Gibi görünenler birbirlerine “var” derler. Bu durum kulların var olmalarının şartıdır. Bu şarta bakıp onlara “yok” diyemezsiniz. Kesret âleminde “var” olmanın bundan başka şartı yoktur. Siz buna “yok” derseniz neye “var” diyeceksiniz? Kesret âleminde var olmanın şartı budur. Bu yüzden kullar yani kesret nûrunun görüntü oluşturma mekanizmasıyla meydana gelen Birbirlerine Göre Var hallerine bakarak bir kula “var” derler.
Bilim adamları zahirin
mekanizmasını ortaya koyuyor
Bizim dînî tabirlerle Kesret Nûru dediğimiz görüntü oluşturma mekanizması, günümüzde bilimsel çalışmalarla bir noktaya gelmiştir ve Hologram Prensipleri’yle açıklanmaktadır. Kesret nûrunun görüntü oluşturmasının günümüzde hologram prensipleri olarak tanımlanışına bakıp “bu son noktadır” diyemeyiz. Gelecekte belki bu daha ileri bazı bulgularla desteklenecektir veya başka türlü tarif edilecektir. Kesret nûrunun görüntü oluşturması, oluşturduğu görüntüler bilim adamlarına göre birer hologramdır. Bu iki bilgiyi birleştirirsek diyebiliriz ki kesret âlemi aslında bir hologram görüntü havuzudur, çokluk âlemi aslında holografik görüntülerden meydana gelen hologram tabanlı bir havuzdur. Şimdi söyleyeceğim çok önemli bir şeydir, altını çizerek söylüyorum, lütfen çok önemseyin ve dışarıdaki bilgilere bu cümleyle bakın: Hologram gerçeği bâtın bir bilgi değildir. Varmış gibi görünen, birbirlerine bu sebepten “var” diyen, Birbirlerine Göre Var olan hâlin perde arkasının hologram olduğunu görüp “Ben bu işin bâtınını öğrendim” sanmak yanlıştır. Kendini orada perdelersin. Tasavvuf yolunda böyle son duraklar vardır. “Budur” dediğiniz yer sizin son durağınız ve geçemeyeceğiniz duvarınızdır. Çok iyi bilinmelidir ki hologram gerçeği Birbirlerine Göre Var oluşun bâtını değildir. Birbirlerine Göre Var oluş da, onun perde arkasındaki hologram gerçeği de zâhirdir, ikisi de zâhirdir. Yani bilim adamları yaptıkları çalışmalarla, sünnetullahın bu kısmını tespit etmekle bir bâtın bilgi tespit etmiş değiller. Çalışarak zâhirin mekanizmasını ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla hologram zâhirdir. Bütün bunlar kesret âlemi kapsamındadır ve biz hepsine birden Esma Âlemi deriz.
Veli’nin işi, dünya değil
Kesret âleminin bir de bâtını vardır. Günümüzde hologramla açıklanmaya çalışılan kesret âleminin bir de bâtını söz konusudur. Eğer birisi onun bâtınını tarif ederse görürüz ki o farklıdır. O konuya ayrıca bakmamız lazım. Şu sonuca varıyoruz ki tevhid gerçeğini kesret âlemini oluşturan detayda aramak bizi doğru yola çıkarmaz, tevhidi kesret âleminin detayında arayan doğru yola çıkamaz. Belki dünyaya ait bilim adamı olur ama veli olamaz. Bu fark edilmediği için bazıları şöyle bir yanlış inanışa girer. Duyarlar, giderler, bir veli ile karşılaşırlar; tanıştıkları kişi “Veli bir zattır” diye kendilerince emin de olabilirler. Ona bir iki soru sorarlar, bakarlar ki zat ne hologram biliyor, ne kesret âleminin o detayını biliyor; “Böyle veli mi olur?” diye şaşırırlar. Dikkat edin, veli zatın dünya gereği olan bilimsel çalışmaları ve oradan çıkan sonuçları bilmesi gerekmiyor! Onun işi o değil. İş o değil. O bilgiler gereksiz mi? Çok gerekli. Ama onun onları bilmesi gerekmiyor. Bilmesi gerekirse, bilmesi gereken kadarını, gerektiği yerde, anında Rabbi bildirir ve söyler. O hologramı bilmez fakat velidir. Ama çeşitli felsefeler, özellikle meditasyon çalışmaları hologram ve benzeri açıklamalara dayanırlar; daha doğrusu onlar o açıklamalardan önce bunu temel almışlardır, açıklamalar da ona uygun tarzda yürümüştür. Bu yüzden İslâm dışı bütün öğretilerin, felsefelerin, meditasyon gibi çalışmaların son durağı bu hologram havuzudur. Onlar onun birliğine, onun bütünlüğüne, onun enerjisine yani o nura çeşitli isimler verirler ve oraya ulaştıkları zaman son noktaya ulaştıklarını zannederler. Oysa orası bizim gelmeye çalıştığımız başlangıç noktasının bile gerisindedir; çok altındadır, eksilerdedir…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi