Kemal DEMİRKIRKAN
Kemal  DEMİRKIRKAN
kemaldemirkirkan@kocatepegazetesi.com
DÜNÜN MAĞDURLARI, BUGÜNÜN TİRANLARI OLDU…
  • 0
  • 905
  • 11 Mart 2020 Çarşamba
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Geçtiğimiz hafta içinde Eğitim Bir Sen sendikası ile İhsaniye ve Sultandağı Kaymakamlarının karşılıklı açıklamalarına tanık olduk. Duymayanlar için kısaca özetleyelim. İhsaniye ilçesinde Eğitim Bir Sen Sendikası Şube Temsilciliğini ve Anadolu Lisemizin Müdürlüğünü yapan Y.G. isimli okul müdürü hakkındaki şikayetler kaymakamlık tarafından incemeleye tabi tutuluyor. Aynı şikayetler nedeniyle Milli Eğitim Müfettişleri de, okul müdürünü kusurlu bulup ceza verilmesini öngörüyor. Ardından Sendika İhsaniye Gazlıgöl ilçesinde geniş katılımlı bir toplantı düzenleyerek (adeta gövde gösterisi yaparcasına) İhsaniye Kaymakamı ve Sultandağı kaymakamı hakkında ağır ithamlarda bulunuyor. Çok da ileri giderek adı geçen kaymakamları 28 Şubat sürecini hortlatmaya çalışmakla suçluyorlar. Haliyle her iki devlet görevlisi de kamuoyuna konu ile ilgili gerçekleri anlatan açıklamalar yapıyorlar. Olayın özeti bu.
***
Bize gelen bilgilere ve iddialara göre konunun aslı bambaşka. Eğitim Bir Sen İhsaniye Şube Temsilcisi Y.G’in yakın geçmişine baktığımızda, 2015 yılında Döğer Fatih İmam Hatip Ortaokulu Müdürü iken açılan dava sonrası İhsaniye İlçe Milli Eğitim Müdürüne hakaret suçuyla Sinanpaşa Çok Programlı Lisesine öğretmen olarak atanıyor. Y.G’in arkası o kadar sağlam ki, ceza alarak Sinanpaşa’ya gönderilen öğretmen, ertesi yıl ödüllendirilerek İhsaniye İlçe Milli Eğitim’de Şube Müdürlüğü görevine atanıyor. Sendikacı ya, iktidara yakın ya ilçe Milli Eğitim Müdürü dahil herkesi yönetmeye başlıyor. Kimsenin sesi çık(a)mıyor nasılsa.
Mesaisinin büyük bölümünde okul müdürlüğünün yanında, hayvancılık gibi başka işlerle de uğraşıyor. Hatta Kaymakam Bey’in habersiz teftişleri sırasında makamında bulunamadığı iddia ediliyor. Y.G, eğitim alanında faaliyet gösteren diğer sendikaların ilçesinde taraf bulamaması için herşeyi yapıyor. Başka bir sendikaya üye olan öğretmenlere mobbing uygulamaya, “Sen nasıl başka sendikaya üye olursun” diye tehditler savurmaya başlıyor. Velilerden ve öğretmenlerden gelen şikayetler üzerine, Milli Eğitim Müfettişleri çağrılıyor. Kaymakam Bey de konuya duyarsız kalmıyor. İnceleme sonrası müfettişler tarafından Y.G’e kınama cezası verilmesi isteniyor. Kaymakam onayına rağmen, her nedense İl Disiplin Kurulu bu cezayı uygula(ya)mıyor. Yaşanan olaylar mahkeme koridorlarına yansıyor. Bütün bu yaşananların ardından Sendika Y.G’in akasında durmaya çalışıyor.
***
AKP iktidara gelmeden önce her Cuma, namaz sonrası Beyazıt Meydanı’nda ve Fatih Camisi önünde yaşanan olayları, gösterileri hatırlarsınız. AKP’nin iktidara gelmesindeki en önemli argümanlarından birisi Türban temelinde başlayan, kişi hak ve özgürlüklerini yaşatmak vaadiydi. Ardından seçimle iktidara gelen ve günden güne güçlenen AKP’de, önce sivil toplum örgütleriyle başlayan, ardından FETÖ ve diğer cemaatlerle birlikte tüm devlet kurumlarını kapsayan bir tahakküm dönemi yaşandı. Aslında birileri tarafından adeta önceden planlanmış ve siyasal islamcıları iktidara getirmeye ve iktidarını pekiştirmeye yaradığı yorumları yapılan 28 Şubat gibi olaylar AKP’ye güç kattı. 28 Şubat süreci üzerindeki gölgelerin hala ortaya çıkmadığını da belirtmek lazım.
AKP iktidarının tek adam yönetimine evrilmesinde en önemli rollerden birisi elbette ki sivil toplum kuruluşları, yardım dernekleri ve Cemaatlere ait vakıflarla olan karşılıklı ilişkisi oldu. Bu organizasyonlara her istediğini veren AKP, yeri geldiğinde sokaktaki tepkiyi örgütlemek istediğinde bu vakıf ve dernekleri kullandı. Gün oldu bu sendikalar artık kabına sığmaz oldu. İktidar gücünün diğerlerine yaptığı baskısıyla büyüdüler, büyüdüler. Dev oldular. Beyazıt meydanında “Başkasına yaşama hakkı vermiyorsunuz” diye sloganlar atanlar, “hâkim güçlerin herkesi kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeye zorladığını” söyleyenler, başkalarını “Tiranlıkla” suçlayanlar şimdi kendileri “Tiran” gibi oldu. Kendilerinden başka kimsenin yaşamasına müsaade etmez oldular. Bunun için ellerindeki gücü, iktidar gücünü, umarsızca kullanmaya başladılar. Adeta devlet içinde paralel yapılanmalar oluşturdular. Ve bugün gelinen noktada devletin memurları ile çatışmaya başladılar, istenileni yapmayanın “kellesini isteme” duruma düştüler.
AKP, demokrasi kisvesi adı altında yapılan referandumlar sonrası ülkeyi nasıl tek adam rejimine mahkum ettiyse, gündelik yaşamda da tek parti, tek sendika dayatılarak aykırı görüşlere tahammül bırakılmadı. Kimse farklı düşünemez, düşündüklerini ifade edemez duruma geldi. Bu hafta içinde birçok gazetecinin tutuklandığını söyleme gerek var mı?
Anadolu coğrafyasında uzun yıllar bir ve beraber yaşamamızın sırrı aslında hoşgörümüz idi. Ayrı ırklardan, ayrı dinlerden birçok etnik grup bu corafyada yüzyıllarca barış içerisinde yaşayabildiyse, Osmanlı İmparatorluğu adı altında çağ kapatıp çağ açan koca bir imparatorluk kurabildiyse, neredeyse tüm emperyalist güçlere karşı tek vücut halinde ulusal kurtuluş savaşını verip, Türkiye Cumhuriyetini kurarak tüm dünyaya örnek olabildiyse, bunu höşgörümüze, birlikte yaşama istek ve karalılığımıza borçluyuz.
Toplumumuzun özgürleşmesi sadece askerî darbelerin önünü kesmek ve onların kalıntılarını ortadan kaldrımakla değil, demokratik yollarla elde edilen iktidarı sûistîmal edenlere, iktidara sığınarak kendinden olmayanlara baskı uygulayanlara karşı direnç göstermekten geçiyor. Bu direnci hepimiz göstermeliyiz. AKP’li yöneticiler eğer bu direnci gösteremezlerse yaşadıkları erime süreci daha da hızlanacak. Kamu görevlileri bu direnci gösrteremezse yarın hesap vermekte güçlük çekecekler. Toplum bu direnci göstermezse tek adam rejimi altında ezilmeye devam edecek.
Soz Söz; “Yarına kalsa da, kimsenin yaptığı yanına kalmaz” Atasözü

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM