DİL BAYRAMI

DİL BAYRAMI

Dil milleti millet yapan en önemli unsurlardandır. Her milletin dil özellikleri farklı farklıdır. Türkçemiz de bizim için en güzel en zengin dildir. Ural Altay dil gurubundan olup Adriyatik Denizi’nden Çin Seddi’ne kadar yaygınlaşmıştır. Orta Asya’da bulunan Orhun Yazıtlarından dilimizin kökenlerine kadar inebiliyoruz. Savaşlarla ve göçlerle meydana gelen coğrafi değişiklikler sonucunda dillerde de değişiklikler olmuş, diller birbirinden sözcük alışverişleri yapmışlardır. Edebiyat ve kültür alanında eserler veren milletler dillerini büyük oranda korumuşlardır. Türkler Orta Asya’dan Anadolu’ya göçerken Farsça’dan (İran dili) etkilenmiş, Müslümanlığı kabul ettikten sonra da Arap dilinden etkilenmiştir. Özellikle Halifelik Türklere geçtikten sonra dinimize saygıdan dolayı çok sayıda Arapça sözcük dilimize yerleşmiştir. Farsça ve Arapça kullanmak bilim ve edebiyat alanında çok yaygınlaşmıştır. Farsça ve Arapça kullanmak bilginin ve Müslümanlığın adeta göstergesi olmuştur. Halk kesimindede güzel Türkçemiz konuşulmaya devam edilse de bu durum dilimizin zenginliğini gizlemiştir. Dilimiz tam anlamıyla öğrenmemizi engellemiştir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da önderlik yapan Atatürk sayesinde Harf Devrimi ve Dil Kurultaylarıyla dilimizin kendini bulması sağlanmıştır. Osmanlı zamanında çürümeye yüz tutmuş bir çok kurum gibi dilimiz kendini kurtarmak istiyordu.
Bu durumu gören Ulu önder bu alanda yetkin adları bularak 26 Eylül 1932 yılında 1. Türk Dil Kurultayı’nı toplatarak çalışmalara başlamıştır. Kurultayın son gününde her yıl 26 Eylül’ün Dil Bayramı kutlanması kararlaştırıldı. Bu 1928 yılındaki Harf Devrimi’nden sonra en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Dil Devrimi’ne 88 yıl sonra bile karşı çıkanlar olmaktadır. “Bir gecede dilsiz kaldık, mezar taşlarını okuyamıyoruz, geçmişle bağımız kesildi.” gibi anlamsız gerekçeler öne sürüyorlar.
Geçmişle bağımız zaten kesikti. Çünkü halkın yüzde doksanı okuma-yazma bilmiyordu. Okuma-yazma bilenler de dilimizin kurallarını bilmiyorlardı. Anadolumuzda Karacaoğlan, Yunus Emre gibi Türkçeyi çok güzel kullanan şairlerimiz, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp gibi yazarlarımızın eserleriyle Türkçemiz biraz nefes almıştır.

Bana kara diyen dilber.
Kaşların kara değil mi.
Yüzümü güldüren güzel.
Gözlerin kara değil mi.

Her yoldan gelir geçerler.
Aktan karayı seçerler.
Ağalar beyler içerler.
Kahve de kara değil mi.
Karacaoğlan

Benden selâm olsun Bolu beyine.
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır.
Ok gıcırtısından kalkan sesinden.
Dağlar sedâ verüp seslenmelidir.

Düşman geldi tabur tabur dizildi.
Alnımıza kara yazı yazıldı.
Tüfenk îcad oldu mertlik bozuldu.
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.
Köroğlu

Bu güzel örnekler çoğaltılabilir. Çocuklarımıza Türkçemizin güzel örneklerini veren şair ve yazarlarımızın kitaplarını okutalım. Türkçemiz Dil Devrimi ile büyük ölçüde arınmış ve sadeleşmiştir. Dil Devrimini kötülemek boşuna bir uğraştır. Bugün artık tartışmasız yerleşmiş ve benimsenmiştir. Türkçe Devriminin 88. Yılı Türklere kutlu olsun.
Türk’ü anlamak Türkü dinlemek gerektir.
En büyük Türkçü Atatürk’tür.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi