DERSİM KATLİAMI-III

DERSİM KATLİAMI-III

Bugünden Yarını Görmek.
Ahmet Refik Bey (Altınay) son dönem Osmanlı tarihçileri arasında yer alır. Abdülhamit, II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerini görmüştür. Kendisi askeri okulda iken İttihatçıdır, İttihatçıların 1908 isyanını desteklemiş, II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesini alkışlamıştır. Ancak I. Dünya Savaşı yıllarında karşılaştığı bazı olaylar sebebiyle İttihatçılardan uzaklaşmış onlara düşman kesilmiştir.
1917 Bolşevik İhtilalı neticesinde Rus orduları Doğu Anadolu’dan çekilirken yerlerini Ermeni çetelere bırakmışlardı. Osmanlı orduları eski topraklarını kurtarmak için 1918 yılı Şubat ve Mart aylarında Kafkas Cephesi’nde ileri harekâta geçerken Antranik kumandasındaki Ermeni çeteler bölgede kıyımlara başladı. Bölge ahalisi tarihin şahit olmadığı büyük vahşete ve katliamlara maruz kaldı. Ermeniler 1915 tehcirinin intikamını kadın ve çocuklardan alma yolunu tutmuştu. Osmanlı orduları Vehip Paşa kumandasında bölgeyi Ermenilerden temizlerken 3 Mart 1918’de Brest-Litowsk Antlaşması imzalanmış ve Kars-Ardahan-Batum, Osmanlı Devleti’ne bırakılmıştır.
Yazımıza konu olan A. Refik Bey, bu facialardan bir ay sonra Ermenilerin yaptığı katliamları incelemek üzere Alman ve Avusturyalı gazetecilerden oluşan bir heyetle bölgede geziye çıkmıştır. Bu gezisinde Gümüşhane, Erzurum, Erzincan, Kars, Ardahan civarındaki Ermeni mezalimini incelemiştir. Daha sonra bu izlenimlerini Mondros Mütarekesi’nin imzalanması ve İttihatçıların yurt dışına kaçmasından sonra 17 Aralık 1918’den sonra yayınlamaya başlamıştır. Bilahare bu yazıları “İki Komite, İki Kıtal” ve “Kafkas Yollarında” adlarıyla kitaplaştırılmıştır.
Ahmet Refik Bey, bu izlenimlerini kaleme alırken İttihatçılara duyduğu öfkenin etkisiyle Ermeni çetelerini Türk katliamından sorumlu tutarken İttihatçılarında Ermeni katliamı yaptığını yazmıştır. “İki Komite, İki Kıtal” adlı kitabında, bölgede yaşanan katliamları yapan komitelerden birisinin Antranik, diğerinin de İttihatçılar olduğunu; Antranik’in Türk katliamından, İttihatçıların da Ermeni katliamından sorumlu olduğunu vurgulamıştır.
1919 mütareke İstanbul’unda at izinin it izine karıştığı ve Osmanlının ipinin çekilmeye çalışıldığı bir dönemde yazılan bu yazılar İttihatçıları en zor zamanlarında arkadan vurmuştur. Zaten 27 Ocak 1919’da sonra Ermenileri katletmek suçuyla İttihatçılar tutuklanmaya başlanmıştır. Ermeni katliamıyla ilgili mahkemede Ahmet Refik Bey’in yazdıkları kimi zaman delil olarak kullanılmıştır. Bu mahkeme-lerde tehcir suçuyla 1397 kişi yargılanmış ve 62 kişi idam edilmiştir. Bu idamlarda milli vicdanı en çok yaralayan Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in yalancı şahitlerin ifadesiyle idamıdır.
Bu satırları neden kaleme aldığımıza gelince basından takip ettiğimiz kadarıyla geçen yıl Avrupa Parlamentosu’nda “Dersim Konferansı” adında bir konferans düzenlendi. Konferansın ilan afişlerinde alenen “Dersim Soykırımı” ilan edildi. Yine Avrupa Parlamentosu’nda 2008 yılında düzenlenen Dersim Soykırımı adlı konferansa ise Ermeni diasporasının sözcülerinden Hilda Çobayan ve PKK sempatizanı Profesör Ronald Mönch katıldı. DTP’li siyasetçilerde oradaydı. Hiçbirinin tarihçi olmadığı bu konferansta karşıt görüşten kimse yoktu, tartışma olmadı baştan sona Türkiye Dersim Soykırımı ile suçlandı.
Türkiye’nin başında Ermeni Soykırımı, Pontus Soykırımı gibi sorunlar varken birde Dersim Soykırımı kotarılmak üzere. Böyle bir durumda ülkeyi idare edenlerin sorumlu davranması gerekir. İki de bir CHP’yi Dersimle vuracağız diye Dersimde katliamlar yapıldığından bahsetmek doğru değildir. A. Refik Bey’in yazdıklarının Ermeni Soykırımına delil kabul edildiği gibi bugün sarf ettiğimiz sözler yarın Dersim Soykırımı için delil kabul edilirse ne yapacağız?
Türkiye’nin düşmanı çoktur, uyanık olmak ve bugünden yarını görmek lazımdır. Yazımıza Banu Avar’ın Almanya’nın Hamburg kentinde bulunan Alman Doğu Enstitüsü yöneticisi Uda Steinbach’le yaptığı söyleşiden bahsederek son verelim. Bu şahıs “Boğazdaki Hasta Bekçi” ve “Türkiye’yi Aramak” adlarını taşıyan kitaplar yazmış. Banu Avar’ın “Hangi Avrupa” isimli kitabında aktardığına göre Boğazdaki Hasta Bekçi isimli kitapta Türkiye hakkında; Sorun, Atatürk’ün, bir paşa fermanıyla yaptığı yapay ürün Türk devleti ve Türk Ulusudur… Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk Ulusudur. Böyle bir ulus yoktur. Olmadığını, Türkiye’de yaşanan Türk/Kürt, Müslüman/Laik, Alevi/devlet çatışmalarında görmekteyiz” satırları bulunmaktadır. Unutmayalım, bugünkü kavga Türk Milletinin varlığına karşı yürütülmektedir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi