DEĞİŞEN EKONOMİK KOŞULLAR ve OSMANLI DEVLETİ-II

DEĞİŞEN EKONOMİK KOŞULLAR ve OSMANLI DEVLETİ-II

Ramazan Balkan 12 Ekim 2015 Pazartesi 03:00:00
  Bu köşemizde geçen hafta yayınlanan yazımızda coğrafi keşifler çağına kadar tüm dünyada temel zenginlik kaynağının “Toprak” olduğu, coğrafi keşiflerle birlikte özellikle açık denizlere yayılan “Ticaret” olgusunun zenginlik getirdiğini ve Osmanlı Devleti’nin bu değişime ayak uyduramadığını aktarmıştık. Osmanlı Devleti’nin batıda yaşanan bu değişimle birlikte ortaya çıkan Merkantilist ekonominin tam tersi uygulamalarla ticaret devrimini kaçırdığını anlatmıştık. Bu konularda A. Mesut Küçükkalay’ın “Coğrafi Keşifler ve Ekonomiler (Avrupa ve Osmanlı Devleti)” isimli çalışmasında kapsamlı bilgiler vardır.
Peki, Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde takip ettiği ekonomik anlayışın temelleri nelerdir? Bunu izah etmekte fayda vardır. Öncelikle belirtelim ki, klasik Osmanlı ekonomisi arz yönlü ekonomi olup ekonominin temeli piyasada bol ve ucuz mal sağlayarak vatandaşın mutluluğunu sağlamak esastır. İthalat serbesttir ancak gıda maddeleri, sanayi hammaddeleri, savunma araçları vb ihracı yasaktır.
Bu anlamda Osmanlı ekonomisinin üç temel ilkesi vardır. Bunlar ilkeler tarihçiler tarafından Fiskalizm (Vergicilik), Tradisiyonalizm (Gelenekçilik) ve Provizyonizm (İaşecilik) olarak isimlendirilmiştir.
Fiskalizm (Vergicilik);
Fiskalist anlayışta temel ilke; “Vatandaşın Zenginleşmesi” ile devletin zenginleşmesi değil “Devletin Zenginleşmesi” ile vatandaşın refahının artmasıdır. Bu sebeple devletin kasasını mümkün olan en yüksek düzeyde doldurmak için kapsamlı bir vergilendirme yapılır. Bugün Osmanlı arşivlerinde hayranlık uyandıran derecede titizlikle yapılmış tahrirlerin bulunmasının sebebi de bu anlayıştır. Fethedilen bölgelerdeki gayr-i müslim ahali, göçe veya din değiştirmeye zorlanmaz, çünkü boş arazi vergi kaynağı değildir, Müslümanlaşan gayr-i müslimler daha az vergi demektir. Hatta İspanya’dan göçe zorlanan Yahudiler Osmanlı topraklarına davet edilip Selanik ve İzmir’e yerleştirilir, böylece nüfus artırılarak vergi kaynakları da artırılmış olur. Bugün bize ilginç gelen ithalatın teşvik edilmesinde de fiskalist anlayış yatar. Sebebi de ithalat arttıkça gümrük vergisi de artacak ve devletin kasasına giren kaynak yükselmiş olacaktır.
Tradisiyonalizm (Gelenekçilik);
Tradisiyanilst anlayışta temel ilke; mevcut durumu muhafaza etmek, değişme halinde yeni dengeler aramak yerine eski durumu korumaya çalışma veya eski duruma geri dönmektir. Nitekim Osmanlı kanunlarında bulunan; “kadimden olagelene aykırı iş yapılmaması” formülü tradisiyonalizmi açıklayan veciz ifade olup sosyal ve ekonomik hayata hâkim olmuştur.
Bunu örneklendirmek gerekirse; Jean Gimpel “Ortaçağda Endüstri Devrimi” isimli kitabında ortaçağ boyunca Avrupa’da su gücü veya rüzgâr gücünden faydalanarak ip eğirme ve dokuma makinaları üzerine yüzlerce çalışma yapıldığını anlatır. Ardından buhar gücünün bulunmasıyla Avrupa’da sanayi devrimi sürecinin başladığını yazar.
Hâlbuki Osmanlı toplumunda, sanayi devriminin temelini oluşturan dokuma örneğinde verdiğimiz gibi böyle bir arayış olmamıştır. Topluma hâkim olan gelenekçi anlayışla ip eğirmek için “Çıkrık” dokuma yapmak için “Tezgâh” geliştirilmeye çalışılmamıştır. Buna mukabil bir yenilik yapılmak istendiğinde günümüzde de kullandığımız; icat çıkarma, eski köye yeni adet getirme, biz babamızdan böyle gördük gibi yaklaşımlarla yenileşmenin önünü kapanmıştır. Yine çok üretmek ve çok kazanmak açgözlülük gibi değerlendirilmiş; kefenin cebi yok, bu dünyaya kazık mı çakacaksın, öbür tarafa ne götüreceksin, gibi ifadelerle toplum meskenete sürüklemiştir.
Bugün iktisadın baş ucu kitabı kabul edilen ve 1776’da yayınlanan “Milletlerin Zenginliği” kitabında Adam Smith; bol üretmek, çok kazanmak, üretimde işbölümü, rant, tekel, arz-talep, ithalat-ihracat dengesini açıklarken “bir toplumda herkes zenginleşmeye çalışırsa tüm toplum zenginleşir” tespitinde bulunur. Ne gariptir ki Osmanlı toplumu gelenekçi anlayışla zenginleşmeyi ayıp addetmiştir.
Provizyonizm (İaşecilik);
Provizyonist anlayışta temel ilke; ülke içinde mal ve hizmet arzını mümkün olduğu kadar bol ve ucuz sağlayarak halkın refahını sağlamaktır. Bu anlayışta mal ve hizmeti ülke içinde ucuza sağlamak için ithalat teşvik edilir, ihracata kısıtlamalar getirilir. Vatandaşın ucuz mala ulaşması için fiyatlara devlet müdahalesi yapılır ve “Narh” adı verilen temel tüketim malları için fiyat belirlenir. İhracatın yasaklanması, ithalatın teşvik edilmesi ve narh uygulaması zaman içinde üreticilerin zarar etmesine ve üretimden çekilmesine sebep olur. Osmanlı pazarları yabancı mal istilasına uğrarken toplumda zengin (burjuva) sınıfı oluşamaz özel sermaye birikim sağlanamaz, kısacası toplum zenginleşemez.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi