CUMHURİYET/KUVVET MİLLETE AİTTİR -1

CUMHURİYET/KUVVET MİLLETE AİTTİR -1

Cumhuriyetçilik ilkesi, devlet hayatında milli egemenliği, milli iradeyi ve hür seçimi temel kabul eden ilkenin adıdır. Bu ilkenin yönetim biçimi ve siyasi rejim olarak ifadesi “Cumhuriyet”tir. Cumhuriyet rejimi, milli egemenlik kavramını en iyi temsil edecek, en güzel şekilde gerçekleştirecek bir devlet şekli olup, demokrasinin de en gelişmiş biçimidir. Atatürk’ün demokrasi ve Cumhuriyetçilik konusundaki fikirlerini en açık bir şekilde kendi el yazısı ile yazdığı “Medeni Bilgiler” adlı kitapta görmekteyiz:
“Demokrasi esasına dayalı hükümetlerde, egemenlik halka, halkın çoğunluğuna aittir. Demokrasi prensibi, egemenliğin millette olduğunu, başka yerde aranmayacağını gerekli kılar. Bu suretle, demokrasi prensibi, siyasal gücün, egemenliğin kaynağına ve meşruiyetine temas etmektedir. Demokrasi prensibi, bu gün modern anayasaların genel bir sembolü gibi görünmektedir… Artık bu gün, demokrasi fikri yükselen bir denizi andırmaktadır. 20. Yüzyıl, birçok diktatör hükümdarın sonu olmuştur. Osmanlı saltanatı, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorlukları bunların başlıcalarındandır. Bundan başka, demokrasi ile yönetilen Portekiz gibi ılımlı hükümdarlıklar bile, demokrasinin daha belirgin bir biçimde uygulanmasını öngören Cumhuriyet karşısında silindi.
En nihayet bugün İngiltere, Belçika büyük eski demokrasilerin daha açık ve iyi düzenlenmiş bir demokrasinin gerçekleştirilmesi yolunda çalıştıkları görülmektedir. Demokrasi düşüncesi, modern anayasaların bir sembolü olmakla birlikte, bu düşünce çok eskidir. Bu düşüncenin kapsamını ve anlamını gereği gibi aydınlatabilmek için, onun kısa tarihini hatırlatmak yararlı olur:
“Türk Milleti en eski tarihlerinde, ünlü kurultayları ile bu kurultaylarda devlet başkanları seçmeleriyle demokrasi düşüncesine ne ölçüde bağlı olduklarını göstermişlerdir. Son devirlerde, Türklerin kurdukları devletlerde başa geçen padişahlar, bu yöntemden vazgeçerek müstebit (diktatör) olmuşlardır. Krallar ve padişahların diktatörlüğüne dinler de dayanak olmuştur. Kralar, halifeler, padişahlar çevrelerini saran papazların, hocaların teşvikiyle Tanrısal Hukuka dayanmışlar; egemenliğin bu hükümdarlara Tanrı tarafından verildiği kuramı uydurulmuştur. Buna göre hükümdar ancak Tanrıya karşı sorumludur. Gücünün ve egemenliğin sınırı, yalnız din kitaplarında arana bilir. Tanrısal hukuka dayanan bir mutlaklık kuralı önünde, demokrasi prensibinin ilk aldığı durum, ılımlıdır. İlkin, hükümdarı devirmeye değil, onun güçlerini sınırlandırmaya, monarşiyi kaldırmaya çalıştılar. Bu 400-500 yıl öncesinden başlar. Önce, kuvvetin milletten geldiği, eğer bu kuvvet, onu kullanmayı beceremeyen bir ele geçerse milletin o gücü geri alabileceği, bu kuvvetin, milletin vekillerinden oluşan meclis tarafından kullanılmasının gerektiği savunulmuştur.
16. Yüzyılda demokrasi prensibi, hükümdarların etkinliğini kırmak için siyasal mücadele aracı oldu. Bu mücadelelerde en son ortaya atılan fikirler şunlardı: (Devamı Yarın)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi