CİHADA YAKIN GELENLER – Kocatepe Gazetesi

CİHADA YAKIN GELENLER – Kocatepe Gazetesi

Serencam Serencam 12 Aralık 2014 Cuma 02:00:00
  Cihada yakın gelen, Allah’ın sevdiği ibadetlerden birisi hoşça konuşmak, tatlı söz etmek; birisi oruca devam etmek.
Ve’l-haccü külli âmin. “Her sene hac etmek.”
Bizim Türkiye’de bazı çok akıllı kardeşler var. Allah akıllarını salim akıl eylesin, akl-ı selîm sahibi eylesin.

“Her sene hacca gitme! Niye gidiyoruz, niye Arab’a para yediriyoruz?” diye söylüyor.

“Sen oraları muhafaza etseydin, Arab’ın olmasaydı, senin olsaydı!”
Benim ilk sözüm bu oluyor. Ne diye ülkeni iyi savunmadın da emperyalizme parçalattırdın?
Osmanlılar’ın son devrini okuyoruz, perişan oluyoruz. Her okuduğumuzda yüreğimiz parça parça oluyor. Kendi içimizde tefrika çıkmış. Yok İttihat Terakki çıkmış, yok Mithat Paşa’sı, Namık Kemal’i, bilmem nesi, hürriyet âşıkları filan… Ama sonuçta ülkeyi parçalamışlar. Sonuç itibariyle darmadağın olmuş ülke. Koca koca ülkeler elimizden kopmuş, Balkanlar gitmiş, adalar gitmiş, Ege’deki Mısır gitmiş, Kuzey Afrika gitmiş, Orta Doğu gitmiş.
Hani ne oldu bu kavgaların sonunda?
Yorgan gitti, kavga bitti. Emperyalizmin oyununa düştünüz. İlk önce kabahat sizin, şimdi bu muhatapların değil de bunların zihniyetinde olan babalarının, dedelerinin kabahati.
M. Es’ad Coşan

BEHLÜL DÂNÂ

Meczûb. Hak âşığı. Çok tanınmış evliyâdan biri. Asıl ismi Vüheyb bin Ömer Sayrâfî’dir. Behlûl-i Dânâ adıyla şöhret buldu. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. Kûfeli olduğu hâlde ömrünün çoğunu Bağdât’ta geçirdi. Hârûn Reşîd’in kardeşi olduğuna dâir rivâyetler varsa da aslı yoktur. Hârûn Reşîd’e nasîhat verirdi. Herkese ders olacak hikmetli sözleri çok meşhûrdur. 805 (H.190) senesi Bağdât’ta vefât etti. Dicle kenarında Şunûziyye kabristanlığına defnedildi.
Behlül-i Dânâ, zamânın büyüklerinin sohbetlerinde bulundu. Eymen bin Nâbil, Amr bin Dînâr ve Âsım bin Ebi’n-Necîd’den hadîs-i şerîf öğrendi. İbretli mânâlı sözler söyledi. Menkıbeleri dilden dile aktarıldı.
Oyun için yaratılmadık
Behlül-i Dânâ bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, oynayan çocuklar gördü. Çocuklardan biri ise bir köşeye çekilmiş onlara bakıyor ve ağlıyordu. Behlül-i Dânâ o çocuğun yanına gitti ve;
“Ey çocuk niçin ağlıyorsun? Gel sana bir şeyler alayım da sen de arkadaşlarınla oyna.” dedi ve çocuğun başını okşadı.
Çocuk bakışlarını Behlül’e çevirdi ve;
“Ey aklı az adam! Biz oyun için yaratılmadık.” dedi.
Behlül bu söze şaştı ve çocuğa;
“Ey oğlum! Peki niçin yaratıldık.” diye sordu.
Çocuk;
“Allahü teâlâyı bilmek ve O’na ibâdet etmek için.” dedi.
Behlül hazretleri;
“Peki bunun öyle olduğunu nereden biliyorsun?” diye sordu.
Çocuk, Mü’minûn sûresinin 115. âyet-i kerîmesini okuyuverdi. Meâlen; “Sizi ancak boşuna yarattığımı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?”
Hazret-i Behlül tekrar;
“Ey çocuk. Sen hakîmâne konuştun. Bana biraz daha nasîhat et.” dedi ve ağlamaya başladı. Kendinden geçmişti.
Kendine geldiğinde çocuğa;
“Ey oğlum! Senin günâhın yok. Sen bir çocuksun. Nasıl oluyor da böyle düşünebiliyorsun?” diye sordu.
Çocuk da;
“Ey Behlül! Babamı ateş yakarken gördüm. İri odunları küçük çırpılarla tutuşturuyordu. Ben de Cehennem’in yanan küçük odunlarından olacağımdan korkuyorum.” dedi.
Bu sözler üzerine Behlül-i Dânâ hazretleri tekrar ağladı. Kendinden geçti. Kendine geldiğinde çocuğu yanında göremedi. Oradakilere bu çocuğun kim olduğunu sordu.
Onlar;
“Tanımadın mı?” dediler.
Behlül;
“Hayır.” deyince, onlar;
“Bu, hazret-i Hüseyin evlâdından seyyid bir çocuktur.” dediler.
Behlül de; “Ancak böyle bir ağacın meyvesi bu kadar olgun olabilirdi.” deyip oradan ayrıldı.

Şiddet, sadece çocuğun dövülmesi, fiziksel olarak zarara uğratılmasını değil;
onun sözel olarak aşağılanmasını, küçük düşürülmesini, azarlanmasını,
dalga geçilmesini de içerir. Ödevini yapmadığı için aşağılanan, kardeşi ile girdiği
yarışı kaybettiği için dalga geçilen, misafirlikte düzgün durmayıp anne babasını
mahcup ettiği için dönüş yolunda azarlanan çocukların yaşadıkları bu olumsuzlukların
acısını unutmak için başvuracakları benlik savunması, hızlanmaktır.
Pedagog Adem Güneş

Asr-ı Saadette, bir gün bir zat vefat eder. Defin sırasında Yüce Peygamberimiz eliyle işaret buyurarak, “Cenazenin yanındaki taşı alın.” der. Cemaatten bir kimse, “Efendim, o taşın ölen kimseye bir zararı mı olur?” diye sorduğunda Peygamberimiz, “O taşın alınması ölen kimse için değil, burada bulunanlar içindir. Onların göz zevkinin, estetik duygusunun incinmemesi içindir.” der. Hayatta sadece doğru söz, doğru hareket yetmiyor. Aynı zamanda o doğruluğun, bir güzellik, bir incelik, bir zarâfet içinde yapılması da önemli. Bütün mânâ yolunun büyüklerini inceleyin. Hepsinde bu edebin, inceliğin, nice örneklerini görürsünüz.
SABRİ TANDOĞAN

Tarihi bilmiyorsan dün doğmuşsun demektir.
Dün doğmuşsan, liderler sana istediği hikayeyi anlatabilir!
Howard Zinn

NEDEN HEP KÜSÜYORUM

‘’Nedenini bilemiyorum ama ne zaman birisi benden bir talepte bulunsa, kendimi ağır bir yük altında hissediyorum.
Hem işimde hem de özel hayatımda sınırlarım sürekli zorlanıyor; bu durum beni yorgun, bezgin kılıyor.
Etrafımdaki birçok insan bana, kızgın ve gücenmiş göründüğümü, olumsuz enerji yaydığımı söylüyor.
Oysa gerçek şu ki, ben hep yanlış anlaşılıyorum. Değerim bilinmiyor; haklı olarak da keyifsiz oluyorum.’’
Yukarıdaki cümleler size aşina geliyorsa, ‘’Pasif-Agresif’’ özellikler gösteren bir kişi ile karşı karşıya olabilirsiniz!.
Belki de bu insan sizsiniz!
Pasif-Agresif kişilerin en önemli özelliği, kendilerini rahatsız eden olaylara doğrudan tepki göstermek yerine, dolaylı yollardan öfkelerini belli etmeleridir.
‘Agresif’ sözcüğü, öfke/saldırganlık anlamında olup, bu kişilik özelliği adını, öfkenin dolaylı yollardan ifade edilişinden almıştır: Pasif-Agresif.
Pasif-Agresifler, neler yaparlar?
• Her şeye öncelikle ‘’hayır’’ derler, inatçıdırlar,
• Açık ve net değil şifreli konuşur, kafa karıştırırlar,
• Sinsi olabilirler,
• Kolay alınır, surat asar, küserler,
• Kızdıklarında hastalanırlar,
• Kendilerini öne sürmez, ortaya çıkmazlar,
• Mazeret üreterek yapılması gereken şeyleri sürüncemede bırakırlar,
• Kasten yavaş çalışıyor veya hata yapıyor gibi görünür, verilen işleri geciktirirler,
• Kendilerine düşeni yapmayarak ekip çalışmalarını sabote ederler,
• Randevularına gecikir veya mazeretler üreterek iptal ederler,
• Her şeyin ters gittiğine dair inanç ve karamsarlık duyarlar,
• Kendilerinden üstün gördükleri kişileri küçümser ve kusurlarını ararlar,
• Olmamış veya söylenmemiş şeyler için gerilim yaratırlar,
• Gecikmeler için hep bir şeyleri sorumlu tutar ve sorumluluklarından sıyrılmaya çalışırlar,
• Her şeyin doğrusunu kendilerinin bildiğine inanırlar,
• Yönetilme ve denetlenmekten rahatsızlık duyarlar, yetkilileri anlamsız yere eleştirirler,
• Tavsiyelere, yardım tekliflerine kulak tıkayıp hep kendi bildiğini yaparlar,
• Dedikodu yapar, devamlı başkalarının hatalarını arar ve ortaya çıkarırlar,
• Başkalarının zayıf yanlarını silah olarak kullanırlar,
• Kolay tepki verirler, anlayışsız ve hoşgörüsüzdürler,
• Yardım etmeyi, vermeyi severler ama bunun karşılığında onaylanma ve övülme beklentisi içindedirler,
• Başkaları için büyük fedakârlıklar yaptıklarından ama karşılığını alamadıklarından yakınırlar,
• Beklenmedik anlarda ve zayıf buldukları insanlara karşı aşırı saldırganlık gösterebilirler.
Pasif-Agresifler, aksilikleri ve uyumsuzlukları nedeniyle izole olabilir ve yalnız kalabilirler. Depresif bulgular gösterebilirler. Alkol kullanma eğilimi gözlenebilir.
Çoğu Pasif-Agresif, küçük yaşlarda otorite figürleri ile sorun yaşamış, aşırı eleştirel ve benmerkezci ebeveynler nedeniyle kendilerine güvenleri gelişmemiştir.
Aile içinde sevgi ve saygının yetersiz olması, duyguların açıkça ifade edilmesine izin verilmemesi, ileride bu kişiliğin ortaya çıkmasında önemli rol oynar.
Duygularını sağlıklı biçimde yönetemezler.
Böylece, başkalarına bağımlılıkla girişkenlik isteği arasındaki yoğun çatışma yaşarlar.
Sabırlı bir farkındalık ve ruhsal gelişim çalışmasından yararlanmaları mümkündür.
Otorite figürleriyle yaşadıkları sıkıntı, düzelmeleri için gereken profesyonel ilişkiyi de sabote edebilir.
Yakın çevresindekiler, Pasif-Agresif kişiyle inatlaşmaya girmekten ve ceza vermekten kaçınmalıdır.
Bu yaklaşım, onların küskünlük ve sorumsuzluklarına katlanılması gerektiği anlamına gelmez. Amaç, gereksiz çatışmaların ortaya çıkmasını engellemektir!
Erteledikleri veya yapmadıkları işleri başkaları üstlenmemelidir.
Pasif-Agresif kişilerle sakin bir şekilde konuşup, görev ve sorumlulukları ayrıntılı bir şekilde anlatılmalıdır.
Çoğu aslında başarılı ve çalışkan olduğu için, çatışma yaratmaksızın iknada başarılı olunduğu takdirde, kişinin iyi yanlarının ortaya çıkmasına yardımcı olmak mümkündür.
Pasif-Agresiflerin onay ve övgüye olan ihtiyacını göz önünde bulundurmalıdır.
Kendisine ihtiyacınız olduğunu bildirmek, ilişkiyi düzeltmede çok yararlı olabilir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi