Cavit Paşa’dan, Afyonlu Mehmetler’e; Yanya kahramanları

Cavit Paşa’dan, Afyonlu Mehmetler’e; Yanya kahramanları

Onur Bayram 16 Aralık 2010 Perşembe 02:00:00
  Bu yazı günlük tartışma ve konulardan biraz uzak. Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı gibi galibiyetle bitmemiş olsa da, kahramanlıklarını Türk tarihine kanıyla yazmış binlerce Mehmetçik ile onların ölüme ve kurşunlara dakikalarca meydan okumuş Mirliva Cavit Paşa’nın unutulmuş, belki de hiç bilinmeyen hikayesini anlatacağım.
Osmanlı’nın Avrupa’da ölüm kalım mücadelesi verdiği Balkan Savaşı’nda, Türkler’in Balkanlar’da kalmasını sağlayan en önemli nokta Yanya şehrinin aylarca süren dillere destan savunması oldu. Yunanların hızlı ilerlemesinin ve tüm gücünün kırıldığı Yanya’nın Manalusa tepelerinde, devletin dört bir köşesinden gelen kader ortaklarıyla birlikte ölüme koşan Afyonkarahisarlı Mehmetler, 98 yıl önce bugün gerçek bir destan yazmıştı.
Şehitleri unutmak onları anmamak, onlara ihanet gibi geliyor. İşte bu yüzden bugün, Balkan Savaşı’nda hayatını kaybetmiş binlerce şehidi anmaya çalışacağım. Ama Balkan Savaşı’ndan önce bölgeye giden Afyonkarahisarlı Mehmetçiklere ilişkin bilgi verelim. Osmanlı Devleti, yenileşme anlamına gelen ıslahat hareketleriyle birlikte ordu yapısını da değiştirmişti. İşte bu değişikliklerden biri de Redif Ordusu’ydu. İlk redif taburu da 1835’te Karahisan Sahib yani Afyonkarahisar’da kurulmuştu. Redif subayları nor­mal maaşın dörtte birini alırlar, haftada iki gün çalışırlar ve çalıştıkları gün üniforma giyerlerdi. Redif askerlerin de benzer çalışma şartları vardı ve teşkilatlanma yedek ordu konumundaydı. Zamanla Ankara, Çankırı, Siroz (Serez) ve Menteşe, sancaklarında da redif taburları kurulurken Afyonkarahisar Redif taburu tümen seviyesine kadar genişletildi.
Osmanlı ile Yunanlılar arasında 1897’de görev alan Afyon Redif Tümeni, Çatalca ve Velestin zaferinde de önemli rol oynadı. Başkomutan Padişah 2. Abdülhamit, Yunanlılar’ın üç önemli savaşı kaybederek Dömeke bölgesine çekilmesi üzerine Yunan birliklerinin imhası emrini verdi. Başarılı sayılan savaşın diğer aşamalarının ardından diplomatik bazı hatalar yapılarak, elde edilen başarı masa başında kaybedildi. Karahisan Sahib Redif Tümeni ise coğrafyayı öğrenmiş ve savaş tecrübesi kazanarak Afyonkarahisar’a dönmüşlerdi.
Aradan geçen 15 yılın ardından Avrupa devletlerinin kışkırtmaları ve Rusya’nın faaliyetleriyle özellikle de Bulgaristan bölgede Osmanlı Devleti’ne büyük sorun yaşatmaya başlamıştı. Osmanlı’nın da yaşadığı Trablusgarp gibi sorunlardan güçsüzlüğünü anlayan Bulgaristan Krallığı, Sırbistan Krallığı, Yunanistan Krallığı ve Karadağ Krallığı’ndan oluşan Balkan İttifakı 8 Ekim 1912’de Osmanlı’ya savaş açtı. Osmanlı bir çok açıdan bu savaşa hazırlıksız olmasına rağmen 4 farklı milletle birden savaşmaya başladı. İşte bu ortamda Afyonkarahisar Redif Tümeni yine bölgeye gönderildi.
İlk görev yeri olarak İstanbul’a doğru ilerleyen Bulgar Ordusu’na Kırıkkale yakınlarında taarruz edecek 3. Kolordu’ya katılan Afyon Redif Tümeni’yle ilgili gelişmeleri Tarihçi Emekli Albay İbrahim Artuç, Balkan Tarihi isimli kitabında, “23 Ekim 1912 sabahı, öncü birliklerin arasında savaşın başladığı anda, 3ncü Kor bölgesinde Afyon Redif Tümeni askerleri paniğe kapılıyor ve kaçmaya başlıyorlardı Bu durum geriden gelen Nizamiye birliklerini de etkiliyor, birliklerin büyük kısmı düzensiz olarak daha muharebeye başlamadan çekilmeye başlıyordu” diye anlatıyor.
Bunun üzerine Önce Lüleburgaz sonra Çatalca Hattı’na kadar çekilen Osmanlı Kuvvetleri Çorlu-Şarköy hattına birkaç başarısız taarruz denemesi yaptıysa da Bulgarları, Trakya’dan uzaklaştıramadı. Bulgarlar’ın İstanbul’a kadar dayanması üzerine Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan’la barış anlaşması yapan Osmanlı, Yunanlılar’ı barış masasına oturtamayınca Balkan savaşının ilk bölümündeki bir çok birlik Kuzey’e Arnavutluk’a doğru ilerleyen Yunan cephesine kaydırıldı. İlk Balkan Savaşı’nın bu ikinci bölümünde Yanya Savunması’na gönderilen Afyonlu Redif Tümeninden geriye kalan bir alay askerin akıbetiyle ilgili henüz bir bilgiye ulaşamadım.
Afyonlu Mehmetlerin bu bölgede ne görev aldıkları ve akıbetlerini bilmesek de destansı Yanya savunmasını az da olsa biliyoruz. Bu savunmada çok önemli görev alarak adı Büyük Taarruz’a kadar bu şehirde yaptığı bir taarruzla anılan Kolağası yani Yüzbaşı Reşat’ı hepimiz Albay Reşat Çiğiltepe olarak tanıyoruz. Bu savaşta iki kez yaralanmasına rağmen cepheye dönen Kolağası Reşat, bu cephedeki başarısıyla ‘Padişah-ı Şeref Sudur’la yani padişah emriyle binbaşılığa terfi edilerek Mecidiye ve Şeref madalyalarıyla onurlandırılmıştı…
Manalusa Tepeleri ise işe Yanya Savunması’nın bu en önemli ayağıydı. Reşat Çiğiltepe’de burada yaptığı taarruzda hem alnından top mermisiyle hem de kolu ve karnından kurşun yarasıyla yaralanmıştı. Çünkü Osmanlı topçusunun tek tük atış yapabilirken, Yunanlılar’ın bol bulduğu top mermilerini aralıksız yağdırıyordu. Mitralyöz olarak bilinen makineli tüfek yönünden de çok şanslı olan Yunanlar, üzerlerine doğru ölüme koşan Mehmetçikleri kanlar içinde kara toprakla buluşturuyor, yaralılara bile defalarca kurşun yağdırıyordu. Yaralı konvoylarına bile saldırıp süngüden geçirip yakan Yunan çeteleriyle de mücadele edilirken Manalusa’nın düşmesi halinde Yanya ve tüm bölgenin kaybedileceğini düşünen Mirliva yani Tuğgeneral Cavit Paşa elinde bir tümen bile asker bulunmadığı halde Manalusa’da baskın tarzında bir taarruzun komutanlığını üstlendi.
Cavit Paşa’nın üst komutanı Yanya Ordusu Komutanı Esat Paşa’nın (Mehmet Esat Bülkat) karşı çıkarak, taarruza albayın yönetebileceğini belirtmesine rağmen rütbesinden az bir kuvvetle görevi üstlenen Cavit Paşa, 15-16 Aralık 1912 tarihinde Manalusa’nın bir kısmını ele geçiren Yunanlılar’ı baskın bir taarruzla şaşırttı. Osmanlılar’ın günlerdir çekildiği bölgede siperlerin içinde boğaz boğaza mücadele ve süngü savaşlarının en kritik noktasında da Cavit Paşa, Yanya için bedeninin hedef tahtasına dönmesine izin verdi.
Taarruzun bir bölümünde Mehmetçiklerin, Yunanlılar’ın karşı taarruz girişiminden ve geriden sürekli takviye görerek görmesinden korkarak kaçmaya başlaması üzerine siperden çıkarak kılıcını çeken Cavit Paşa’nın şehitliğe ulaşmasını ise Çiğiltepe’nin yazarı Emekli Tümgeneral Cihangir Akşit, “Ağır zayiat verilince taarruzlar bir an için duraksamış. Geriye doğru kaçmaya başlayanlar olmuş, Asker neredeyse mevzilerini bırakmak üzereymiş. Kendisi de (Mirliva Cavit Paşa) bunun üzerine kılıcını çekmiş ve tekrar en öne geçmiş. Durgunluk gösteren askerlere ‘Bakınız, şu korkak düşmanın kurşunu bana dokunmuyor. Allah aşkına siz de kalkın ve hücum edin’ diye defalarca haykırıp durmuş”.
Cavit Paşa’nın bu hareketinin askerleri hareketlendirdiği ve taarruzun o gün başarıya ulaştığı biliniyor. Kaynakların bazılarında Cavit Paşa’nın kalbine yediği kurşunla öldüğü belirtilse de dönemin bazı eserlerinde bedenine yediği onlarca kurşuna rağmen asker hücuma kalkana kadar yıkılmadığı yazılı. Reşat Çiğiltepe’de hem emrinde birlikte savaştığı Cavit Paşa’nın intikamını almak hem de Cavit Paşa’nın taarruzuyla kazanılan ilk boğazın ardındaki tepeyi almak için yapılan ikinci devam taarruzuna katıldı. Bu taarruzda da en önde ilerleyen ve Yanya’daki ikinci kez yaralanan Reşat Çiğiltepe’nin hayatını okudukça daha iyi anlıyorum. Bence Miralay Reşat Çiğiltepe de, tıpkı Cavit Paşa gibi askerlerinin taarruzunu hızlandırmak için kanını feda etti.
Balkan, Yemen, Rus, Kafkas, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda şehit düşen milyonlarca şehit, Cumhuriyet Şehitleri’yle birlikte bizleri izliyor. Onlara ne kadar layık olabiliyoruz? Afyon Redif Tümeni’nin şehitlerini ne kadar hatırlıyoruz? Yaşlılara sormak, biraz araştırmak lazım. Ama belki her aileden bu tümende şehit düşmüş birileri vardır. Bugün Manalusa Şehitleri’nin yıldönümü. Benim önerim daha iyi bir işiniz yoksa, bu gece şehitlerimizi anmak için bir şeyler yapın.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi