Çanakkale’den az bilinen bir cesaret öyküsü… Ölüme koşu: Üçler Hücumu

Çanakkale’den az bilinen bir cesaret öyküsü… Ölüme koşu: Üçler Hücumu

Onur Bayram 18 Mart 2011 Cuma 02:00:00
  Bugün 18 Mart. Bir ulusun dünyanın en modern ve en güçlü donanmalarına karşı cesaretle verdiği mücadelenin yıldönümü… Bugün tüm dünyanın Çanakkale’nin geçilmez olduğunu öğrendiği gün. Çanakkale Deniz Zaferi’nin 96’ıncı yıl dönümü olan bugün aynı zamanda Şehitler Günü. Hemen her yerde bugün Çanakkale deniz ve kara savaşlarına ilişkin pek çok gerçek hikayeyi okuyacak ya da dinleyeceksiniz. Bu nedenle ben de ‘şeref’in kan ve canla korunduğu boğazın iki yakasının pek bilinmeyen gerçek öykülerinden birini anlatacağım.
Tarihin gördüğü en büyük armadayı hazırlayan İtilaf Devletleri donanmasının sorunsuz geçeceklerini umdukları Çanakkale’de, tam bir bozguna uğradıkları 18 Mart 1915’in ardından 3 yıl süren kara savaşlarının kanımca en acı, en zor, en hüzünlü ve en kahramanca olayı Zığındere’de yaşandı. Deniz Zaferi’nden 3,5 ay sonra düşman Zığındere-Keçi Deresi-Triyandafil Çiftliği hattında Türk hattına doğru 150 metrelik bir girme yapmayı başarmıştı. Bu girmenin Türk siperlerinin bir bölümünü ele geçirmesi sahil bölümünün de savunmasını azaltmıştı. Düşmanın bu bölgeden atılamaması, İngilizler’in bölgede güçlü bir taarruz hazırlığı büyük bir korku yaratıyordu. Bu bölgenin düşmesi demek ordunun sağ kanadının kuşatılma riskini ortaya çıkarıyordu. Üstelik bu kuşatmanın gerçekleşmesi demek Conkbayırı, Kireçtepe gibi hayati önem taşıyan Anafartalar Grubu’nun da iki düşman arasında destek yolları ve ihtiyat olmadan yalnız kalması demekti.
Çanakkale yarımadasının kaybedilmesinin yanı sıra ordunun da imhası anlamına gelecek bu girmenin kuşatmaya dönüşmesinden endişelenen Ordu Komutanı Limon von Sanders, Enver Paşa’nın da baskısıyla ısrarla düşmana taarruz edilmesini istiyordu. Yayınladığı emirlerde Türk güçlerinin günlerdir bölgede taarruz yapmadığını belirten Enver Paşa, Edirne’den bölgeye hareket etmişti. Enver Paşa ve Limon von Sanders’in bitmek tükenmek bilmeyen taarruz istekleri sonucunda İngilizlerin Keçi Deresi’ne giren yarmasını ortadan bölüp imha edecek bir baskın taarruz planı yapıldı. Ancak Ferik (Osmanlı’da Tümgeneral ile Korgeneral arası bir rütbe) Weber Paşa ile 2. Kolordu Komutanı Faik Paşa ısrarla bu plana karşı çıktı. Hazırlıksız bir taarruzun ölüme taarruz olacağını belirten Faik Paşa’nın uyarılarını dinlemeyen Ordu Komutanı Sanders, taarruzun tek bir taburla 1 Temmuz 1915 günü yapılmasını emretti.
Tek bir taburluk taarruzu kurtuluş olarak gören Limon von Sanders’in planını 2. Kolordu Komutanı Faik Paşa alt birliklere şu emirle aktarıyordu, “Düşmanın kıyı boyundaki siperlerden kesinlikle geri atılıp püskürtülmesi ve bundan ilk önce düşmanın sol kanadının bütününe taarruz edilerek düşmanın sürülmesi, bunun için de bir taburla derhal bir taarruz düzenlenmesi…” Üstelik emirde saldırının saat 11.00’da icra edileceği yazıyordu. Kısaca bu emir, seçilen Mehmetçiklerin gündüz gözüyle ölüme koşması demekti. Keskin nişancıların sinek avladığı cephede, Mehmetçik’ten İngiliz donanmanın da top menzili içine giren bir bölgede, 300 metreyi aşıp düşman siperlerine ulaşması isteniyordu. Bölgedeki hemen her birlik bu görevin Azrail’e doğru yapılacak bir taarruz olduğunu, taarruza katılanların büyük bölümünün hatta belki tamamının imha olacağını anlamıştı.
Ölüm taarruz için Faik Paşa, “Gözü pek, atılgan ve yetenekli bir komutanın taburuyla baskın bir taarruz yapılması amacıyla seçilmesi” emrini Tümen Komutanı Cafer Tayyar Bey’e iletmişti. Cafer Tayyar Bey, bu göreve tüm alay komutanlarına sordu. Tüm komutanlar bu görevi üstlenebilecek ‘en iyi’, ‘en gözü pek’, ‘en atılgan’ ve ‘en yetenekli’ komutan konusunda aynı ismi söylediler. Aynı düşüncede olan Tümen Komutanı Cafer Tayyar Bey, alay komutanlarının oy birliğiyle alınan karar gereği bu zor ve ölüm görevine 1311-Piyade 80, Dersaadetli Ziya Paşa oğlu Binbaşı Reşat seçti. Bu görev için bir taburun yetmeyeceğini düşünen Tümen Komutanı Cafer Tayyar Bey, seçilen tabur komuna 3 farklı alayın 3. Taburlarını vererek bir alay askerle taarruz etmeyi uygun buldu. Böylece bu zor göreve seçilen 70. Alay’ın 3. Tabur Komutanı olan Binbaşı Reşat, 71 ve 124’üncü alayların da 3. Taburlarını emrine almış oldu. 3 Alayın 3. Taburlarından oluşan görevin adı böylece belirlenmiş oldu; “ÜÇLER HÜCUMU”…
Binbaşı rütbesiyle bir alaya ölüme koşma emri verme-ye hazırlanan Reşat Bey, birazdan cephenin her santimetrekaresini kanıyla sulayacak Mehmetçik’in hemen hepsine moral vermek için aralarında dolaşıyor, son hazırlıkları kontrol ediyordu. Taarruzu 11.00’dan 18.00’a kadar ertelemeyi başaran Tümen Komutanı Cafer Tayyar Bey, “Binbaşı Reşat’ın emir ve komutasında olarak düşmana, sadece bomba ve süngüyle ve kesin olarak silah atmayarak taarruz edecektir…” şeklinde açıkladığı taarruz emrini, “Şehit olacakların ruhuna Fatiha sunar, gazi olacakların gözlerinden öperim” şeklinde bitirmişti. Zaten 1 Temmuz gecesi de ölecekler için tüm tümende Fatiha okunmuştu. Ölüme silah atmadan süngüyle gidecek Üçler Hücumu kahramanlarını karşıda düşman donanması ve topçunun topları bir yana 25’e yakın makineli tüfek bekliyordu. Üstelik henüz havanın kararmadığı bir saatte mermi kullanmadan baskın tarzında ve sessizce bir taarruzun nasıl yapılacağını da kimse anlamamıştı.
Tabur imamlarının okuduğu duaların ardından Üçler Hücumu, Reşat Bey’in verdiği emirle 124. Alayın 3. Taburunun İngiliz siperlerine hücum etmesiyle başladı. İlk taburun 3 dakika ardından Reşat Bey’in de bulunduğu 70. Alayın 3. Taburu onların da ardından 71. Alayın 3. Taburu önlerinde şehit düşen arkadaşlarının cansız bedenlerine basarak düşmana doğru atılmaya başlayacaktı. Reşat Bey’in bir yanında hücum borucusu bir yanında ise tabur imamı Hüseyin Efendi bulunuyordu. İlk taburun bombacı erleri İngiliz siperlerine 30 metreye kadar yaklaşmıştı. Tam bombalarını atmaya hazırlanırken başlayan cayırtıyla İngiliz siperlerinden ölüm yağmaya başladı. Mehmetçik’i sapır sapır biçen İngiliz makinelerine, İngiliz topçusu da katıldı. Siperlerden gelen yüzlerce İngiliz el bombası İngi-lizler’in baskından haberdar olduğunu göstermişti.
Öfkeyle ölüm kusan İngiliz makinelilerinin her bir mermisi günlerdir aç ve sefil bir durumda vatan sevgisiyle direnen Anadolu çocuklarının vücutlarını paramparça ediyordu. Bir mermi bir Mehmetçik’in gövdesini delip geçtikten sonra bir başka Mehmetçik’in gövdesinde ancak duruyordu. Çoğu ‘ah’ bile diyemeden toprağa düşen gencecik bedenlerden süzülen kan, Zığındere ismindeki bu kuru dere yatağında kandan bir dere oluşturmuştu. Kısa bir süre sonra Mehmetçikler’in bedeni tüm toprağı kapladığından, toprağa basmak imkansız hale geldi. Üçler Hücumunun 3 taburu korumasız kaldığı bu dere yatağında sonsuzluğa ulaşmak üzereydi. İngiliz donanma topçusunun da ölüm senfonisine katıldığı sırada düşmana doğru atılan Reşat Bey’in ayakları bir anda bir patlamayla yerden kesildi. Biri başında, biri sol bacağında, biri omzunda, biri de karnında olmak üzene dört yarası bulunan Reşat Bey, taarruzun durmak üzere olduğunu öğrenince kendisini geri taşıyan sıhhiyecilere kalmak istediğini söyledi. Tabur tabi-binin yapığı ağrı kesici iğneyle cepheden ayrılmayan Reşat Bey, vücudunun her yanından akan kana rağmen hücumun sürdürülmesini sağlamaya çalışıyordu.
Hücumun durmasıyla İngilizler ortada kalan Mehmetçikleri hedef tahtasına çevirerek, keskin nişancılık oynamaya başladı. Hücumun sonlandırılması emriyle yaralı askerlerin Zığındere cehenneminden çıkmasının sağlanması için de emirlerini veren Reşat Binbaşı, komutayı 71. Alayın komutanı Binbaşı Şerif Bey’e devrederek cephe hastanesine gitmeyi kabul etti. Reşat Bey o gün yanında savaşan Üsküdarlı yetim Mülazım (üsteğmen) Hacı Arif, Afyonlu Yüzbaşı Ali oğlu Hüsnü, Kosovalı iki çocuk babası Nezir oğlu Mülazımı Sani (Teğmen) Hüseyin’le birlikte 566 şehit daha vermişti. Her üç taburda da yarasız asker kalmamıştı…
Şehitler Günü’nde, Deniz Zaferi’nin yıldönümünde bu hüzünlü olayı neden mi anlattım, kahramanları bir kez daha yad edebilmek için. Bu ülkenin ne zor şartlarda korunduğu ve kurtarıldığını bir kez daha hatırlatabilmek için. Aslında Üçler Hücumu’nun kahraman komutanı Reşat Bey’i Afyonkarahisar’da tanımayan yoktur diye umuyorum. O kahraman komutan, Çanakkale’de 2 defa yaralanıp 3 defa savaştı. Muş’u kurtardı, Bitlis ve Van’ın kurtarılmasında aktif görev aldı. Doğu cephesinin yanı sıra Balkan Savaşı’nda Manalusa’daki eşsiz savunmada günlerce hem Yunanla hem mühimmatsızlıkla mücadele etti. Filistin Cepheleri’nde esaret yaşadı. Her aldığı İstanbul görevini dilekçe yazarak cepheye gitmek isteyerek reddeden tam 18 kez yaralanmış olan bu kahraman; Türk subayının onur ve vatanseverliğinin en büyük örneğini gösteren Miralay (Albay) Reşat Çiğiltepe’den başkası değil.
Bugün Şehitler günü. Balkan Savaşı’ndan, Çanakkale’ye, Filistin Cephesi’nden Sarıkamış faciasının yaşandığı Doğu Cephesine, Galiçya Cephesinden Sakarya Savaşına, İnönü Meydan Muharebelerinden Büyük Taarruza. Kurtuluş Savaşı’nın pek bilmediğimiz Musul Cephesi’nden Cumhuriyet Şehitlerine kadar milyonlarca şehit bugün hatırlanmayı, dualarınızı bekliyor. Bugünlere kimlerin sayesinde ve nasıl geldiğimizi unutmamak için minnettar olduğumuz kahramanları yad etme günüdür bugün. Bu milletin daha fazla şehit haberi almaması dileğiyle tüm şehitlerin ruhu şad olsun.
*Bu yazı Cihangir Akşit ve İzzettin Çalışlar’ın kitaplarından derlenmiştir

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi