Biz Bizi Ne Zaman Unuttuk

Biz Bizi Ne Zaman Unuttuk

Serencam Serencam 30 Eylül 2015 Çarşamba 03:00:00
  Zayıf, çelimsiz, hasta olduğu için falaka önüne atılıp suçu üzerine alan kahramanların anlatıldığı hikâyelerle büyüdük. Kan kardeşinin iki damla kanı, damarlarında var diye kardeş bildiği arkadaşını korumak için, kuduz bir köpeğin önüne atlayan Mıstığın, sonunda kuduz olup ölmesinin hikâyesi en acıklısıdır şüphesiz. Ömer Seyfettin’in “Ant” hikâyesinde anlattığı gibi… Kan kardeş, güçlünün güçsüzü koruması demekti gerekirse can pahasına.
Ömer Seyfettinler kaldı mı kardeşlik hikâyelerini yazacak? Ya da ant edilecek dostluk, arkadaşlıklar kaldı mı?
Dostluk, komşuluk kavramları giderek değişmekte ülkemde. Kırk yıllık kahvelerin hatırının yerini, envai çeşit ikramlara burun kıvıran, eş dost muhabbetleri sardı. Komşunun açlığından ziyade, tokluğunu konuşur, çekemez oldu yürekler.
Değişen dünya, değişen mahalleler, değişen yaşam şekilleri, aile yapılarının değişmesine sebep oldu önce, sonrasında insan ilişkileri kardeşlik dostluk bağlarının zedelenmesine sebep oldu. Değiştiğimiz dünyada, her yenilik sorgulamadan kabulümüz. Değer yargılarımız, önemsediğimiz her şeyi hoyratça ziyan ediyoruz.
Moda dedik her nefsimizin sevdiğine. Modern olmak adına önce eskileri attık. Ve de ilk önce evlerimizden nineleri, dedeleri istemedik; birlik ve beraberliğimizin zincirlerini kırdık düşünmeden. Sonra çekirdek aileler dedik adımıza, gittikçe birey olmanın keyfini sürdük. Çekirdek olan her şeyi sevdik, etrafımıza aldırmadan “kendimiz” dedik keyiflerimize sahip çıkarken. Bahçeli geniş evlerimize gerek kalmadı. Bizler de yıkıp dökerek, çekirdek ailemize ve bize yetecek evler yaptık. Komşularımıza ihtiyacımız kalmadı sandık. Kaloriferli evlerde otururken, gidip külüne muhtaç olmayacaktık artık. Adım başı “cafe”lerimiz vardı artık. Komşu kahvelerinin tadını unutturan. Ne kırk yıllık kahvesinin ne de külünün hatırını saymadık sildik attık.
Çocuklarımız birlikte güle oynaya büyümüyor. Çünkü onların gideceği dershaneleri var. Ve de başarılı olmak zorunda oldukları bir gelecekleri. Zira kimsenin kimseye dönüp bakmayacağı, kanını akıtsa bir damlası olmayacağı bir dünya inşa ettik onlara.
Birey olmak ve de güçlü olmak mecburiyetinde olan çocuklarımız var artık. Kardeşliği düşünemeyecek kadar yorgun… Hırslarıyla ayakta durmak zorunda olan çocuklarımız var, paylaşmayı öğretmediğimiz… Dostluğun ne demek olduğunu anlatacak yazarlarımız da yok artık. Hepimizde bir yaşamak yorgunluğu ve de sinsi telaşı.
Sokaklar neden bu kadar dolu, ama yürekler neden bu kadar boş! Herkes herkesin yarasına neden kör bu kadar? Birbirimize tahammülsüzlüğümüz neden bu kadar çok? Kim çaldı yüreğimizden merhameti… Ekmeğimizin tadını bozan soframıza kan damlatan kim? Kardeş ne demek, dostluk ne demek neden öğretemedik taze yüreklere! Gözlerimize çekilen perde kimin? Biz ne zaman bu kadar zalim olduk birbirimize… Biz bizi ne zaman unuttuk!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi