BİR PADİŞAHIN PİŞMANLIĞI – Kocatepe Gazetesi

BİR PADİŞAHIN PİŞMANLIĞI – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy 4 Temmuz 2015 Cumartesi 03:00:00
  İlk kez, Gazeteniz Kocatepe’nin sahibi Sezer Küçükkurt’un aracılığıyla öğrenmiştim “Uyan Ey Gözlerim”in hikâyesini.
Osmanlı İmparatoru 3’üncü Murad Han, bir sabah namazına kalkamadığı için kendisini sorguya çekmiş ve başlamış “Muradî” mahlası yazmaya:
“Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrail’in kastı canadır, inan.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dill-u dillerince tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan…”
6+5 hece ölçüsü ile yazılan bu dizeler, bugün de anlaşılabilecek bir Türkçe ile içinde boyun büküklüğü barındıran coşkuyla yazılmış. Sultan 3’üncü Murad Han, devam ediyor:
“Semâvâtın kapuların açarlar.
Mü’minlere rahmet suyun saçarlar…
Seherde kalkana hülle biçerler.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Bu dünya fanidir sakın aldanma.
Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
Yedi iklim benim deyu güvenme.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan”
Dünyanın faniliğini, makam-mevkiinin geçici olduğunu bu kadar açık ve samimi bir şekilde anlatan bir padişah, bir sultan, bir reis-i cumhur var mıdır? “7 iklim benim deyip güvenme” bugün bile dükkanların, partilerin, Bakanlıklar’ın kapısına “düstur” olarak yazılası bir uyarı.
Devam ediyor Sultan 3’üncü Murad:
“Benim, Murad kulun, suçumu affet.
Suçum bağışlayub günahım ref’ et.
Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan”
Sultan 3’üncü Murad, Yağmur Dergisi’nin 19’uncu sayısında Ali Fuat ismiyle yazılan makaleye göre Osmanlı Şiiri’ne gazel konusunda çok katkı yapan bir padişah. Dergideki makalede, Sultan 3’üncü Murad’ın Türkçe Divânı’nda 1566 gazelin bulunduğu yazıyor.
Tevafuk ki hakkında bu satırların yayınlandığı 4 Temmuz, Sultan 3’üncü Murad’ın da doğumgünü…

Asıl imtihan sokakta

Eskiden dervişler, bir dergaha, bir tekkeye bağlanıp orada imtihanlardan geçermiş. Mürşidinin verdiği görevleri yerine getirmek için sabır ve sükûn gerekliymiş. Tekkeyi temizlemekten tutun odun taşımaya kadar; zaman zaman halkın gözünde küçük düşürücü sözlerle karşı karşıya kalmaktan tutun, uyku ve yemek düzeninin değişmesine kadar pek çok nefis mücadelesi ile karşı karşıya kalırmış dervişler. İmtihanı geçen icazet alırmış. Geçemeyenlerin akıbeti hakkında kapsamlı bir malumat yok.
Şimdilerde, dervişlerin değil belki ama sıradan Mü’minler için en büyük imtihan sokakta. Düşünün… Sahura kalkmışsınız, oruca niyetlenmişsiniz. Sabah evden çıkıyorsunuz, hemen karşınıza bir tavuk dönerci çıkıyor. O dükkandan kurtulmaya çalışırken, bu sefer et lokantası ile karşılaşıyorsunuz. “Aman koku hissetmeyeyim de oruç sünmesin” derken az ileride dondurmacı… Dondurmanın yanında buz gibi su satıyor. “Sübhanallah” diye geçiriyorsunuz içinizden, sokak ortasında hiçbir şey olmamış gibi, çevresinde hiç oruçlu yokmuş gibi, oruçtan bihabermiş gibi yeyip içenler…
Hadi bakalım, sabır imtihanı başladı.
Sabır imtihanını tek boyutu “açlık” elbette. Gündelik hayatta sizin hakkınızda iftira atanlar, dedikodunuzu yapanlar, yüzünüze gülüp arkanızdan dolap çevirenlerle karşılaşmıyor musunuz?
Sabır imtihanı sürüyor…
Sürücü iseniz yaya sinirinizi bozuyor, yaya iseniz sürücüyü haksız görüyorsunuz.
Bir alışveriş merkezi, giyim mağazası, marketin önünden geçeceksiniz; o anda aklınız başka bir işle, hatta belki dua ile meşgul. Bir anda kulağınıza “popüler” ve bol gürültülü şarkılar çalınıyor.
Ne fikir kaldı, ne dua…
“Tekke” dedik ya, imtihanın ikinci aşaması sükûn. Birisi hakkında dedikodu yapılıyor; sizin nefsiniz de dedikodudan keyif almaya meyilli. Ağzınızda tutabilmek, söyleyeceğiniz sözleri ne büyük erdem. Bu durumda sükûnun yanında “kötülüğü neyhetmek” de imtihanın bir parçası.
Hem sükûnun sadece “ağız” ve “dil” ile sınırlı olduğunu söylemek de zor. Sokaktaki imtihanda insanın gözü de, kulağı da sakınmalı.
İmtihan bu.
“Sokaktaki imtihan” sadece nefsi körükleyen imgelerden ve hâllerden ibaret değil. Bir camiye girdiğinizde şımarıklık yapan, ses çıkaran küçük bir çocuk bile imtihanınız olabilir. Ona kızıp bağırmak yerine başını hafifçe okşayıp güleryüz gösterseniz, çocuk da sizin için “Ne iyi bir amca” dese, imtihandaki notunuz ne olur?
Sakinlik ve merhamet; kötülüklerden uzak durmaya çalışmak, yaptığı kötülüklerden de pişman olmak…
Sokaktaki imtihanın bir anda akla gelen unsurları…
Sokaktaki imtihanı bu dönemde geçen, nice çilehanelerdeki nefis mücadelesinden başarı ile çıkmış gibidir.
Yeter ki maksat, imtihanı geçmek olsun.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi