BİR NESLİN BEREKETİ

BİR NESLİN BEREKETİ

Sabah 6 buçuk civarı… Ben camiden eve giderken bir öğrenci servisi köşede minicik bir kız çocuğunu indirdi. Çocuk okula doğru yöneldi, ben eve…
Baktım biraz ötede bir köpek! Tırstım önce, sonra o kızın hatırına bir cesaret geldi; eğer kız çocuğuna bir şey yapacak olursa… Tırstım çünkü yakın zamanda bir köpek sürüsü yine sabah namazına giderken nasıl kovalamıştı beni! Aslında çok ucuz kurtulmuştum. Yerde 3-5 çimento torbasına basıp kendimi bir kat yukarı atmasaydım sonum ne olurdu belli değil. Kız çocuğu için endişelenmemde bunun etkisi büyük… Çünkü sokak tenha, ortalık daha yeni aydınlanıyor.
Bu saatte, sırtında kocaman çantası, biraz uyku sersemi gözüken kız çocuğu üzmedi değil aslında beni… O kız çocuğu, 6 buçukta servisten inebilmek için büyük ihtimal 6’da servise bindi. 6’da servise binmek için de 5 buçukta kalkmış olmalı.
Bizim burada 5 buçuk demek teheccüd namazının kılınabildiği vakittir. Teheccüd namazı ki her babayiğidin de harcı değil…
-En azından benim değil-
En kıymetli vakittir, seher vakti… Hani nasibin teker teker dağıtıldığı o seher vakti! Melekler bakarmış o vakitte kimler uyanık diye. Kişi uyuyorsa gider, uyanık olanlara verirmiş. O yüzden eskiden o saatte uyanık olmak, dükkânı sabah namazından sonra açmak önemli imiş. Nasibin de çokluğuna değil, bereketli olup olmamasına bakılırmış.
Biz şimdi, gece geç saatlere kadar ekranların başında kalıp o değerli vakitleri kaçırıyoruz. Çocuklarımızı da bu hazineden değil de dünyalık kaygılar sebebiyle erkenden kaldırıyoruz.
“Çocuğunu teheccüd namazına kaldıran var mı” diye sorsam bana delirmiş gözüyle bakarsınız büyük ihtimal. Ama aynı çocuğu o saatte okul için uyandırmaya kıyıyor, yalnız başına okula gönderiyoruz. İşin bereketi olduğu kadar neslin de bereketi vardır mutlaka…
Bir neslin bereketi… Çocuğumuz gelecekte iyi bir unvana sahip olabilir. Çok parası, alımlı güzelliği olabilir. Çocuk sayısının çok olması mıdır bereket? Fakat bereket denen şey nedir ki? Hayırlı, vefâlı, hürmetkâr, kadirşinâs gibi terimler hangi kültüre aitti peki?
Nice yalnız başına terk edilmiş yaşlı anne babadan duyuyoruz, “Şu kadar evladım var ama… gelen giden yok işte!” Ya da oğlu kızı çok zengindir de ele ayağa dolaşmasın diye anne babasını huzur evine bırakmıştır.
Lütfen, evladımızdan eğer şikâyetçi isek kendi yaşam tarzımızı bir göz önüne alalım.
Neyin derdindeyiz, neyin hesabındayız? Geleceği hesap etmek sadece dünya ile kısıtlanmamalı. Tamam, çocuğunuz iyi okullarda, iyi bir eğitim alsın. Ama aynı zamanda da ahlakî eğitimini ihmal etmeyelim. Bugün görmezden geldiklerimiz, küçük gördüklerimiz yarın büyük bir dert olarak önümüze çıkabilir çünkü.
Son söz niyetine: “Çocuğunuzun büyüdüğünde insanlara karşı merhametli olmasını istiyorsanız ona daha ufacıkken karıncalara basmamayı öğretin. Bazen detaylardadır mühim işler. Duvardaki kocaman tabloyu ufacık bir çivi tutmaz mı?”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi