BİR HADİS NE DEĞİŞTİRİR Kİ!

BİR HADİS NE DEĞİŞTİRİR Kİ!

Senelerce, senelerce evveldi. Ankara Atatürk Lisesi’nin orta kısmında okuyan, genç bir öğrenci idim. Bir yaz tatilinde Hadis okumaya karar verdim. Ve başladım. Nedendir bilmiyorum, okuduğum bir Hadis beni çok etkiledi. O gün bugün, hâlâ o Hadisi düşünüyorum. Hayat hâdiseleri karşısında ister istemez onu hatırlıyorum. Hayatın çeşitli dilimlerinde karşıma çıkıyor. Aile hayatı, iş hayatı, meslek hayatı ve ferdi hayatımız. Hangisini ele alırsak alalım, bu Hadisin ihtişamı ile karşılaşıyoruz. Önce aile hayatını ele alalım. Bir aile düşünün, orada herkes bu Hadise riayet ederek yaşıyor. Orada münâkaşa olur mu? Kırgınlık, dargınlık olur mu? Taraflar birbirlerine sevgi, saygı gösteriyorlar. Birbirlerine edeple, incelikle hitap ediyorlar. Orada sadece sulh, sükûn vardır. Mutluluk, güzellik ve karşılıklı yardımlaşma vardır. Yalnız güzel olan, doğru olan, hayırlı olan söylenecek, bütün negatifliklere, olumsuzluklara kapılar kapanacaktır. Bir işyeri düşünelim. Oradaki insanlar birbirlerine karşı, “Ya hayır söyle, yahut sus” Hadisi gereğince, yalnız doğru olanı söyleyecekler, onun dışında her şeye kapılarını kapatacaklardır. Deminki ailede olduğu gibi bu işyerinde de insanlar bir cenneti yaşayacaklardır.
SABRİ TANDOĞAN

KEÇİYİ ÇALAN HARİS

Adamın biri keçisini iple çekerek götürürken hırsız gizlice ipi kesip keçiyi çaldı. Adam bir zaman sonra durumu fark edince telaşla keçiyi aramaya koyuldu. Öteye beriye seğirtirken bir kuyu başında “eyvahlar olsun” diye feryat eden biriyle karşılaştı.
Aslında bu kişi hırsızdan başkası değildi. Adam ona feryadın sebebini sorunca dedi ki:
– Kuyuya bir kese düşürdüm içinde yüz altın vardı. Eğer çıkarabilirsen beşte biri senin.
Adam içinden “Bir koçun gitse Cenab-ı Hak bir deve bağışlar..” diye tamahla soyunup kuyuya girdi.
Hırsız onun elbiselerini de alıp gitti. Fikirsiz tedbirsiz tamah böyledir. Tamah hırsızı her an bir şekle girer.
Prof. Dr. Cihan Okuyucu

“Okur-yazarlar, insanları
alelade olanın ötesinde etkileyen şeyleri alelade kavrayışın üstünde
hissedebildikleri zaman; verili olanın, kurulu olanın, değişmesi gerekenin değişmesi için umudun da sesi olma ihtimali elde ederler.
Cehaletin egemen olmasına ise, asla razı olamazlar. Okuyup yazabilmenin
en asgari refleksidir bu. Bu refleksi dumura uğramış okur-yazar,
cahillerin safındadır.
Okur-yazarlar gidişatı sorgular,
değişimin sesi olurlar. Şartları
belirleyenlere itirazları vardır.
Gidişattan beslenenler için, oyun
bozucudurlar. Oyunun bozulması
gerektiği anda, daha iyi bir oyun kurma kudreti olmayan okur yazarın, ‘yapıcı’ olmama sorumluluğu vardır. Korunmaya değer olanı eleştirme
hakkını korur, yıkılması gerekeni ise eleştirme görevini idrak eder. Çünkü gidişatın değişmesi gerekiyorsa,
statükonun yapıcı eleştirisi olmaz.”

Mehmet Efe

***
Maharet güzeli görebilmektir,
Sevmenin sırrına erebilmektir.
Cihan âlem herkes bilsin ki şunu;
En büyük ibadet
SEVEBİLMEKTİR!
***
Yunus Emre

Modern zaman insanı az ya da çok narsisist’tir, kendine âşık yani.
Ama sufi ise kendine değil kendini Yaradan’a âşıktır.
Bunun için Mevlânâ Celâleddîn şöyle yazar:
“Aşığın bir gerdek gecesi olan ölümünde, âşıkların gizli şeylerinin açığa vurulması doğru olsaydı, her zerre def çalar, el çırpardı.
Aşığın bedeni bir define gibi yere indi mi âşıklar göğünde yüzlerce pencere açılır.
A azizler, âşık kefene sarılmıştır ama Kaf dağını seyreder; şaşılacak şey; âşıkların ölümü, bir göz boyamaktır yahut da bir sınavdır adeta.
Bir gül harmanıydı, safran dalının ölümüyle geldi geçti, fakat âşıkların safranı, yüzlerce gül bahçesine değer.

KENDİ ÇIKARLARINIZ İÇİN İNADI BIRAKIN

• Ailenizi yönetme işine;
– Eğer, 7 yaş ve yukarısı çocuklarınızı katmıyorsanız,
– Yaşı 11 olmuş delikanlı kızlarınızın ve erkeklerinizin; büyüklerin işine burunlarını sokmalarına engel oluyorsanız, başınıza gelecekleri söylememe izin verin.
• Ergenlikle birlikte, çocuklarınızı “yönetemeyeceksiniz”.
– Tırnak içindeki son kelime, benim tercih ettiğim bir sözcük değildir.
– Söz konusu yaşlarına kadar çocuklarını “yönetmeye” çalışan ve onları; ellerinin hamuru ile yetişkinlerin işine karıştırmak istemeyen ebeveynlere ait bir kelimedir o.
• Anneler-babalar olarak, “es kaza” bu inadınızdan vazgeçmezseniz ve ailenizi, çocuklarınızla beraber yönetmeye başlamazsanız,
– Onların da ellerini taşın altına koymalarına izin vermezseniz, çocuklarınız da kendilerini sizin yönetmenize izin vermeyeceklerdir.
• Eğer;
– Aile yönetme toplantıları yapıyorsanız; size, “kılavuz” olabilecek, işinizi son derece kolaylaştıracak ve ileride, “meğer babalık ne kadar kolaymış” dedirtecek bir yöntem önermek istiyoruz.
• Şöyle ki;
– Oldukça incelikleri bulunan ve detayları hakkında mutlaka bilgilenmeniz gereken bu toplantıların “kılcal” damarlarından biri şudur:
• Çocuklarınıza tek tek sizin hakkınızda;
– Ne düşündüklerini,
– Anneleri-babaları olarak sizin, onların algılarındaki fotoğrafınızın duruşunu öğrenmelisiniz.
– Bakalım; o fotoğrafınız, boydan mı, belden mi, vesikalık mı…puslu mu, net mi…siyah-beyaz mı, renkli mi…
– Çerçevelenmiş mi, rastgele bir yere mi koyulmuş…odalarının ene itinalı bir köşesine mi asılmış, yoksa tavan arasına mı atılmış…
• Kısacası, çocuklarınızın dilinden;
– Kim olduğunuzu,
– Nasıl bir anne, nasıl bir baba olduğunuzu,
– Daha da önemlisi;
– Nasıl bir annelik-babalık yapmanız gerektiğini duymalısınız.
– Sonra da; onların kalplerini kazanmak için, size olan saygılarını kaybetmemek için, kendinizi “çek-up” tan geçirmelisiniz.
– Çünkü; ebeveynlik fotoğrafınızın, layık olduğu yerde, gururla sizi temsil etmesi lazımdır.
• Çocuğunuza;
– “Evde yüzüme bakan mı var” dedirtmeyin,
– Onların; anlamsız, saçma-sapan fikirleri de olsa sizce, çocuklarınızı sabırla ve “her” işinizi terk ederek dinlemelisiniz.
• Zira;
– Fikirsel ya da fiziksel, her türlü ebeveyn engellemeleri, çocuklarda davranış bozukluklarına sebep olur.
– Annenin-babanın “ruhsal” sağırlıkları, çocuklara, aileye “uyum” sorunu yaşatır.
– Bu yüzden; “ruh” kulağınız 24 ayar olmalı ve 24 saat görev yapmalıdır.
• Böylece;
– Çocuklarınızı kapanları veya çocuklarınızın kaptıklarını, onların nefeslerinden…çatık kaşlarından…uyurkenki yüz hatlarından…duruşlarından…adım atışlarından…”şıp” diye anlamış olursunuz.
– Yani; çocuğunuzun, sizin hoşunuza gitmeyen her sözünün ardından: Acaba ne demek istedi,
– Onun; sizi küplere bindiren her tavrı karşısında: Acaba bana ne mesaj vermek istiyor…soruları , beyninizi sürekli kemirmelidir.
• Şayet çocuğunuzdan;
– Sorularınıza cevaplar alamıyorsanız,
– Duygularını, hislerini sizden kaçırıyorsa,
– Susuyor ve konuşmuyorsa…bilin ki; siz ona hala “hükmetmeye”, onu yönetmeye çalışıyorsunuz.
• Siz;
– Höt diyen…gözdağı veren…dişlerin göstermeyen…bir anne-baba tipini temsil ediyorsanız, evi “kışlaya” çevirdiğinizin farkında olmalısınız.
– Tezkere zamanı geldiğinde yalnızlığa mahkum olmanız işten bile değildir.
• Çok mu zorunuza gidiyor çocuğunuza;
– “ Seni anlıyorum…sana güveniyorum…söylediklerini önemsiyorum…sana saygı duyuyorum…demeniz …
– Bunlar size kurşun gibi ağır kelimeler geliyorsa, bilin ki; sizin küçüklüğünüzde size bu şekilde hitap edilmediğindendir.
– Bu zincir, bir yerde kırılmalıdır.

”İnsanın, kendi benliğinin farkına varması için arada duygusal şoklar yaşaması gerekir. Önemli olan bu şoklar sonrası kendi benliğine, gerçek özgürlüğüne kavuşmanı sağlayacak bilince erişebilmektir.
Doğan Cüceloğlu

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi