BERLİN’DE HAKİMLER VAR

BERLİN’DE HAKİMLER VAR

Bu haftaki yazıma bilindik bir hikayeyle başlamak istiyorum.
Prusya Kralı Büyük Friedrich, Potsdam Ormanları’nda gezinirken bir değirmenin bulunduğu tepenin yanındaki durur ve değirmeni satın alınmasını ve yerine muhteşem bir saray yapılmasını ister.
Değirmenin sahibi bulunur ve arazinin değirmenle birlikte satın alınmak istendiği söylenir. Ama değirmenci teklifi kabul etmez.
Değirmenci kralın huzuruna çıkarılır.
Kral, değirmenciye “Arazine saray yaptırmak istiyorum” der ve değerinden kat be kat fazla paralar önerir.
Fakat değirmenci razı olmaz.
Kral sinirlenir ve “Sen benim Prusya Kralı Friedrich olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye sert çıkar.
Değirmenci “Biliyorum. Biliyorum. Senin kral olduğunu biliyorum. Ama ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi Sans-Souci’yim” yanıtını verir.
Kral “Madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi de biliyor olmalısın. Bakalım o zaman ne yapacaksın? Benim binlerce askerim var. Senin kimin var?” der.
Değirmenci tarihe geçecek şu sözü söyler:
“Berlin’de hakimler var. Ben de onlara güveniyorum.”
Kral bu cevap üzerine şu ünlü sözü söyler:
“Hiçbir güç, hiçbir iktidar, kral dahi olsa adaletten üstün değildir.”
Şimdi sizlere soruyorum bugün hangimizin içinde başıma kötü bir şey gelse, zor duruma düşsem beni bu zor durumdan kurtaracak, hakkımı teslim edecek adalet sistemi var diyebiliyor. Son yıllarda yaşanan olaylar, içimizdeki adalet duygusunu köreltmedi mi? Hangimiz devletin gerçekten adalet dağıttığına inanabiliyoruz. Adaletsizlik duygusunu yayan bir devlet çöküş içine girmiş demektir.
Özelikle 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda “Evetçiler”, “yetmez ama evetçiler” ve “gerekirse ölüleri mezardan çıkartıp oy kullandıracağız” diyen FETÖ’cülerin koalisyonuyla yüksek yargıda yapılacak olan “operasyon” halk oyuna sunuldu. 15 Temmuz’un temeli aslında o referandumda atılmıştı. Referandumda kabul edilen anayasal değişiklikler sonrası yaşanan Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Oda TV gibi davaları hatırlayın. Kozmik odalara girenleri hatırlayın. Bu davalar sonucunda siyasi çıkarlar uğruna bedel ödeyen paşaları, akademisyenleri, gazetecileri hatta milletvekillerini hatırlayın. O dönemde KPSS sorularını çalanlar gazetelerde sayfa sayfa yazılırken hesap sormayan, soramayan, sordurmayan devleti hatırlayın.
Referandumlar çok önemli. Hiçbir vatandaşımızın incelemedim, ama şu liderin dediğini yapacağım demeye hakkı yok.
Önümüzde de bir referandum var. Bu Anayasa değişikliği ile bir siyasi partinin de genel başkanı olabilen Partili Cumhurbaşkanlığı (Başkanlık) sistemi getiriliyor. Başkan her alanda tek söz sahibi oluyor. Vatandaş adına başkanı, başkan yardımcılarını sorgulayacak, denetleyip yeri geldiğinde hesap sorabilecek yüksek yargıyı da adeta tek başına şekillendirecek. Anayasa mahkemesinin 15 üyesinin 12’sini başkan belirleyecek: geriye kalan 3 üye de başkanın partisinin kontrolünde olan meclis tarafından belirlenecek. Hakimler Savcılar Kurulu’nun 13 üyesinin 6’sını başkan, kalan 7 üyeyi de parti başkanı sıfatıyla kontrol ettiği Meclis aracılığıyla seçtirecek. Sayıştay ve Danıştay atamaları başkan ve başkanın belirlediği Hakimler Savcılar Kurulu tarafından yapılacak. Başkan’ın seçtiği Danıştay üyeleri, Cumhurbaşkanının temsil ettiği idarenin işlemlerini ne derecede denetleyebilir ki!
Özetle yargı tek bir kişinin elinde şekillenecek. Yüksek Yargı hiç istemediğimiz bir şekilde siyasal gücün emrine girecek.
Şimdi yakın zamanda yaşadığımız tecrübeleri, çok düşünmeden, ucu nereye varacak demeden yaptığımız Anayasa değişikliğinin yıllar sonra ortaya çıkacak sonuçlarını düşünün.
Hangimiz Berlin’de Hakimler var diyebileceğiz.
Gelin “Adalet mülkün (devletin) temelidir” diyen Hz. Ömer’in sözünden yola çıkarak devletimize sahip çıkalım. Egemenliğimizi kimseyle paylaşmayalım. Elimizdeki yetkiyi tek bir kişiye verip, sonra adalet peşinde koşmayalım.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi