BEN KİMLERİ SEVİYORUM, BENİ KİMLER SEVİYOR?

BEN KİMLERİ SEVİYORUM, BENİ KİMLER SEVİYOR?

– 5 –
Hakikati örten örtü neydi? “Ben de varım, güç bende” iddiası! Bu örtü kalkınca hakikat gözükür ve o zaman onun söyleyen dili, tutan eli, gören gözü ve sairi O olur. Çünkü zaten O’dur, zaten O idi. Örtüsü kalkmış oldu. “Ben de müstakilen varım, güç bende. Ben de bilirim” diyen örtü kalktı. Hakikati örten bu iddia yani “A” hali (asi hal) kalkınca hakikatini örtmeyen yaşantı görülür. Bu yaşantı ile İhlâs Hayat Döngüsü başlar ki ona “B” hali dedik. Allah’ın hakikat olarak yarattığı “B” yapı, hakikatini örtmeyen bu halin bir diğer adı “La havle ve La kuvvete İlla Billâh” halidir. İşte İnsan bu “B” idrakına, “B” haline nasıl ulaşır?
“A” Hali’nden kurtulup, “B” Hali’ne geçebilmek
Allah dışında sanal bir dünya oluşturan “A” idrakına, nasibinde varsa (Allah lütfetmişse) örten halden kurtulma yolu açılır. O kul nasib olmuş da “B” bilincine yönelmişse şöyle bir sığınışa girer: “Allahım, biliyorum müstakil bir varlık değilim, öyle bir hüviyetim yok. Bunu idrak ettirdin ama hala o “A”dan da kurtulamıyorum. Ondan kurtulmamı senin dilemen lazım, dile Ya Rabbi. Sen dilersen ben bu “A” halinden kurtulur, “B” haline geçerim. Ancak Sen dilersen, ancak o zaman “A” kılığından kurtulurum…” Onun yakarışı böyledir: Allahım biliyorum ki, ben bundan kurtulacak bir iradeye, bir güce sahip değilim. Ancak Sen bana “Asi yapıdan kurtulmuş kul” rolü verirsen bu iş olur. Onun için Sana sığınıyorum; iyyaKE na’budu VE iyyaKE nestaıyn, ihdinas sıratal müstakim; bana indinde makbul olan hali ver…
“A”dan kurtuluş böyle başlar. Kul eğer “A”dan kurtulursa onda “B”nin hayatı başlar…
“B” yapı Allah’ın ilminde yani hakikatte yarattığıdır. Bu yapı günümüzde hologram ile, holografik sistem ile açıklanmaya çalışılmaktadır. İşe holografik baktığınızda bir Kesret Âlemi var. Kesret âleminin de bazı kuralları var. İster bu dünyada olun, ister cennette, siz var olduğunuz sürece kesret yani çokluk olacaktır ve onun da kendine göre kuralları olacaktır. Cennette siz yanınızda birilerini istediğinizde birileri olacak, değil mi? “Ben cennetteyim” diyen biri var, “Rabbimi görmek istiyorum” diyen biri var, siz varsınız. Demek ki bir Kesret Âlemi var. Dikkat edilecek nokta şudur; biz kesret âleminde yaşıyorsak o âlemin koşullarına göre düşünmemiz gerekiyor. Bu bakış açısı somutlaşsın, anlaşılsın diye bir örnek verelim: Elimdeki peçete karaciğer olsun. Karaciğerin görevlerini bilseniz, karaciğerin görünen şekliyle yaptığı işleri görünce “Allahuekber” dersiniz. Biraz detayına inip bir hücresine gelseniz hücre içerisinde parça bölük bir sürü yapı vardır. Mesela bunlardan birisi mitokondridir, karaciğer hücresinde çok boldur, her bir hücresinde yaklaşık 800 mitokondri bulunur. Mikroskobik yapılardır, çok yüksek büyütmelerle, elektron mikroskopla görebileceğiniz şeylerdir. O mitokondrilerin zarlarında öyle reaksiyonlar yürür ki… Mesela trikarboksilik asit siklusu denen bir döngü vardır; mitokondri matriksinde yürür, reaksiyon oradan mitokondri zarındaki elektron transport sistemine geçer. Aldığınız bir glikoz molekülü suya ve oksijene parçalanıp da size enerji sağlayıncaya kadar o küçücük zarda öyle çok reaksiyon meydana gelir ki, yazacak olsak dört beş tahta dolusu reaksiyon zinciri eder. Karaciğere baktığınızda bu detayı göremezsiniz. Bu detayı ve reaksiyonları göremiyor olmanız karaciğeri sizin için görünen haliyle önemsiz yapmaz. O görünen karaciğer ve fonksiyonları gayet önemlidir, değil mi? Ama karaciğer hücrelerinde meydana gelen reaksiyonları ve diğer detayı öğrenince karaciğeri daha farklı görür, daha farklı değerlendirirsiniz. Oysa aynı karaciğer! Detaylarını bilmeniz, görünen karaciğerin yapısının önemini, görevlerini değiştirmez, ortadan da kaldırmaz. Daha ileri gidip karaciğere atom seviyesinde baksanız ne reaksiyon kalır, ne de başka bir şey. Peki, karaciğer sizin için yok olur mu? Atom seviyesinde görüntüleyip incelediğinizde karaciğer yok olur mu? Yine var, görevleri de devam ediyor. Dolayısıyla, evrenin yani hakk olarak yaratılan yapının hologramla açıklanışını öğrendiğinizde, varlıklara holografik evren bakış açısıyla baktığınızda varlıklar ve insan yok olmaz. İnsanın ve varlıkların görünümünün nasıl bir sistemle oluştuğu, varlıkların nasıl var göründüğü detaylarıyla bilinmiş, anlaşılmış olur. O detayları bilmeniz görüntüyü, insanın görünen varlığını ve insana ait sorumlulukları ortadan kaldırmaz. Bunu fark etmekle idrakınız gelişir. Örneğin bu fark edilince, eleştirirken faile değil de fiile buğz edersiniz. Faile hücum etmek aslında kişinin zatına hücum etmektir. Onun zatı Allah’ın zatından gayrı değilse, kimi eleştirmiş veya kiminle kavga etmiş olursun? Ama ondan çıkan fiile “bu yanlış” demen farklıdır. Fiili eleştirmek de, bir noktaya gelen için çok doğru değilmiş gibi gelir ki o da bir ileri basamaktır. Bu yol basamak basamaktır. Kişi zata hücum ediyorsa önce zata hücum etmeyip fiillere yorum yapar, sonra yorum yapmamayı yani seyri öğrenir.
“Hoşgörülü davranıyorum” diye cehennemlik amel yapanlara hoşgörü gösterilmez
Zata hücum etmekten kaçınmak gerekiyor. Zata hücum nedir, onu şöyle açıklayalım: Bir kişi birine kızmıştır, o yüzden de ilişkisini soğutmuştur. Eğer bu kişinin “A” yapısı kuvvetliyse iş bitmiştir, diğeri ağzıyla kuş tutsa bile onu affetmez. İşte zata hücum budur: Kızdığı kişi yanlış fiili bırakmış, ama affetmiyor: “Senin notunu verdim, ağzınla kuş tutsan artık benim için yoksun” diyor. İşte bu zata hücumdur. Oysa fiile buğz etmiş olsa, kişiden o fiil kalktı mı onunla ilişkisi düzelir, kalkmadıkça düzelmez. Bir ileri idrakla bakacak olursak şu gerçeği görürüz: Hangi fiil olursa olsun o Allah’ın emridir. Bunu bilir ve ilişkini ona göre belirlersin. Ama bazıları çok enteresan bir yanlış yapar, bu yanlışla çok karşılaşırsınız. “Hoşgörülü davranıyorum” diye cehennemlik amel yapanlara hoşgörü gösterir. Oysa onun yarısı kadar hoşgörüyü inananlara göstermez. İnananların her şeyi gözüne batar, ama cehennemlik amellerle meşgul olanlara sıcak bakar, hoşgörülü olacağım diye. “Ne kadar önemli biri, ne ünlü biri! Ne kadar güzel giyiniyor, tangası şöyle, şunu böyle…” der, hoşgörülü bakar, hoşlanır. Ama inanana sürekli kızar: “Öyle söylenir mi, öyle giyinilir mi, inanan öyle yapar mı?” der, kızar. Bu tavır aslında ondaki Allah’a karşı olan kini gösteriyor, o kinle inanana hücum ediyor. Ve yine gösteriyor ki onda cehenneme bir özlem var. Bir serbest kalsa onlar gibi olacak, ama yasaklanmış! O da onlara iyi bakarak, onlardan hoşlanarak yaşıyor. Adına “hoşgörü” deyip kendisini kandırıyor. Kimseyi kandıramazsınız, yani Allah’ı kandıramazsınız! Bu yüzden, “Allah’ın dostlarıyla dost, düşmanlarıyla düşman olmak” bakış açısı çok önemlidir. Yanlış işe, yanlış yere, yanlış kişiye hoşgörülü bakmak neye benzer, bir örnekle görelim. Arkadaşlarınla bir gruptasın, onlardan birisi annene küfretti, durmadan da küfrediyor, hiç iyi şeyler söylemiyor. Sen hala; “olsun, o küfrediyor olabilir” deyip onunla yemek yer misin? Annene küfredenle hemen ilişkini kesersin: “Sen anneme iyi bakmıyorsun, seninle bırak dost olmayı, yemek yemeyi, aynı yerde bile durmam” deyip ilişkini kesiyorsun. Adam Allah’a küfrediyor, O’nun yoluyla ve O’na inananlarla alay ediyor. Ama sen “hoşgörülüyüm” diye onunla yemek de yiyorsun, vaktini de geçiriyorsun. Nasıl iş bu? Yani bunlar cennette cehennemde hiç ayrılmayacak mı? Sevdiğin birine iyi bakmadı diye ilişkini kesiyorsun, ama bu Allah’a küfrettiği halde yine onunlasın ve “ben hoşgörülüyüm, onunla da yer, içer, gezerim” havasındasın. Hep onunlasın, seni diğerleriyle hiç görmüyorum. Böyle bir hoşgörü olabilir mi? Bu hoşgörü hali hem yanlış, hem kandırmaca! Hoşgörü eğer düzgün kullanılmıyorsa insanın yanlışına kılıftır!
Kafeslerine girmeden ilişkinizi sürdürün!
-Onlarla ilişkimiz nasıl olacak, ilişkiyi kesecek miyiz?
Söylemeye çalıştığım şey ilişki kesmek değil. Kafesinde bir aslan düşünün. Duydunuz ki çok susamış, susuzluktan yanıyor, hemen gider bir su bulur verirsiniz. Duydunuz ki hasta, gider bir veteriner hekim bulur ihtiyaçlarını görürsünüz, değil mi? Kafesine girer misiniz? Girerseniz sizi yer. O kişinin kafesine girerseniz sizin nurunuzu mahveder. Kafesine girmeden ilişkinizi devam ettirin. Kafesine girerseniz sizi yer. Çünkü dünya cehennem için kolaylaştırılmıştır. Cehennemlik ameller süslenmiştir, cazip ve çok kolaydır. Onların kafesine girmeden suyunu verirsiniz.
“Arada kalmışlar”dan olmamak için…
Kimlerle nasıl bir ilişki? Bu konuda kendime hep “şu kişi beni niye çok seviyor, diğeri niye sevmiyor?” diye soruyorum. Görüyorum ki Allah için! Allah’ı seven beni seviyor, beni Allah’ı sevdiği için seviyor, Elhamdülillahi Rabbil Alemiyn. Allah’la arası iyi olmayanlar beni sevmiyor. Benimle ne kadar iyi, bakıyorum Allah’la o kadar iyi. Benimle kötüyse, onun Allah’la, Allah’ın Sistemi’yle meselesi var. Bir de ben bir kişiyi çok seviyorsam, niye? diye kendi açımdan bakıyorum, o zaman da görüyorum ki, o bana Allah’ı hatırlatıyor, yani benim Allah’ı hatırlayarak bir şeyler yapmama sebep oluyor. Diğerleri bana cazip gelmiyor, anneye küfür örneğindekiler gibi. Bir yere gittiniz, (bir pastane, bir cafe, bir spor salonu neyse) ki orada annenize küfretmiş birisi var, gidip “merhaba” diyor musunuz? Demiyorsunuz. O var diye o tarafa gitmiyorsun, o oradaysa sen bu tarafa oturuyorsun. Allah’a küfr eden birisini gördüğün halde umursamadan gidip yanına oturuyorsun. Hatta onun hareketleri sana sempatik geliyor, hoşlanıyorsun. Bu hal CEHENNEM ATEŞİNİ ÖZLEMEK ve SEVMEKtir, farklı bir şey değil! “Ah, Allahım bir serbest bıraksan ben o işleri ondan da iyi yapacağım, ama yasaklamışsın” demektir yani ARADA KALMIŞLIK’tır. Arada kalmak çok kötü bir şey. Ya bu işi düzgün yapacaksın veya diğerini. Arabası arada olanların da işi çok zor. Efendimiz bu nedenle bize bir sığınış öğretiyor: Allahım beni arada bırakma, Allahım beni ara yerde bırakma.
“Arada kalmışlar”dan olmamak için kendimize soracağız: Ben kimleri seviyorum, bana kimler hoş gözüküyor? Gördün ki cehennemlik ameller ve o amelleri yapanlar sana hoş gözüküyor. Ya delicesine kurtulmaya çalışacaksın, ya da “program böyleymiş, yapacak bir şey yok” deyip devam edeceksin…

HİSSETMEK VE MUHTARİYET-5-

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi