BEN… BEN… BEN… DİYENLER.

BEN… BEN… BEN… DİYENLER.

“Öğrencilerinden birisi Sokrates’e sorar:
– Bir gün dahi olsa bile sizden ders alabilmek için yanınıza gelen herkese, niye bir gölcüğe bakıp ne gördüklerini soruyorsunuz? Bu işin öğrencilikle ne ilgisi var?
Sokrates, bu soruya şöyle cevap verir:
– Bu, bir imtihandır. Havuzda balıkların yüzdüklerini söyleyen herkesi yanıma alır, derslerime dahil ederim, öğrencim olurlar. Fakat havuzda kendi varlıklarının aynalanmasından, kendilerinden başka bir şey göremeyenler, kendilerine aşık insanlardır. Benim onlara verebileceğim bir ders olamaz..! “
Bu duruma nefsinin esiri olmak diyelim. Bildiğiniz gibi nefsin arzularına kapılmak zararlıdır. Kalbi köreltir ve insana etrafını göstermez. Çok hata yaptırır.
Benlik duygusu ön planda olan, her olaya yaklaşımında “ben böyleyim, ben şöyle yaparım, ben kralım, ben vazgeçilmezim,” diyerek öğünen ve böbürlenenler mutlaka sizin de çevrenizde çok vardır. Oysaki herşeyi bildiğini zanneden hiçbir şeyi bilmez. Böyleleri de güya herşeyi bilirler. Sakın ola ki eksiklerini söylemeyin size düşman olurlar. Memnun olup, teşekkür etmeleri gerekirken hemen rakip görürler.
Böylelerini çok gördüm. Ömrünün son çeyreğine girmiş ama çocuk gibi kaprislileri iyi bilirim. Aslında bu bir hastalıktır. Ama ticarette ve siyasette bu benciller başarılı olamadıkları gibi etraflarına da çok zararları oldu. Aslında ben duygusu insanın hayatını da berbat eder. Mutlu olmak yerine haklı olmanın derdine düşüp sürekli birileri ile didişip dururlar. İçten içe hesap yaparlar. Bu onları daha da mutsuz eder. Takıntılıdırlar.
Ben, ben, illa ben deyip durmak yerine biraz sakin yaşamak sanki daha doğru. Sizce de “az insan, çok huzur” daha sağlıklı olmaz mı.!
BEN, ben değil, BİZ diyebilen DOSTLARA selam olsun.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi