ANNE

ANNE

Bir zamanlar doğmak üzere olan bir çocuk dünyaya gideceği gün Cenabı Allah’a sormuş:
– Bu kadar küçük ve korunmasızken dünyada nasıl yaşayacağım?
Cenabı Allah “Meleklerimin arasından senin için bir tanesini seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni hep koruyacak” diye cevap vermiş.
“Ama lütfen söyle bana, burada Cennette hiçbir şey yapmadan şarkı söylüyor ve gülümsüyorum, ben böyle çok mutluyum.”
“Senin meleğin de sana şarkılar söyleyecek ve sana her gün gülecek. Sen de o meleğin sevgisini hissedeceksin ve mutlu olacaksın.”
“Peki, insanlar benimle konuştuklarında ben onları nasıl anlayacağım, ben onların dilini bilmiyorum ki.”
“Meleğin sana dünyadaki sözlerin en güzelini ve en tatlısını söyleyecek ve görebileceğin en büyük sabır ve ilgi ile sana konuşmayı öğretecek.”
“O zaman seninle konuşmak istediğim zaman ne yapacağım?”
“Meleğin senin ellerini birleştirecek ve sana dua etmeyi öğretecek.”
“Duydum ki dünyada kötü insanlar varmış. Beni kim koruyacak?”
“Merak etme, meleğin seni hayatı pahasına dahi olsa savunacak.”
“Ama ben seni göremeyeceğim için çok mutsuz olacağım.”
“Meleğin sürekli sana benden bahsedecek ve sana bana nasıl tekrar ulaşabileceğini anlatacak, ama beni göremesen de ben hep senin yanında olacağım.”
Tam o esnada Cennet’te ki huzur ortamına dünyanın homurtuları karışmaya başlar. Dünyaya gitmek üzere olduğunu anlayan çocuk aceleyle son sorusunu sorar:
“Peki, Allah’ım şimdi gitmek üzereyim, lütfen bana o meleğin ismini söyler misin?”
“Meleğin ismi önemli değil, sen ona Anne diyeceksin.”
Bu anekdottan da anlaşılacağı üzere hayat denilen serüvene adım atışınızda ilk onunla temas ediyor, ilk onun kokusunu içinize çekiyorsunuz.
Bu fani âleme gelişinize o vesile oluyor ve ilk onun adı dökülüyor günahsız dudaklarınızdan ve huşu içinde sesleniyorsunuz akabinde:
Ve Anne diyorsunuz.
Yavrum, diyen bir ses ile kendinizi güvenli bir limanda hissediyorsunuz.
Sonrası malum. Son nefeste helal etmesini ümit ettiğiniz sütü ile besliyor, bağlıyor sizi kendisine ve hayata. İnsan olmaya dair ilk terbiyenizi onun müşfik kollarında alıyorsunuz.
Başka dünyalarla tanışıklığınızı onun ağzından dinlediğiniz masallarda buluyorsunuz. Bir daha hiçbir zaman diliminde hissedemeyeceğiniz kadar emniyette hissediyorsunuz kendinizi bir kez daha o anlarda.
Baba otoritesinin yanında sizden yana olan bir paratonerlik görevi alın yazılarıdır bu coğrafyada yaşayan annelerin. Tüten bir ocaktan, sarıp sarmalayan bir kucaktan bahsedebilmek ancak annelerin çileleri sonrasında oluşabilir yine bu topraklarda.
Gün gelir o da gider. Bu fani dünyaya daha önce gelip tüm gidenler gibi.
Giderken; şefkatini, sevgisini, yıllardır tüttürdüğü ocağı bırakır sevdiklerine.
Bir de sol tarafınızda bir sızı.
Şehri var eden hatıralardır, hatıraları var edenler de sevdiğiniz insanlardır.
Ve şehir bazen sadece bir kişinin yüzüdür sizin için. Ve çoğu zaman o çehre annenizdir.
Ve gün gelir şehir bazen sadece bir kişiyi defnetmek olur. Ve o gün her canlı için kaçınılmazdır.
Çaresizliği buram buram yaşadığınız o anlarda her zamankinden çok daha yoğun duygularla sığınırsınız âlemlerin Rabbine. Ve annenizi; Hz. Fatıma’nın, Hz. Aişe’nin, Hz. Hatice’nin komşusu kılmasını dilersiniz. Cenabı Allahın ayakları altına serdiği cennette olmasını dileyerek Fatihalar, Yasinler gönderirsiniz ardı sıra.
Öyle bir aşk ile “nur içinde yat anam” diye haykırırsınız ki. Arşı âlânın sakinlerinin Amin deyişleri çınlar kulaklarınızda ve mahzun bir tebessüm dökülür o an dudaklarınızdan.
Amin, amin, amin…
Bilgilendirme Notu: Annem Makbule Göksel’in vefatı sonrası ülkenin dört bir yanından acımızı paylaşmak için Samsun’a gelen, telefon ve ilanlarla baş sağlığı dileyen dost, akraba ve öğrencilerime çok teşekkür ederim. Bu bağlamda dost gönüllerden son ricam valideme bir Fatiha göndermeleridir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi