Anekdot – Kocatepe Gazetesi

Anekdot – Kocatepe Gazetesi

Sezer Küçükkurt 4 Eylül 2010 Cumartesi 03:00:00
  Tarih, özellikle Türk tarihi ibretlik hikayelerle doludur. Türk olmak tarihte de günümüzde de bazı bedellere göğüs germeyi gerektirmektedir. Ödenen bedeller gibi ödetilen bedeller de tarih kitaplarından taşmaktadır.
Türk tarihinin acı, hazin, kan ve gözyaşı dolu bölümleri gibi, zeka, tebessüm, kendine güven içeren anekdotları da mevcuttur. Gazeteci ağabeyimiz İbrahim Yüksel sağolsun, çocukluğumuzda olduğu gibi, şimdi de bize destek veriyor mesleki açıdan. İbrahim ağabeyin derlediği ibretlik, tebessümle düşündüren anekdotları aktarmak istedik bugün sizlere:
ALDIĞIMIZ FİYATA
Keçecizade’nin Rusya’da bulunduğu sıralarda Ruslar, Keçecizade Fuad Paşa’ya takılır:
– Paşa şu Girit’i satsanız!
– Hay hay, satalım ekselans
– Kaça satarsınız?
– Aldığımız fiyata
Girit’in yirmi seneyi aşkın bir zamanda ve binlerce şehitle alındığını bilen Ruslar sararır.
BİZ DE ONLARA YAKLAŞIYORUZ
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
– 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
– Biz de onlara yaklaşıyoruz.
ADAMINA GRE
İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kıralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.
Kral, bunlar görünce dayanamayıp:
– Bana senden baka gönderecek adam bulamadılar m? diye sorunca, İncili Çavuş:
– Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabını vermiş.
Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.
AHMET MÜSADE ETMEZ
Sadrazam Keçecizade Fuad Paşa’ya yetmişlik bir kadının otuz yaşında bir gençle evlenmek istediğinden bahsetmişler. Paşa hemen:
– Ahmet müsaade etmez, demiş. Sormuşlar
– Hangi Ahmet
– Karaca Ahmet….
BÖYLE KORUNUR
Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.
Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etraf ve kitaplar toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye alarak:
-Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerekten de emniyetli bir adamışsın.
Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, aferin!
ÇANAKKALE İÇİNDE
İngiliz garson, Türk müşteriye:
-Çanakkale’de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevme-yiz deyince,
bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış:
-Orada ne işiniz vardı????
DERDİN DEVASIZI
İbn-i Sina ya:
– Dünyada devası olmayan bir dert var mıdır? diye sorduklarında:
– Derdin devasızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır, cevabını vermiş.
DERS ALABİLMEK
Lokman Hekim’e:
– “Bilgeliğini kimlerden aldın?” diye sorduklarında:
– Körlerden, cevabını vermiş. Çünkü onlar, yoklamadan adım atmazlar.
İSTANBUL’UN FETHİ
Fatih’e sorarlar:
-İstanbul’u niçin fethettin? Yanıtlar:
-Önce o benim gönlümü fethettiği için!
HOŞ KOKU
Bir Hristiyan, Ahmed Vefik Paşa’ya:
-Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku) yakmıyorsunuz? diye sorduğunda, ondan şu cevabı almış:
-Bizimkiler abdestlidirler. Yellenmezler. Onun için günlük yakmı-yoruz.
KADER
Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han:
-“Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz” diye kızar.
Orada bulunan ve velayet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:
-Peder ne der, kader ne der.
NE YEDİRELİM?
Lokman Hekim’e:
-Hastalarımıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu cevabı vermiş:
-Acı söz yedirmeyin de, ne yedirirseniz olur.
SİGORTA
İngiliz Büyükelçisi, eski Türk evlerinin de duvarlarına asılan
“Ya Hafiz” (Muhafaza Eden Rabbimiz) levhalarını görünce dayanamaz ve Keçecizade Fuad Paşaya bunların ne olduğunu sormuş.
Fuad Paşa İngiliz’in tam anlayacağı dille cevap vermiş.
– O gördükleriniz, Osmanlı Sigorta Şirketi’nin levhalarıdır.
YÜZÜK
Sultan III. Ahmed Han kendisine hediye edilen çok kıymetli zümrüt yüzüğü, bir gün, divan
toplantısında vezirlere göstererek:
-‘Acaba bundan daha kıymetlisi var mıdır?’ diye sordu. Haziran:
-‘Hayır Efendim, sıhhat ve afiyetle takınız. Bundan daha değerli bir şey olamaz’ cevabını verdikleri halde yalnız Nevşehirli İbrahim Paşa itiraz etti:
-‘Bundan daha kıymetli ey vardır padişahım!’ dedi. Padişah beklemediği cevap karşısında sordu:
-‘Nedir?’
-‘O yüzüğün takıldığı parmak Efendim’ diye cevap verdi.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi