ANADOLU’YA DÖNMEK

ANADOLU’YA DÖNMEK

Bir zamanlar kendi kendine yetecek her şeyi üreten bir ülke olmamızla övünüyorduk. Şimdi yediğimiz her şeyi dışarıdan alan eski bir tarım ülkesi olarak ünlendik. Başka bir üzücü durum ise, ekilebilir toprağın büyük bir bölümünde tarım yapılmıyor. Çünkü bu tarlaları sulayacak dereleri kuruttuk.
Türkiye’nin bütün ülkeye yetecek enerjisini rüzgar ve güneş enerjisinden üretmesi mümkündür. Akan derelere hiç de ekonomik olmayan HES’ler yapıp, topraklarını sulayacak köylüleri milyonluk kentlere inşaat işçisi olarak gönderdik. Fakat ülkemiz için en iyi çözüm köylümüzün toprağı ekip biçmesidir. Bunu beceremeyen toplumların çöküşü dünya ekonomi tarihinde görülmüştür. Az gelişmiş, bilgi birikimi olmayan, televizyon, telefon, reklamlarla küçük çocuklara mama vermek gibi bir yaşam modeli sunuluyor. Bu yüzden bu ülkeler bilim ve teknolojide ileri gidemiyorlar. Milyonluk kentlerin büyük binalarını görünce çağdaşlık seviyesine ulaştığımızı sanıyoruz. İngilizce mağaza adlarını okudukça kendimizi Amerika’da sanıyoruz.
Her köşe başında okulda veya üniversitede kitap okumadan internetteki bilgilerle sınıfı geçen milyonlarca öğrenci var. Aldıkları eğitim kalitesinin giderek düştüklerinden haberleri yok.
Yurdumuzun ekonomik olarak gelişmekte olan veya az gelişmiş ülke olduğu bile belirsiz. 80 milyonluk ülkenin %10 işsiz bunların nasıl beslendiklerini bilmiyoruz. Üstelik 5 milyon mülteci de ayrı ekonomik problemdir. Büyük kentlerin yaşamı para hırsına kapılanların elindedir. Anadolu’ya köylere dönmek çağdaş yaşamsal bir öneridir. Megakent (Fazla nüfuslu) modası geçmiş yaşaması zor olan yerleşim yerleridir. Batının en zengin ülke ve toplumları bugün bunu fark ettiler. Bizim megakentimiz İstanbul yükünü taşıyamayacak kadar kalabalık ve hantal bir şehir olmuştur. Bu gidişle ya boşalacak ya ölecek. Anadolu’ya dönmenin amacı nüfusu dengeli bir şekilde yaymak tarıma yönelik projeler yapmaktır.
Tarihi İstanbul, sur içinde beşyüzbin kişinin yaşadığı bir anıt kentti. Sur içi aynı zamanda tek taşlı mücevher gibiydi. Bu şehrin yine kurtulma şansı vardır. Zaman geçmeden bunun önlemlerini almalıyız.
Türk toplumu yurdun her köşesini insan sayısı, teknoloji ve uygarlıkta eşit olarak doldurmak zorundadır. Vatan toprağının hiçbir köşesi büyük kentlerin sömürgesi değildir. Gelişen iletişim teknolojisi, dünyaya ulaşmak için kentte olduğu kadarn köyde de aynı olanaklara sahiptir. Kendimizi toprak ananın kucağına ölünce değil yaşarken bırakmalıyız.
Bir İstanbul aşığı olan Yahya Kemal Bayatlı İstanbul’un şimdiki durumunu görse kahrından tekrar ölürdü.
Onun güzel bir şiirini okuyalım.
Aziz İstanbul
Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi