Hayriye Caner
Hayriye  Caner
AMORİUM VE SELMAN-I FARİSİ
  • 0
  • 231
  • 30 Kasım 2019 Cumartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Son dönemde Afyonkarahisar’da Amorum ve Selman-ı Farisi isimlerini sıkça duymaya başladık. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün öncülüğünde bu iki ismi tanıtmaya yönelik önemli çalışmalar yapılıyor. Biz de çeşitli kaynaklardan yararlanarak bu çalışmalara biraz katkı sunmaya çalışalım.
AMORİUM’UN TARİHSEL SERÜVENİ
Amorium’un tarihsel serüveni MÖ. 2000’li yıllarına dayanmaktadır. Hitit, Frig, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izlerini taşıyan Amorium’da MÖ. VI yüzyılda masalcı Ezop doğmuş ve MS.568’de İslamı kabul eden ilk sahabelerden Selman-ı Farisi bir müddet yaşamıştır. Selmân-ı Farisi, Amorium’da Büyük Kilisede çalışan Hıristiyan din adamlarından peygamberin vasıflarını öğrendikten sonra onu aramaya koyulmuştur. Bu özellikleri Hazreti Muhammed’in (S.A.S) üzerinde gördükten sonra da hemen Müslüman olmuştur.
Amorium kenti, Yukarı Şehir ve Aşağı Şehir olarak iki başlık altında değerlendirilmektedir. Yukarı Şehir, höyüğün kenarlarında hala izleri görülebilen Bizans dönemi sur duvarlarıyla, Aşağı Şehir de bütün şehri kuşattığı takip edilebilen bir koruma (sur) duvarıyla çevrilidir.
Amorium’da ilk çalışmalar 1987 yılında İngiliz bilim insanı Prof. Dr. R. Martin Harrison tarafından bir yüzey araştırması ile başlamıştır. Kentteki kazılar 1993-2009 yılları arasında bir diğer İngiliz araştırmacı Dr. Chris Lightfoot tarafından devam ettirilmiştir. Amorium kazıları, 2014 yılından itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Anadolu Üniversitesi adına Prof. Dr. Zeliha Demirel Gökalp tarafından yürütülmektedir.
MÖ.1. yüzyılın başlarında, Roma Senatosu tarafından Amorium’a bölgede kendi parasını basma izni verilmiştir. MS. 640 yılından itibaren Amorium Anadolu’da Bizans ordusunun askeri karargahı ve sonra da Anatolikon Thema’sının (eyalet) başkenti olmuştur. Bizans Dönemi’nde yaşanan Karanlık Çağ boyunca da Amorium, Arap saldırılarına karşı Bizans topraklarının korunmasında güçlü bir kale görevi görmüştür.
MS.838 yılında Harun Reşid’in oğlu Mutasım’ın (833-842) ordusu tarafından kuşatılan, MS.931’de Tarsus Emir’i tarafından ateşe verilen kent kazılardan elde edilen verilere göre MS.10 ve 11. yüzyıllarda askeri ve stratejik önemini yeniden kazanmıştır. MS.1116’da Amorium’un Selçukluların elinde olduğu bilinmektedir.
İLK SAHÂBELERDEN SELMÂN-I FARİSİ
İran asıllı mecusi bir ailenin çocuğudur. Râmhürmüz’de doğdu ve oradan ayrılarak Ceyy (Ceyyân, daha sonra Şehristan) diye anılan bir köye göç etti. Asıl adı Mâhbe iken müslüman olduktan sonra kendini Selmân İbnü’l-İslâm diye tanıtmış, Selmân el-Hayr, Selmân-ı Pâk veya Selmân el-Hakîm diye de anılmıştır. Mecûsî âteşkedesinde kutsal ateşin sönmemesini sağlamakla görevli iken inancıyla ilgili arayışa giren Selmân ailesinin şiddetli muhalefetine rağmen Hıristiyanlığı benimsedi ve önce Dımaşk’a (Suriye) kaçtı, ardından Musul, Nusaybin ve Afyonkarahisar ili, Emirdağ ilçesinde bulunan Hergan Kale Ammuriyeye (Amorium) geldi. Rahip Uskuf’un eğitimine girdi. Döneminde aslına daha uygun olan Barnabas İncili’nden öğretiler aldı. Amorium’da en az 4 yıl olmak üzere (7-12 yıl) kaldığına dair rivayetler vardır. Amorium’da çiftçilik, hayvancılık ve ticaret yaptı. Rahip Uskuf ölüm döşeğinde iken kendisine pek yakında Arap yarımadasında İbrâhim peygamberin Hanîf dini üzere gönderilecek son peygamberin geleceğini, “Onun hediye kabul etmekle beraber sadaka almayacağını, ayrıca kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü bulunacağını” söyledi. Selman-i Farisi (Radıyallâhu Anh) Bir Arap tüccarıyla tanışıp kendisini çölden geçirmesi karşılığında sahip olduğu hayvanları ona verip kervanına katıldı. Ancak kervan Vâdilkurâ’ya ulaştığında tüccar Selmân’ı bir yahudiye köle olarak sattı.
Selmân-i Farisi, Medine’yi görünce Amoriumdaki rahibin tarif ettiği şehre geldiğini anladı. Daha sonraki günlerde Hz. Peygamber’in Medine’ye doğru yola çıktığını ve Kubâ’ya geldiğini duyunca hemen oraya gitti ve rahipten öğrendiği nübüvvet alâmetlerinin kendisinde bulunduğunu görünce müslüman oldu.
Zâhid bir kişiliğe sahip olan Selmân-ı Fârisî, Resûl-i Ekrem’in övgüsünü kazandı. İlim öğrenmeye düşkünlüğü ve sünnete bağlılığı ile mensubu bulunduğu ashâb-ı Suffe arasında önemli bir yer edindi.
Hz. Ömer’in emriyle Kûfe şehrinin kuruluşu aşamasında ve daha sonra önemli katkıları oldu ve halife onu Medâin’e vali tayin etti. Hz. Osman’ın hilâfetinin sonlarına kadar valilik görevine devam eden Selmân -ı Farisi bu sırada vefat ettiği belirtilmektedir.
Selmân’ın Rumca ve İbrânîce öğrendiği, Farsların, Romalıların, Yahudi ve Hıristiyanların kutsal kitaplarını okuduğu rivayet edilmektedir. Bu sebeple onun hakkında “Sâhibü’l-Kitâbeyn” (Kur’an’ı ve Kitâb-ı Mukaddes’i iyi bilen) veya “Önceki ve sonrakilerin ilmini öğrenmiş bitmez tükenmez bir umman” ifadeleri kullanılmıştır.
Bugün hak dini araştırarak bulması, ilme düşkünlüğü ve Zahid kişiliği ile insanlığın önünde örnek bir sahabe olarak durmaktadır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM