Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
“ALLAH’LA OLAN ALIŞVERİŞ”
  • 0
  • 204
  • 19 Ekim 2019 Cumartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

“ALLAH’LA OLAN ALIŞVERİŞ”
Tevbe Suresi 111: “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.”
Kur’an’da ticaretle ilgili çok ayet var, bu ayette bahsedildiği gibi “Allah’la olan alışveriş”i konu edinen çok ayet var, bu ayet de onlardan birisi.
Çok eski zamanlara doğru hayalinizi götürün, ticaret nasıl yapılıyordu acaba? Bir köy veya bir yaşama alanı düşünün ki para yok. Alışverişi ne ile yapıyorlar? Mal ile. Ne yapıyorlar? Takas yapıyorlar. Demek ki esas ticaret takas ile oluyor. Şimdi ticaret denince akla parayla yapılanlar geliyor, takas gelmiyor ama asıl ticaret takas! Birisi size gelip: “Bir ayakkabı aldım.” dese, ona: “Kaça aldın, kaç para verdin?” dersiniz, “Ne ile takas ettin?” demezsiniz. Aklınıza bile gelmez. Neden? Çünkü zihniniz takas gibi bir şeyi düşünmez. Şu anki algı bu: Alışverişte bir şey için para verilir. Dolayısıyla, Allah ile alışveriş denince de bu algı devreye giriyor, para akla geliyor. Bu durumda Allah’a parayı nasıl veriyorsunuz veya Allah size parayı nasıl veriyor da satın alıyor? Bu ayetteki ticaret, ticaretin esası olan takastır. Burada bahsedilenler neyi takas etmişler? Allah onlara cenneti vermiş, peki onlar neyi vermiş? Canlarını! Onlar canlarını vermişler. Canlarını nasıl vermişler?
GAZİ TAMAMEN BİR KUR’AN TABİRİDİR
Ayette “Onlar ölürler, öldürülürler” diyor. Çünkü o zaman bir savaş emri çıkmış ve onlar savaşa gidiyor. Allah’ın emri olan bir savaşa gidiyorlar. Ve o zamanki savaşlara ve savaşa gidenlere baktığınızda görüyorsunuz ki şimdiki gibi ordular yok, gönüllü ordu toplanıyor. Savaş yapılacağında “sabah gelin” deniyor, gönüllü gelen geliyor. Elbette o gün de hemen kulisler başlıyor: “Bizim bu savaşla ne ilgimiz var, bu savaşta ne işimiz var.” diyen fikirler çıkıyor ve sonra da “benim şu mazeretim var!” deyip gelmeyenler oluyor veya savaşa katıldığı halde muhalif olanlar oluyor. Ama bir de “Allah’ın emridir” diye savaşa katılanlar var, Efendimiz (SAV)’in yanında o işe gönüllü koşanlar var. Ayet onları muhatap alıyor, “Onlar bu savaşta takas yaptılar” diyor. Onlar savaşın gereği öldürülecekler, ölecekler, yaralanacaklar, gazi olacaklar. Gazi, Arapça “gazve”, savaş kelimesinden; gazveye katılmış, savaşmış ve savaş bitiminde geri dönmüş olandır. Dönememişse şehit, dönmüşse gazidir. Gazi tamamen bir Kur’an tabiridir. “Gazi” kelimesinin Kur’an’a ait bir tanım olduğunu bilmeyenler var, bilseler belki “bu kelimeyi silin” bile diyebilirler.
Allah’ın emridir diye savaşa gidenler bir takas yapıyorlar. Aslında takası onlar yapmıyor, bu takası Allah onlara müjdeliyor: “Ben sizin canlarınızı satın aldım” diyor. “Bu savaşa siz bir şey umarak değil, yalnız benim rızamı umarak geliyorsunuz ama canlarınız da boşa gitmiyor, ben onların hepsini satın aldım. Karşılığında size cenneti verdim, canlarınızı da satın aldım, güzel bir alışveriş yaptınız” diyor. Buna benzer çok ayet var, Efendimiz (SAV)’le beraber gidilen bir savaşı ve detaylarını anlatır.
HAYAT BİR NEFS SAVAŞI
Ama Efendimiz (SAV) bize şu önemli gerçeği öğretiyor: Aslında devam eden hayat bir nefs mücadelesidir, bir nefs savaşıdır. Hatta bu ayette bahsedilen savaşın “küçük savaş” olduğunu söylüyor; sizin hayatınızdaki savaşın “büyük savaş” olduğunu bildiriyor. Böyle baktığımızda bize ayet ne diyor bakın: “Eğer siz hayatınızla yaşadığınız bu büyük savaşta bir takas yapacak olursanız, Rabbiniz sizinle takasa hazır.” Ayet günümüz için bize böyle diyor. Peki, ortada görünen bir savaş yokken, neyi, neyle ve nasıl takas edeceğiz?
Hayat bir nefs savaşı, bir nefs savaşı var. Bir defasında Efendimiz ve arkadaşları bir savaştan yorgun argın dönüyorlar, tam evlerine girecekler, Efendimiz (SAV) “Küçük cihat bitti, büyük cihada gidiyoruz.” buyuruyor. “Ya Rasulallah, halimizi görüyorsun, biz eve geldik diye seviniyoruz, bu geldiğimiz küçükse hangi büyük savaşa gidiyoruz?” diyorlar. Efendimiz: “Esas savaş şimdi başlıyor, nefs savaşı başlıyor, büyük cihat başlıyor.” buyuruyor. Orada nasıl takas yapacağız? Savaş ve takasa burayı da eklememiz lazım, yoksa ayet o zamanki bir savaşa ait olarak kalır. O olayı ötelemiş oluruz. “O o zamanki bir savaşa ait.” dersek ayetten bize bir şey kalmaz. Ayeti ötelememek için hem o günkü sebebe hem de “Ayet bize ne diyor?” diye baktık. Öyleyse, hayatı ve nefsi düşünüp “Ayet bana ne diyor?” diyen nasıl takas yapacak? O gün savaşa gidenlerinki çok net gözüküyor, onlar cepheye, meydana, savaşa gidiyor… Onların o halini de bizim anlamamız çok zor. Niye? Çünkü bir korku var. Savaşa, hele ki o zaman ki şartlarda savaşa gitmeyi bir düşünün. Kesme, vurma, mızraklama, yüz yüze bir savaş… Kiminin atı var, kimi yürüyerek gidiyor. Şartlar çok ağır. O şartlarda, savaş denilince insanların beti benzi atıyor, mosmor oluyorlar. Öyle korkunç bir şey… İşte bu korkunçluk yüzünden de onun hikmeti görülemiyor. O korkunçluk kişiyi öyle bürüyor ki onun hikmetini görmesi, anlayabilmesi mümkün olmuyor. Bizim için de öyle.
YAŞARKEN YAPABİLECEĞİMİZ EN ÖNEMLİ TAKAS BUDUR. BUNUN KARŞILIĞI CENNET!
Günümüzde bizler hemen savaşa dâhil olamasak bile, o korku o hikmeti görmemizi engeller, oradaki hikmeti öteliyoruz. Zihnimiz korku yüzünden, can korkusu yüzünden hikmeti öteler. O manzarada cennetle ilgili çalışan mekanizma o kadar hızlı bir mekanizma ki… O şartlardaki bir savaşı kabul etme cesareti, katılma cesareti, savaşma cesareti, hamle yapma cesareti, ölme cesareti gibi hallerle aslında öyle bir şey yaşanıyor ki… Bütün bu hallerle beraber duyduğunuz, bildiğiniz bütün nefs mertebelerini o kişi bir kaç saniyede yaşayıp bitiriyor. Böyle bir mekanizma var, Allah onlara o hediyeyi veriyor. Bir biber düşünün, daha yaklaşırken acısından boğazınız yanıyor, bu yüzden şifasını göremiyorsunuz, acısından bir türlü bibere yaklaşamıyorsunuz. Bunun gibi bir şey. Savaş halindeki bu hediyeyi göremiyor kişi. Ama ona kavuştuktan sonra biliyor, öğreniyor… Tabi, geri dönen olmadığı için biz ona ikram edilenleri bilemiyoruz. Geri dönüp de anlatan olmadığı için, o bilgiler iman olarak kalıyor.
Günümüze dönelim, biz şimdi nasıl bir takas yapacağız? Onlarınki somut ama biz nasıl takas yapacağız? Bizim takasımız şudur: “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddialarımızdan “La ilahe” diyerek kurtulmaya, kendi adımıza “BEN” demekten Allah adına “BEN” demeye hicret için savaşta takas yapacağız. Yaşarken yapabileceğimiz en önemli takas budur. Ayete göre bunun karşılığı nedir? Bunun karşılığı cennet! Savaşta şehit olan bir daha o halinden geri dönemiyor değil mi? Biz de eğer bu alışverişten caymazsak onun gibi takas etmiş oluruz.
Peki, bu konuyu bu şekilde bilmeyen birisi bu takası nasıl yapacak? Düşünün ki kişi dine gayet kuvvetli düşkün, ibadetlerine düşkün ama bu konuyu böyle bilmiyor, ne takası yapacak? O ne yapacak? Malını mülkünü mü verecek? Olmaz! Şirkten uzak durmaya çalışsa ki bu bilgi olmadan onu da yapamayacak. Zaten ayette can diyor, can! Nefs yani! Canını, nefsini vermesi gerekiyor ama can/nefs onun tanımlayabildiği bir şey değilse nasıl yapacak? Tanımlayamadığı şeyi nasıl takas yapacak? Ben birinizle bir takas yapacağım diyelim. O kiraz getirmiş ama ben bir türlü bendeki kutuyu açmıyorum, ne olduğunu da bilmiyoruz, o benimle nasıl takas yapsın? Kutuda ne olduğunu bilirse takas yapar. Bilmiyorsa nasıl takas yapsın, mümkün değil.
Efendimiz (SAV) zamanında savaşa gönülsüz gidecek kalbi marazlı kişilerin bazılarına “sen para ver de gelme” deseler, para verip gitmeyecek. O bu davranışıyla takas mı yapmış olur? Tam tersi, takası yapmamak için para veriyor. Adam ayetteki takası yapma meydanına gitmemek için, o takası yapmamak için para veriyor. Demek ki parayla pulla takas olmaz! Bu yüzden, Kur’an işte bu takası yapmayana “cimri” der. Kur’an’ın kime cimri dediğini bu köşedeki yazılarımızda ayetleriyle yazdık, tarif ettik. Kur’an’ın tarif ettiği cimriliğin parayla pulla hiç ilişkisi yoktur. “Cimri olmayın” diye verilen öğütlerin de parayla hiç ilgisi yoktur…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM