AİLE İÇİ İLETİŞİM… NEREDE O ESKİ  MUHABBETLER!

AİLE İÇİ İLETİŞİM… NEREDE O ESKİ MUHABBETLER!

Dr. Mehmet BOZTEPE

 

Bugünlerde başımız hep öne eğik çünkü çocuklarımız tabletlerine bakıyor, bizler telefonlarımıza… Ailemizi, yakınlarımızı bile sosyal mecralar üzerinden takip ediyoruz! Bu ağlar sayesinde uzaklıklar yakın olurken, bizler de aynı oranda birbirimizden uzaklaşıyoruz! Konuşmuyoruz, paylaşmıyoruz! Sadece yazıyoruz! Buhranlarımızı da neşemizi de sosyal mecralarda yaşıyoruz… Cepten, webden, netten iletişim kolaylaştıkça bilgisayar, tablet ve telefon başındaki yalnızlığımız da aynı oranda artıyor. Sonra geçmişe sarılıyoruz yine… Dem vuruyoruz bugünümüzden!
Bazılarımız, eşimizin eve gelir gelmez televizyon kumandasını alıp, hiç konuşmamasından yakınıyor; bazılarımız çocuklarımızın sürekli tabletleriyle, telefonlarıyla zaman geçirmesinden yakınıyor. Peki, hiç aynaya bakıyor muyuz?
“Bazı insanlar vardır, bir ömür kendileriyle yaşarlar da hiç kendileriyle karşılaşmazlar.” diyor Ahmet Hamdi Tanpınar. Günümüzü özetleyen mükemmel bir söz değil mi? Kendimizi ne kadar tanıyoruz? “Ben kimim?”, “Beni oluşturan temel değerler nelerdir?”, Nelerden hoşlanıyorum?”, “Mutlu bir hayat yaşamak için ne yapıyorum? “, “Ebeveynlik görevini hakkıyla yerine getirebiliyor muyum?”, “Bir evim var da bir yuvam var mı?” şeklinde hayatımızı anlamlandırmaya dönük bir sorgulama yaptığımızda tatmin edici cevaplar verebiliyor muyuz kendimize?
Belki de cevap bulamayışımızdan kendimizden kaçışımız, kendimizden kaçarken en yakınlarımıza bile yabancı oluşumuz… Olmaktan çok, görünmek üzerine kurulu sanal dünyaya hapsoluşumuz… Algının, olgunun önüne geçtiği günümüzde ailemize bile kör, sağır oluşumuz… Sonra yine geçmişe sarılıp, eskiye özlem duyuşumuz…
Eski bayramlar, eski dostluklar, eski muhabbetler ve hatta eski yokluklar! Neden hep eskiye özlem duyar insan? Gaz lambası altında ders çalışabilmeyi, ailece küçücük bir oda içinde TV bile olmadan oturabilmenin keyfini, bir sobanın etrafında ısınırken kestane eşliğinde ettiğimiz muhabbetleri özleriz hepimiz… “Nerede o eski muhabbetler!” diye ahh çekeriz…
Bu özlem dolu ahh çekişler, “Muhammedi Muhabbet’i şimdilerde bulamayışımızdan! Bir evi yuvaya dönüştüren o sıcacık sohbetlerin yokluğundan! Evin büyüklüğü metrekarelerle ölçülürken, yuvanın büyüklüğü kalplerle ölçülür; bu yüzden eskiyi özlerken, eskinin yokluğunu bile özler olduk. Muhabbetin olduğu o dört duvar üstündeki çatının, yoklukta bile yuva oluşuna iç çeker olduk… Eskiyi değerli kılan birliği, samimiyeti, aza kanaati, hoşgörüyü, şükreden halleri arar olduk…
Eskiden yolumuzu gözleyen aile bireylerimizin olduğu, sofralarımızı muhabbetle şenlendirdiğimiz, huzur bulduğumuz, sığındığımız, bizi koruyan, kollayan, bizden bir şeyler taşıyan yuvalarımız vardı. Şimdilerde mecburi istikamet olan evlerimiz var! Aynı çatı altında tabletine, telefonuna sarılmış aile bireylerimiz var!
Teknoloji geliştikçe evlerimiz yuva olmaktan çıkıp bir pansiyona dönüştü sanki! Televizyon, internet ve cep telefonu gibi cihazlar hayatımızı kolaylaştırırken bizleri yalnızlaştırdı; en yakınlarımızdan, ailemizden bile uzaklaştırdı. “Nimet” olarak nitelendirdiğimiz imkânlar, teknoloji bağımlılığından dolayı “illet”e dönüştü.
Değişimin hızla ilerlediği bir dünyada teknolojiden uzak kalmak elbette mümkün değil ancak evlerimizi yuva yapmanın yolu değerlerimize sadık kalmaktan geçiyor. Bizi öz değerlerimizden uzaklaştıran ve yalnızlaştıran teknolojik aletleri sadece amacına uygun olarak kullanarak evlerimizi yuvaya dönüştürebilmek mümkün. Yüce dinimizin en önemli hedeflerinden birisi hiç şüphesiz yaşanabilir bir dünya oluşturmaktır. Bunun gerçekleşmesi de ancak mutlu bireyler ve huzurlu toplumlarla mümkündür. İnsanoğlunun bu ilahi amacına ulaşması konusunda, toplumları oluşturan en küçük sosyal yapı olan aile kurumu, büyük bir fonksiyona sahiptir. Geçmişi değiştirmek insanın cüzi iradesinin çok ötesinde bir kavram, bu yüzden eskinin güzel kalması için şimdiyi güzelleştirmek gerek. Tam şu anda, gelecekte eskinin güzel kalması için herkes değişime kendinden başlamalı ve teknolojik cihazları biraz olsun kenara bırakıp, en değerlisiyle, ailesiyle zaman geçirmeli… Muhabbetle…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi