Sezer Küçükkurt
Sezer  Küçükkurt
sezerkucukkurt@kocatepegazetesi.com
AFYONLU BİR TÜRK BİLİMİ İNSANININ “KORONA VİRÜS” DEĞERLENDİRMELERİ
  • 0
  • 587
  • 21 Nisan 2020 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Şehrimizin, ülkemizin ve elbette ki dünyanın gündemi korona virüs salgını. Her yerde, her şeyde mevzu: Korona virüs
Bugün korona virüs meselesi ile ilgili olarak sözü Afyonkarahisar’ın yetirştirdiği önemli hizmet adamlarından, Prof. Dr. Veysel Eroğlu’na bırakıyoruz. Prof. Dr. Veysel Eroğlu elbette ki siyasi kimliği olan, siyasetçi kişiliği ile bir çok hizmete imzasını atmış bir isim. Ama bugün O’ndan sizlere aktaracağımız satırlar, tam anlamıyla bir “Türk bilim insanı”nın tespitleridir. Buyurun, hep birlikte okuyalım:

“COVİD 19’LA İLGİLİ BİLGİ KİRLİLİĞİ VAR”

“Dünya genelinde yaşadığımız COVID-19 pandemisi sürecinde, ülkece genel olarak başarılı olduğumuz ortak bir kanaattır.
Bu başarıda başta ciddi fedakarlık ve gayretle hizmet veren sağlık çalışanları en büyük paya sahiptir.
Elbette çok erken dönemde salgınla ilgili gerekli bütün tedbirleri alan ve hazırlıkları yapan Sağlık Bakanlığı ve devletimizin ilgili kademeleri üzerlerine düşeni fazlasıyla yerine getirmiş, dünyaya örneklik teşkil edecek bir model inşa etmişlerdir.
Bu kapsamda COVID-19 rehberi ve pek çok konuda algoritma ve değişik dokümanlar, etkili ve yaygın filyasyon çalışmaları, erken tedavi imkanları, hastanelerde yüklenme olmadan kaliteli hizmete devam edilmesinin sağlanması, izolasyonu sağlamaya yönelik çok kapsamlı tedbirler başarının temininde büyük öne-me sahiptir.
Başarıyla devam eden salgın süreci yönetiminde, vatandaşlarımızın belirlenmiş koruma ve kontrol tedbirlerine özenle uyu-mu neticeyi belirleyecektir.
Her konuda “dengenin korunması” medeniyetimizin temel değerlerinden biridir.
Bu yüzden ifrat (aşırı gitme, abartma) ve tefrit ( geride kalma, yetersiz olma) hoş karşılanmamış, istikrarla dengenin korunması, orta yolun tercih edilmesi ortak aklın gereği olarak tavsiye edilmiştir.
Bu çerçevede, ülkemizde son 3 aydır görsel ve sosyal medyada COVID-19 konusu değişik yönleriyle ele alınmaktadır. Bu konuda oluşan bilgi karmaşası, bilgi kirliliği, konunun yegane gündem haline gelmesi artık “ifrat” boyutlarına ulaşmıştır.
Halka yönelik, yalın bilgilendirme programları yerine, sempozyum ve kongre oturumlarının bile ötesine taşan tartışmalar, vatandaşta tereddüt oluşturan görüş farklılıkları, doğrusu salgınla mücadeleye zarar verecek boyuta ulaşmıştır.
Halka yönelik TV programları, hızla artan makalelerin, makalelerdeki farklı görüşlerin tartışma yeri değildir. Bu tartışmalar, tenkit şeklindeki değerlendirmeler sempozyum, kongre, çalıştay ve diğer ilmi ortamlara bırakılmalıdır.
İlim insanları, alanlarına uy-gun konularda, halkın istifade edeceği hususları, yalın bir anlatımla topluma sunmalıdır. Bu yoğunluk ve muhtevada devam e-decek programlar, salgınla mü-cadeleye zarar verecek, tıp ve sağlık bilimlerine halkın güvenini azaltacaktır. Herkes, evden de olsa kendi işine odaklanmalı, TV programları ve sosyal medyada COVID-19 a ölçülü bir şekilde yer verilmelidir.”

“ŞİMDİ VAKİT ŞÖHRET PEŞİNDE KOŞMA VAKTİ DEĞİL, İŞ YAPMA VAKTİDİR”

“İş çığırından çıktı. Defalarca aynı KBB, kalp damar cerrahi uzmanlarını ekrana çıkartıp duruyorlar. Korona programları Bre-zilya dizisi gibi oldu. Gına geldi. İşin uzmanı olmayan bazı öğretim üyeleri ahkam kesiyor. Gerçek anlamda tecrübe edinen, hasta gören, bilgisi olup klinikte pratik olarak da bu tecrübesini uygulayan, fedakarca mesai mefhumu tanımadan çalışan, koşuşturan insanlar ekranda değil, çünkü vakitleri yok. Maalesef bol vakti olanlar TV, TV dolaşıyor.
Geçmişte İTÜ’de Halk Sağlığı dersini veren bir hoca olarak kendi ihtisas dalında konuşmayan bu insanları dinlerken bana bile gına geldi. Aynı şeyi depremde de yaşadık. 1999 Depreminden sonra durum sakinleşmiş hayat normale dönmüştü. Bir gün İSKİ Genel müdürlüğünde TV’yi izliyorum.
Bir kişi Kartal’da bir kuyuda su sıcaklığı çok yükseldi artçı deprem geliyor, herkes evinden çıksın diye konuşuyor. Ben he-men İSKİ’nin Kartal Şube müdürünü aradım derhal o kuyuya git ve tespitini bildir deyince mesele anlaşıldı: Dalgıç motorlu pompanın motoru arızalanmış ısınan motor suyu kaynatıyormuş.. Netice durumu ilan ettirdim halk rahatladı.
Ey şöhret peşinde koşan sözde bilim insanları, vakit şimdi konuşma zamanı değil, iş yapma zamanıdır.”

“TÜRK HEKİMLERİNE GÜVENELİM, TARİH BUNUN İSPATI”

“KORONAVİRÜS yüzünden son zamanlarda Özellikle İtalya ve İspanya, Türkiye ile Tıp Alanında kıyaslanıyor.. Bilhassa İtalya’da aydınlar Türkiye kadar olamadınız diye sağlık politikalarını eleştiriyorlar. İtalya Bilim Kurulunun bu tenkitlere verdiği cevap muhteşemdir.
Aynen şöyle diyorlar; “Dün-yanın gelmiş geçmiş en büyük sinir cerrahı Prof. Gazi Yaşargil isminde bir Türk’tür. ALS Hastalığı üzerinde dünyada en önde olan isim Prof Hande Özdinler’dir. Unutmayın o da bir Türk’tür. Ülkesinde yüz ve kol naklini gerçekleştirdikten sonra dünyada ilk rahim naklini gerçekleştiren de bir Türk. Adı Prof. Ömer Özkan. Dünyada ilk kez Beyin Hücrelerinin ölümünü engelleyen hocanın adı Dr. Murat DİGİÇAYLIOĞLU değil mi. O da bir Türk. Robotla ilk kalp ameliyatını yapan, kalp krizini önceden haber veren Elektronik CİP’i de bulan Prof. Tayfun Aybek de bir Türk. Behçet Hastalığını da 1937 senesinde bulan, teşhis eden, tedavisini gerçekleştiren doktor da bir Türk. Onun da adı Hulusi Behcet.
Türkler geleneksel olarak Tıp Alanında Avrupa Devletlerinden daima önde olmuşlardır. Unut-mayın onlar hep İmparatorluklarda yaşadılar. Geçmişleri, tıp alanında deneyim ve hizmetleri çok derin.
Türkler tarihte hayvancılık ve harp sanatında dünyanın en sözü geçen milleti olduğundan, bulaşıcı hastalıkların tedavisinde de insanlığa büyük hizmetleri olmuştur.
Göktürklerde Hekim Biguta, Karluklarda Hekim Haruna MS 728 yılından bu güne unutulmaz hekimler arasındadır.
Müzikle ilk tedaviyi Osmanlı Devleti gerçekleştirmiş, Dünyada ilk Devasa Çadır Hastahanelerini 10-11-12 Y.Yılda Selçuklu Türkleri kurmuştur.
1037 senesinde vefat eden İbn-i Sina Hekimlerin Hükümdarı olarak İtalyan okullarında okutulmuyor mu.? Karaciğer ve sarılık hastalığını bulan, mikrobu tanımlayan da İbn-i Sina’dır.
14. Asırda yaşamış FATİH’in manevi hocası Akşemsettin. Dün-yanın en önemli bulaşıcı hastalıklar hekimiydi. Mikrobun da mucididir.”
Bu yazdıklarım uzun bir makaleden seçtiklerim. İtalyanlar ve Avrupa hekimlerimizi bizden daha iyi tanıyorsa onlara helal olsun derim. Bu bizim ayıbımız…
Ben hekimlerimize güveniyorum ve Evdekal TÜRKİYE diyorum.”
***
Bir Türk bilim insanı olarak hemşehrimiz Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun “Korona virüs” meselesiyle ilgili satırlarını hep birlikte okuduk. Şimdi ne düşünüyorsunuz?

“MEMNUN DEĞİLDİK. PEKİ ŞİMDİ?”

“VELHASIL .. Muhterem dostlar! Hastaneye gidip, Doktor beğenmiyorduk. Doktor da hasta beğenmiyordu.
Okula gidip, Öğretmen beğenmiyorduk. Öğretmen de öğrenci beğenmiyordu.
Camiye gidip, Hoca beğenmiyorduk. Hoca da cemaat beğenmiyordu.
Çarşıya inip, esnaf beğenmiyorduk. Esnaf da müşteri beğenmiyordu.
Baba Evladından memnun değildi, evlâd babasından.
Hanım kocasından memnun değildi, koca hanımından. Komşularımızdan ve dahi, komşularımızın çocuklarından memnun değildik. Akrabalarımızdan ve dahi akrabalarımızın çocuklarından memnun değildik.
Kimse, kimseyi beğenemiyordu.
Ne oldu…? Ne doktor kaldı ne hasta. Hastaneye bile gidemiyoruz. Ne öğretmen kaldı ne öğrenci.Okula bile gidemiyoruz. Ne hoca kaldı ne cemaat.Camiye bile gidemiyoruz. Ne Esnaf kaldı ne müşteri, Çarşıya bile inemiyoruz. Ne komşu kaldı ne akraba. Dışarı bile çıkamıyoruz. Kıymet bilmedik. Şükretmedik. Şımardık. Zaman nankörlüğümüze af dileme zamanı. Zaman değerini bilmediklerimize kıymet verme zamanı. Zaman şükretme zamanı. Zaman muhasebe zamanı. Ölümlere neden olan koronavirüsten ders çıkaralım “daha beterinden” Rabbimize sığınalım. Gelin tövbe edelim ve arınalım. Tövbe etmeden, aklımızı ve kalbimizi temizlemeden sadece ellerimizi yıkayarak bu beladan kurtulamayız. Başkalarından önce değişmesi gereken biziz biz.
Evde kalalım, Dua edelim, Af dileyelim, Tevbe edelim”

BİR GÜZEL İNSAN: YEŞİLAY AHMET

Afyonkarahisar değerli bir evladını kaybetti. “Yeşilay Ahmet” namıyla tanıdığımız Ahmet Amcamızı geçtiğimiz günlerde ebediyete uğurladık.
Böylesi “nev’i şahsına münhasır” bir insanın ardından yazı yazmazsak, kendimizi borçlu hissederdik. Biz Ahmet Amca’yı çocukluk çağlarımızda tanıdık. Şimdiki Maliye kavşağı yakınlarındaki ardiyesinde kum başta olmak üzere inşaat malzemeleri satışı yapan o zamanki ismi ile “Ahmet Ağılgat”a gazetemiz posta yoluyla ulaşırdı. Ahmet Amca, arada sırada Alaca Hamam önündeki gazete büromuza uğrar, gazetenin posta parasını öder, sigara ve alkolün zararları ile ilgili çalışmalarını anlatırdı. Gazetenin postalıklarını ben hazırladığım için “Ahmet Ağılgat” ismi hafızama kazınmıştı, ne de olsa her gün gazetesine adresini yazıyor ve postaya veriyorduk.
Aklımız ermeye başladığında tanımaya başladım kendisini. Yolunun üzeri olan gazete bürosuna sık sık uğrar, babam rahmetliye kızar, söylenirdi. Masanın üstündeki kül tablasını görür, “İçme şunu ya hu” diye kül tablasını alır, bize verir, “kaldırıverin şunu” derdi. Babam “Tamam Ahmet Ağa, içmeyelim” der, “Bak gine yalan söyledi, şurdan çıksam yine içeçek” diye heyecanlı, tam Afyon şiveli söylenirdi. Babamın “Yeşilay Ahmet geliyor, yine laf edecek, şu küllüğü kaldırıverin” diye masadaki kültablasını kaldırttığına çok şahit olmuşumdur.
İçi içine sığmayan, konuşurken bile aklındaki fikirlerin birbirini kovaladığı her halinden belli olan Yeşilay Ahmet, Amcam rahmetli İbrahim Küçükkurt’a da “Hacı, bir heyet olalım” teklifiyle gelirdi sık sık. “Netcez Ahmet Ağa heyet olup” sorusuna her seferinde ya “Heyet olup Vali’ye çıkacaz, sen bana izin alacaksın, şu afişleri okullara asacağım”… Ya da “Heyet olacağız Sağlık Müdürüne şunları deyivereceğiz” derdi. Amcam rahmetlik “Heyet olmadan olmaz mı” diye takılır, “Olmaz heyet olacağız, o zaman daha iyi oluyor” derdi.
Taze muhabirliğimiz sırasında haberlerini yapmaya başladık. Sevdi bizi rahmetli… Görüşmelerimiz sıklaştı. Yolunun üzeri olduğu için gazete büromuza daha sık uğrar oldu. Biz onun Yeşilay ile ilgili sözlerini, ilanlarını gazetede yayınladıkça, diğer gazetelere haberlerini ulaştırdıkça keyiflenir, dua ederdi. Allah kelamı konuşur, hayat dersleri verir, tabii en başta da içki ve sigaradan uzak durmamızı öğütlerdi.
Gazetemiz şimdiki yerine taşındığında da bizleri sıkça ziyaret etti. Gençlerin durumundan şikayet eder, hayat dersleri vermeye devam ederdi.
Çok adam tanıdık. Ömrünü helal kazanca ve topluma faydalı olmaya adayan, samimi, içten, tam bir Anadolu insanı olan Yeşilay Ahmet gibi cebinden para harcayıp, Allah rızası, toplum menfaati için çalışan, doğru bildiğinin peşinden her şeyiyle koşturan insana az rastladık şu kısa ömrümüzde. Bir süredir rahatsızdı. Geçtiğimiz hafta ebediyete uğurlandı, bir güzel insan daha… Allah rahmetiyle muamele eylesin.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM