AFYONKARAHİSAR’DAKİ MUSİKİMİZİN USTALARI – Kocatepe Gazetesi

AFYONKARAHİSAR’DAKİ MUSİKİMİZİN USTALARI – Kocatepe Gazetesi

Hasan Özpunar 3 Mart 2013 Pazar 02:00:00
  HAFIZ ABDULLAH ULUÇELİK

1317/ 1901 yılında Afyonkarahisar’ da doğan Abdullah Uluçelik, eğitimin en önemli safhasını İstanbul’dan Afyonkarahisar’a sürgün olarak gelen Osmanlı hanedanına mensup Kanuni Reşat Hoca’nın musiki öğretmek için seçtiği 7-8 öğrenciyle birlikte 10 yıl boyunca ciddi bir şekilde meşk eğitimi alarak geçirmiştir.
Özellikle Mevlevi (Türbe) Camii’ndeki dini musiki çalışmalarına devam ederek Reşat Hoca, Neyzen Fevzi Doğaner dede gibi sanatçılarımızdan usul ve makam dersleri almıştır. Genç yaşlarında Afyon Halk Evi’ne devam ederek müzik kurslarında değerli saz ve ses üstadlarımızdan feyz alarak müzik kültürünü geliştirmiştir. O yıllarda Afyon musiki açısından İstanbul´u hiçte aratmayacak bir merkez idi. Bundan dolayı Abdullah Uluçelik´in ses kayıtlarını dinlediğimiz de onun ne kadar ciddi bir eğitim aldığını anlarız. Yıllarca Türk sanat müziği fasıllarında eserleri istenilen nitelikte okuduğu gibi çaldığı ritim, saz (def) ile fasıllara ayrı bir renk katardı. TRT repertuarında kaynak kişi olarak Abdullah Uluçelik’in gösterildiği 17 türkü bulunur.
Mahalli türkülerimizin çoğunu Ankara radyosundaki “ Yurttan Sesler” programında Muzaffer Sarısözen’in şefliğinde seslendirmiştir. Zafer Haftalarında yıllarca radyoda Afyon türkülerini okuyarak sesi ile üne kavuşmuştur.
1960-1970 yılları arasında ilimizde yapılan Mevlana anma törenlerinde gür sesi ile katkıda bulunan Uluçelik , yüzlerce ilahi ve türküyü ezbere bilirdi.
Esas mesleği kunduracılık olan Hafız-Mevlithan Abdullah Uluçelik, vefatına kadar Afyonkarahisar türkülerin en iyi okuyan mahalli sanatçılarımızdan biri olarak bilindi. Beş çocuğu olan Uluçelik, yıllarca Hacı Nuh Camii’nde müezzinlik yaptıktan sonra emekli olmuştur.
Kişiliği; Abdullah Uluçelik sert mizacının altında son derece sevecen, saygılı, espritüel, yardımsever ve dürüst bir insan saklıydı. Afyonlu iş adamı sayın Yalçın Bozca´nın çocukken onların bağında Uluçelik´e hizmet ederken edindiği şahsi izlenimleri sonucunda söylediği şu söz her halde onu en güzel ifade eden kelimeler olacaktır. “8-9 yaşındaki çocuğa sevginin dışında hem hürmet eder hem de saygı gösterirlerdi. Çocuğa hürmet etmek nedemektir bilirmisin? Bunu ancak adam gibi adamlar yapar.”
Ölümünden sekiz ay önce bir bel fıtığı problemi ile oğlu Mehmet Ali Uluçelik ile Ankara´ya gider. Karın ağrıları ve sıkıntıları artmaktadır. Doktorlar muayene ettiklerinde alelacele hemen bağırsaklarındaki yapışmadan dolayı ameliyata alırlar, Ve bir süre sonra Afyona geri döner.
Çok geçmeden yeniden rahatsızlanır ve Ankara´ya götürülmek istenir, ancak maalesef hastaneye yetiştirilemeden vefat eder.
Abdullah Uluçelik’in 1986 yılında vefat etmesi tüm Afyonluları, din görevlilerini ve müzik severleri hüzne boğar.
Ardından söylenenler
Afyonkarahisar’ın yetiştirdiği ünlü sanatçılardan Nezahat Bayram,vefatından sonra şunları söyler ;
“Rahmetli Uluçelik bana Afyon türkülerini öğreten kişidir. 1938 yılında radyo folklor saati yarışmalarında Afyon ilini temsilen katıldığımda almış olduğum birincilik Uluçelik’in bana verdiği türkülerle olmuştu. Kendisini tantdığımda 12-13 yaşlarında olduğum için hep bana bir baba şefkati ile yaklaşan kişi olarak hatırlıyorum. Son derece terbiyeli, ağırbaşlı ve çok iyi musiki bilen bir adamdı.”
Nazım Bursalıoğlu anlatıyor
“Hafız – Mevlithan Abdullah Uluçelik’in ardından”
“Afyon türkülerini bilen ve istenilen nitelikte okuyan yalnız o kalmıştı.Rahmetli Kemani Hulusi Yamaner ve Tanburi Cemal Altmiğne ağabeylerimizin sazlan eşliğinde Abdullah Uluçelik’in okuduğu Afyon türkülerinden birini dinlemişti;
“Geçenlerde Uluçelik, bu bandı dinlediğinde elindeki çay bardağmı birden masaya bırakarak üstadlarımıza hitaben; “Nereye gittiniz, Beni niye unuttunuz, ömrümüzün yarısı sizlerle beraber geçmişti!” diye Hulusi Yamaner ile Cemal Altıniğne ‘ye sitem etmiş ve hislenerek gözlerinden inci tanesi gibi yaşlar akıvermişti”
21 Mart 1989/ Kocatepe Gazetesi’nden
Oğlu Mehmet Ali Uluçelik anlatıyor
“Küçüklüğümde babam her gittiği yere beni de götürmek isterdi. Sanrım 6-7 yaşlarındaydım.
Babam Ankara’ya gidiyordu ve beni de yannda götürdü. Gittiğimiz yer Ankara Radyosu idi. Ankara
Radyosu’nun kapısına geldiğimizde babamdan biraz büyük birisi babamı merdivenlerde karştıayıp ona büyük bir sevgi ve heyecanla sarılmıştı. Daha sonra öğrendim ki o kişi Muzaffer Sarısözen idi.
“Radyoya girerken adamm birisi babamla Sarısözen’in yanma gelerek radyoda mahalli türkülerini okumak istediğini söyledi. O zaman Sarısözen “burada herkesin türkü okuyamayacağını söyledi”.
Babamı göstererek “O, kendini kanıtlamış birisidir” dedi. O gün Zafer Haftası idi ve babam stüdyoya girdi, Afyon türkülerini okudu.”
“Yine 6-7 yaşlarındaydım. Mevlithanlar Ankara’ya toplatılmış, orada bir toplantı yaptımış idi. Toplantmm mahiyetinin ne olduğunu bilmiyordum. Fakat daha sonra Hacı Bayram Camii’nde mevlut okundu. Sonra Ankara ‘daki bir akrabamızm yanına gittik. Aradan birkaç saat geçmişti.
Radyoyu açmıştık. Açar açmaz bir de baktık ki radyoda babam anons ediliyor ve babam m mevlut okurken sesi radyoda duyuluyordu. Işte o zaman babamm ne kadar özel ve Türkiye çapında bir üstad olduğunu anladım.”
“1950 yılında İstanbul’da yaşayan Afyonlu’lar bir öğrenci yurdu yaptırmak için çeşitli müzikli ve yemekli geceler düzenliyorlardı. Bu gecelerden birine Afyon Musiki Cemiyeti de davetli idi. Cemiyetle beraber Istanbul’a giden babam O akşam orada zamanın büyük sanatçısı Zehra Bilir’le karşılaşır. Gündüz prova yapılırken yanlarından geçen Zehra Bilir babamlara pek dikkat etmez ve ehemmiyet vermez. Akşam program başlayınca kulis arkasından babamı dinliyor. Babamın programı bitip kulisin arkasına geldiğinde Zehra Bilir babama hemen birlikte sahneye çıkmalarını ve sanatından çok etkilendiğini belirtir. Babam da “ben bu sesimi dine hizmet etmek için kullanacağım. Fakat sadece bu akşam burada yapılan bir hayır işi olduğu için sizinle sahneye çıkabilirim” diyerek bu teklifi O akşam için kabul ediyor. Akşam birlikte bir program yapıyorlar.”
Sabah ezanlarını neden erken okurdu?
Abdullah Uluçelik müezzinlik yaptığı yıllarda sabah ezanlarını hep erken okur. Bu durum zamanın müftüsü Celal Yıldırım’a iletilir ve müftü Abdullah Uluçelik’i makama çağırarark neden sabah ezanını erken okuduğunu sorar. Abdullah Uluçelik şöyle cevap verir.
“Efendim her gece Allah’a sabahın erken olması için dua eden o kadar çok hasta, kimsesiz, yalnız yaşayan o kadar çok insan var ki onları düşününce daha fazla ızdırap çekmemeleri; ohh sabah oldu deyip rahatlasınlar diye erken okuyorum”
Afyonkarahisar türkülerinin unutulmaz sesi Abdullah Uluçelik’i vefatının 27.yılında rahmetle anıyoruz.
Taşpınar Dergisi’nin Ocak 2012 sayı 7’den alınmıştır.
Kaynak: Afyonkarahisar’ın Sesli Tarihi –Afyon Türküleri. AEV Yayını. Hazırlayan Hüseyin Başkadem Yayım yılı -2002
Afyonkarahisar Yöresi Türküleri.Hazırlayan Nazım Bursalıoğlu. 1993
Afyonkarahisar Türküleri. Osman Attila. Basım Yılı 1966

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi