Yusuf İLGAR
Yusuf  İLGAR
y.ilgar@kocatepegazetesi.com
AFYONKARAHİSAR’DA EĞİTİMİN TARİHİ-1
  • 0
  • 115
  • 21 Şubat 2020 Cuma
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

GİRİŞ
Eğitim, “kişinin yeteneklerini kendi ihtiyaçları ve toplumun amaçları doğrultusunda geliştirmesini sağlayan öğrenme işi ve bu işin nasıl yapılacağı üzerindeki yöntem ve uygulamaların tümüdür”1 şeklinde tanımlanmıştır. Yüzyıllar boyunca eş anlamlı olarak pedagoji, terbiye, tedris sözcükleri ile kullanılmıştır. Bugün dahi aynı tabirler kullanılmaya devam etmektedir2.
İnsanoğlu, İlk çağdan beri daha iyi şartlarda yaşayabilmek için, gerçekleri aramaya ve bulmaya çalışmış, kâinatın sırrını öğrenmeye gayret etmiş, uzun çalışmalardan sonra öğrenme ve öğretmeyi sosyal bir hak haline getirmiştir. Toplumsal eğitim düşüncesinin gelişip teşkilâtlanması ancak, yüzyıllar süren bir tekâmülden sonra olgunlaşmıştır3.
Türk Tarihinin ilk yazılı belgesi olan Orhun Kitabeleri, Türklerin bilinen ilk yazılı eğitim örnekleridir. Dede Korkut Masalları yer yer Türklerde eğitime yer vererek, insanların yetişme tarzlarını çeşitli örneklerle anlatılmaktadır. Yine örnek metinlerden anlaşılıyor ki, “kadın-erkek eşit; kadın, erkeklerin sahip olduğu bütün haklara sahip ve onların yaptığı her işi yapıyor. Şu halde eski Türklerde kadınlarla erkekler hemen hemen aynı eğitimi görürlerdi. Çocukların eğitiminde uygulanan şeyler Türklerin hayat tarzına uygundu. Onlara avcılık, savaş idmanları yaptırılır, binicilik öğretilirdi.”4
Selçuklu ve Osmanlı Türklerinde, hatta diğer İslam ülkelerinde eğitimde uygulanılan metot, ağırlık merkezi dinî eğitime dayanan medrese sistemi olarak görülmektedir. Eğitim kurumlarının ilk basamağı olan sıbyan mektepleri (ilkokullar)nde, hatta medreselerde, dinî eğitim yanında günlük yaşayışın gerektirdiği bilgiler her ne kadar verilmekteyse de, dünyevî ihtiyaçları ön plana alan insan yetiştirme amacı güdülmemiş, insanın yalnız ahireti için eğitilmesi amaç edinilmiştir. Dolayısıyle Maarif Teşkilatı dinî kuruluşların tesiri altında kalmış, kişilerin şahsi düşünüşlerine göre şekil kazanmıştır.
Rönesans’tan sonra batıda gelişen ilim, fen ve sanat dünyasına ilgisiz kalmakla ayakta kalamayacağı çeşitli tarihi olaylarla idrak edilince, önce orduda daha sonra diğer kuruluşların bazılarında reform ihtiyacı hissedilmiştir. Önce yeni bir donanma hazırlamak için ihtiyaç olan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun 1773’te açılmış, bunu Batılı usullere göre yüksek askeri ve ihtisas okulları takip etmiş, 1838’den itibaren de genel eğitim kurumları açılmaya başlanmıştır5. Osmanlı eğitim sisteminde, ortaöğretim kurumları, müfredat ve program yönüyle en çok değişiklere uğramış kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Osmanlı eğitim sistemi içerisinde Afyonkarahisar’da görülen eğitim kurumları şunlardır:
a. Sıbyan mektepleri
Sıbyan mektebi, Osmanlı döneminde çocuklara ilk eğitim ve öğretimi veren okullara verilen bir isimdir. Beş-altı yaşında olan ve sabi ismi verilen çocukların okuduğu okul olduğu için bu ad verilmiştir. Fatih’ten sonra darülilim, muallimhane, mektep, mektephane, taş mektep adlarıyla anılan sıbyan mektepleri genellilikle her mahallede bir tane bulunmasından dolayı halk arasında mahalle mektebi ismiyle de anılmaktadır. Bu okullar genellikle câmilere bitişik büyük bir odadan ibaretti. Camiden ayrı olan mektepler büyük câmilerin bitişiğinde, oda olanlar ise küçük câmilerle köy câmileri içinde idi6.
Sultan I. Abdülhamit’in vakfiyesinden anlaşıldığına göre sıbyan mektepleri “çocuklara Kur’ân okutmak, namaz kılınması usullerini ve namazda okunacak âyetleri ve duaları öğretmek ve biraz da yazı yazdırmak” gibi üç amaç için kurulmuşlardır7.
Şehir ve kasabaların hemen hemen her Mahallesi’nde ve bazı büyük köylerde bulunan sıbyan mektepleri hususi özellik taşıyan okullardır. Bu okulların öğretmenleri ya câmi hocası yahut yaşlı bir kadındır. Belirli bir programları ve ders yılı yoktur. 1846’da neşredilen talimatnâmeden anlaşıldığına göre sıbyan mekteplerinin eğitim süresi 4 yıldır. Okulda okutulan dersler ve ilgili kitaplar şunlardır: Elifbâ, Kur’ân, ilmihal, Tecvit, harekeli Türkçe muhtasar ahlâk-ı memdûha risâleleri, lugât, sülüs ve nesih yazıları. Çocuklara Türkçe’den ziyade Kur’ân öğretilir, bazı çocuklar da hâfız olarak yetiştirilirdi8. Hatim indiren mektebi bitirmiş sayılırdı. Bundan sonra isteyen öğreci medreseye gider, arzu eden hâfızlığa çalışırdı.

KAYNAK
1 Mehmet Kayıran, “Atatürkçü Düşünce Işığında: Çağdaş Eğitim”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, nr. 42, (Kasım 1999), s. 780-781.
2 Fatma Varış vd., Eğitim Bilimine Giriş, Konya 1994, s. 26.
3 Hasan Ali Koçer, Eğitim Tarihi (İlk Çağ), Ankara 1980, s. 197.
4 Koçer, age., s. 14-15.
5 Hasan Ali Koçer, Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi(TMEDG), İstanbul 1992, s. 5-6.
6 Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, I, İstanbul 1939, s. 68; Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, III, İstanbul 1971, s. 201.
7 Ergin, age., I, s. 71.
8 Nafi Atuf, Türkiye Maarif Tarihi Hakkında Bir Deneme, I, şy. 1930, s. 100; II, İstanbul 1932, s. 11.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM