AFYONKARAHİSAR VE ÇEVRESİNDE PROTESTAN MİSYONERLİK FAALİYETLERİ (1820-1922) – 17

AFYONKARAHİSAR VE ÇEVRESİNDE PROTESTAN MİSYONERLİK FAALİYETLERİ (1820-1922) – 17

Hasan Tahsin Günek 29 Eylül 2017 Cuma 13:52:33
 

(Dünden Devamı)
Nisan 1915’te yayınlanan Peder S.Ralph Harlow’un yazısının en ayrıntılı Afyonkarahisar içerikli yazıların başında geldiğini söyleyebiliriz. Yazı birbirinden ilgi çekici birçok konuya değindiği için dikkat çekicidir. “Kaya Gölgesinde Cehennem” başlıklı yazıda:
“Afyonkarahisar gelecekte istasyon olmalı. Küçük bir kız iken ömrünün çoğunu orada geçiren Ermeni bir öğretmenin verdiği coğrafi bilgiler; Afyonkarahisar’a sahip olduğunuza göre sürülmüş toprak damlı, kirli sokakları, gri renkli camileri ve Minareleriyle ve kentin kalbinde 800 feet yükselen ve eski bir kalenin kalıntılarıyla taçlandırılmış büyük kaya. Bu kaya gölgesinde kırk bin kişi yaşıyor. Otuz binden fazlası Müslüman, geri kalan kısmı Hıristiyan, çoğunlukla Ermeni Gregoryen Kilisesi’nden. Hiçbir kadın Afyonkarahisar’ın sokaklarında kendini göstermeye cesaret edemez. Fakat bunun sizde olumsuz bir izlenim bırakmasına izin vermeyin. Çünkü şehir saflık ve alçakgönüllülük evidir.

Sokaklar çocuklarla dolu olsa da oyunlarından sıkılmıştı. Bir kilometre uzaktaki yabancı tren istasyonunun yakınında bulunan birkaçı hariç, hiçbir yeşil park, bahçe, ağaç yok. Sadece çamur, çamur sokakları, çamur evleri, çamur tepeleri ve şehirden 800 feet yukarıya yükselen kaya. Kaya, Afyonkarahisar’ın en soğuk ya da en zor yanı değildir. En soğuk, en zor problem, gölgesinde yaşayan insanlar, cahil kütlesi, fanatik insanlık, binlerce batıl inançla Müslüman ve Hıristiyan tarafından bağlanmıştı. O kayanın dibinde, kilise, okul ve evde bir kişi, karısı ve kızları ile yaşar. Vaizbaşı Yeranian 1856 yılında Maraş’ta doğdu. Oniki yaşında okuldan ayrılıp işe başladı. Çünkü babasının evindeki diğer on bir çocuğa yardım etmeliydi. Okur-yazar olmamanın utanç verici görülmediği Türkiye’de çoğu erkek, fabrika veya tarlaya çalışmaya gönderildiğinde, yükseköğrenim fikrinden vazgeçmektedir. Hagop Yeranian, on yedi yaşında iken kesin bir manevi uyanışa sahipti. Ailesi Protestan’dı. İman itirafıyla kiliseyle birleşti. Kısa süre içerisinde Tanrı’nın lütfuyla Hıristiyan misyonunun çalışmalarına katılmaya karar verdi. Önündeki bu yeni idealle, çalışmalarına gece gündüz devam ederken bir misyon kariyerine başlamıştı”54
“Büyüyen ailenin desteği için. Ciddiyetle kendini Antep’e Amerikan Koleji’ne gönderdiğini söyledi. Antep’ten çevredeki diğer yerlere giderek, müjdeyi her yere vaaz ederdi ve bu nedenle Maraş’taki ilahiyat okuluna gönderildiğine olan bağlılığı ve özlemi büyük bir heyecan içindi. Şimdi onun ruhu, sevinç doluydu. Bir misyoner arkadaşına yazdığı mektupta “Beni cehenneme gönderebiliyorsanız oraya da mutlulukla Mesih’in müjdesini vaaz etmeye gideceğim” dedi. Seminerde geçen bu günlerde, yazları köylerde vaaz ederek geçirdi ve daha sonra eşinin ve sadık destekçisinin yanındaki misyonda bir araya geldi. Eşi bir misyon okulunda okuyordu ve kendisi Haçin’deki Amerikan Kız Okulu’ndan mezun oldu. İlk görev yeri Tarsus idi ve kuşkusuz Tarsus’u ölümsüz yapan Hagop Yeranian’ın ruhunu dolduruyor. 1890’da İzmir misyonundaki Dr. McNaughton, Hagop Yeranian’ı ve Afyonkarahisar’ın ehemmiyetini fark etti ve ikisini bir araya getirmek için çabaladığını fark etti.

“Yeranian, misyoner arkadaşının Karahisar’da görev alma çağrısını derhal kabul etti. 40.000 nüfusluk şehirde iki Protestan kilise üyesi buldu. Erkek ve kadınlardan oluşan manevî hayatının kalbi olacak bir topluluk kurmaya başladı. Kendi küçük odalarında toplantılar düzenledi. Hergün pazara gitti ve dükkânlarındaki insanlarla konuştu. Evlerini ziyaret etti. Yolu barış yoluydu. Uzun sürmeden Gregoryenler kendilerini bulmaya başladılar. Ruhsal uyuşukluk ve batıl inançlara ve ruhlara dokunuldu ve kalpler sorgulamaya başlad��.
Eski kilisede ne sempati ne de manevi yaşam bulamadığı için reformdan bahsettiler. Sonra acı zulüm başladı. Toplantılar düzenlenen evin dua ve hizmet zamanlarında pencereleri taşlandı. Korkunç bağırmalar, küfürler ve organize bir grubun verdiği rahatsızlıklar vardı. Sokaklarda, küçük ailesine küstahça tükürüldü” 55
“Müstehcen hareketler ve şarkılar kızlarının kaldığı odanın pencereleri altında söylendi ve ona sempati duyan herkes sokaklarda boykot edildi. Sokaklarda yaşamlarının tehlikeye düştüğü söylendi. Yavaş yavaş etrafında küçük bir grup topladı. Bu yıllarda tüm hizmetler kendi evinde yapıldı ve 1901’de orada çocuklar için misyonun yardımıyla bir okul açtı. On bir sene süren sadık hizmetten sonra bir bina emniyet altına alındı.
Sonra 1907’de bir kilise yapısının ilk taşları döşenene dek altı yıldan uzun bir süre bekledik. Ev, kilise hizmetleri için güzel bir oda, beş dershane ile papaz ve ailesi ile yaşayan genç bayan öğretmenlerin oturma odalarını içermektedir. Birçok yönden bu yapı ve iş Amerika’daki yerleşik kiliselerimizle kıyaslanabilir durumdadır. Geçen yıl okullarda bir araya gelen iki yüzden fazla çocuk, yüzü aşkın aktif üyeden oluşan bir cemaat kiliseye katılıyor. Genç Erkekler Hıristiyan Birliği Pazar akşamları, Pazar günü ise görkemli bir Pazar okulu, okulda toplanıyor ve küçük çitler ile çevrili bir anaokulu var.
Bütün bu sevgi dolu misyonda Hagop Yeranian’ın karısı onunla birliktedir. Onların evi, o toplulukta ruhsal bir güçtür. Korkulu vakitler oldu. Müslümanların elindeki katliamdan korkarak anne ve küçük çocuklar gizlenerek üç gün ve gece geçirdiğinde, kanlarının akacağı haykırılarak kapıları birkaç kez gece boyunca birçok kez zorlanmıştı.
Yine de bu aile, Türkiye’den çok sayıda Ermeni Protestan’ını çeken Amerika çağrısına direndi. Dört kızı, İzmir Kız Enstitüsü’nden mezun olmuş ve kendilerini özel bir öğretim kursu ile hazırlamışlardır. Hepsi misyonumuzda görkemli ve verimli hizmetler üretiyorlar.
İkisi Afyonkarahisar’da okula geri döndü. Diğer üçüncü kızı hâlâ okula devam ediyor ve sonuncusu Hıristiyan bir evin genç ve güzelliğini fark etmek için böyle bir şehirde doğmuş bu genç kadınların yüzlerine bakmak zorundadır. En son Karahisar’ı ziyaretimde iki olay daha ön plana çıktı. Soğuk bir gündü ve Bay Yeranian ve ben şehrin berbat bir partisine geldiğimizde dışarıda bir yürüyüş yapmıştık.
Kollarında küçük çocuklar tutan örtülü kadınlar gördük. Tüm çocukların zayıf ve hasta olduğunu fark ettim ve acı soğuk olsa da, küçük bebekler bezlere sarılmış halde taşınıyordu. Onlar olmadan bir “kutsal yere” gittiler. Şehir, orada baharın olduğu düşünülen bir ruhdu”56
Bay Yeranian devrilmiş eski mezar taşlarıyla ve yabani otlar ile kaplı eski bir alana dikkat çekti. Bana birçok insanın bu mezarlığa giderek mezarlar arasında uyuduğunu söyledi. Çünkü bunun da iyileştirici gücü olması gerekiyordu. Büyük kaya üzerinde kurumuş otlarla ve dikenli çalılarla kaplı bir yer vardı. “kötü göz” den şifa ve korunma arayanlar tarafından bez çaputlar bağlandı. Bunlar İsa Mesih karşısında olduğu gibi Tanrı’nın şanının, bilgisinin, ışığının neredeyse hiç nüfuz etmediği topraklardaki insanların ve küçük çocukların hayatlarını kuşatan bazı “karanlık güçler” dir.
Diğer bir olay şehirde yaşandı. İki küçük çocuk sokakta yanımdaki iyi papaz karşısında istekle şarkı söylemek için geldi. Acı ve öfke ifadesi fark ettim. Bana cevap vererek, “Ah bu kelimeler korkunç, sadece korkunç” dedi. Sonra Afyonkarahisar’da küfürlü şarkıları küçük çocuklara öğretmenin bir gelenek olduğunu ve küfürlü sözlerin çocuklardan duyulduğunda dinleyenlerce alkışlandığını söyledi. Fakat tüm bu batıl inanç ve bozulmanın ortasında Hagop Yeranian yorulmak bilmeden yürekle yürüdü. Sevgisini güzellikler için korudu. Müzik ve çiçekleri tutkuyla seviyor. Evinde ziyaret edip tencere, teneke kutuları ve diğer kutular içinde yetişen muhteşem güzellikteki çiçekleri görmek beni mutlu ediyor. Akşamları masanın etrafında dolaşırken, güzel ilahiler söylerken zihin ve ruh hazineleri vardır. Bay Yeranian, bulutlu kahkahalarına giren ve siyah gözlerinde parıldayan hoş bir espri kaynağı barındırıyor. Onun ruhu esasen ebedi gençlik içindir ve onu tutan Mesih’tir. O, Gregoryenlerin kötü niyetlerini aştı. Böylece geçen sene Gregoryen kilisesinde konuşmaya çağırıldı.

“Birçok Gregoryen çocuğu, misyon okuluna ve pazar okuluna devam ederler. Ruhu Türkleri çok ister. En büyük arzusunun bir gün camiden Müslümanlara vaaz vermek olduğunu söyledi. On Müslüman’ın hizmetine devam ediyor. Pazar akşamı yirmi kadar sayılmıştı. Karanlık gizlediği için, burada Türkiye’de bir Müslüman’ın Hıristiyan eğilimi olduğunu keşfedebilecekti. On Müslüman kendisiyle özel görüşmeler için geldi. Bir sabah evdeyken bir Müslüman öğretmen geldi. Dini konular hakkında ciddi konuşmalar yaparak birkaç saat geçirdikten sonra, onunla birlikte bir İncil aldı. Böylece bu büyük kayanın gölgesinde, daha büyük bir kayanın gölgesinde olan ebedi kaya, İsa Mesih vardır. Bu büyük kötülük şehrinin kalbinde, kendisine Üstada canlı bir şahit olan ve Afyonkarahisar halkına Mesih’in ruhu içinde kendisine vesile olan güçlü bir ruh gücüne sahiptir. Türkiye’de misyonerlik çalışmalarını sürdürenlere paha biçilemez”57
 (Devamı Yarın)

 

KAYNAKÇA:
53TheMissionaryHerald,Volume ,CXI,March, 1915,Number3,Page 131
54TheMissionaryHerald,Volume ,CXI,April, 1915,Number4,Page 168
55TheMissionaryHerald,Volume ,CXI,April, 1915,Number4,Page 169
56TheMissionaryHerald,Volume ,CXI,April, 1915,Number4,Page 170
57TheMissionaryHerald,Volume ,CXI,April, 1915,Number4,Page 171

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi