AFYON’DA KEÇECİLER-2 – Kocatepe Gazetesi

AFYON’DA KEÇECİLER-2 – Kocatepe Gazetesi

Hasan Özpunar 17 Mart 2013 Pazar 02:00:00
  (Geçen Haftadan Devam)
Arpacıoğlu “Daha bunun gibi ne zanaatkarlarımız var emme korumuyorlar” dedi. 10 Vagonlarda dingil başlarına konan dingil başı keçesini Rusya’dan getiriyorlarmış. Hem de çok pahalı getiriyorlarmış. Bunlarda merak edip yapmışlar ve işletmeye göndermişler. Beğenilmiş fakat bunlara çok az para vermişler. Dışardan getirilen keçelerden daha iyisini yaptıkta yine yaranamadık, azıcık para verdiler, diyor. Ona da razı “Fakat bir daha ne arayan oldu ne soran’’ Ne olursunuz işte hunu biz yapıyoruz, bize ısmarlayında hem para yurtta kalsın hem de keçecilik gelişsin.
“Ereğli Bez Fabrikasına silindir keçesi alıyorlarmış. Onların alacakları keçenin ölçüsünü bulduk. Yaptık götürdük. Kullanılacaklar yerlere tıpatıp geldi. Bu keçelerin üstünden haşılı 11 iplik geçiyor. Keçe haşılları alıyor. Bizim keçeleri sert diye beğenmediler. Daha yumuşak yapalım diyecek olduk hadi, hadi sizin yapacağınız şeyler değil diye koğuverdiler. Baştakiler memletette zenaat gelişsin diye çırpınıyorlar, ellerinde iş olanlar da böyle yapıyorlar. İşten anlamayanlar da işi büsbütün kötüleştiriyorlar. Mesela at keçesi, beleme alacaklar, müteahhite veriyorlar. O da en ucuz, en kolay nasıl yaptırılırsa öyle yaptırıyor. Alıp götürüyor, teslim alacak olan askeriyenin saraçbaşısı oluyor. Saraçbaşı keçenin iyisinden, kötüsünden ne anlar? O kullanmasını bilir. Hükümet çağırsın ki keçeci; bak iyisi kötüsü nasıl meydana çıkar. Alınan keçelerde üç ayda dağılıvermez.’’
Mıstık Usta gene “koruyamıyorlar, koruyamıyorlar” dedi. “Paspas yerine keçe döktük, Uşak Şeker Fabrikası’ndan sert merdiven keçesi istediler. İçine biraz pamuk kattık. Onların istedikleri gibi keçe yaptık, yolladık. Bunu duyan esnaftan bazıları Ticaret Odası’na şikayet ettiler. Hile yapıyor diye bizi men ettiler. Be Allah’ın kulu onlar öyle istediler diye biz yaptık. Ticaret odası da mal bulmuş mağribi gibi bu işe hemen set çekti öteki işlerimizi de görse ya !”
“Evet , kepenekte pamuk dayanmaz. Hala eski büyük ustalar hırkaların içine yayılmak için attırılacak pamukları belli günlerde attırırlardı. O gün dükkanda hiç yün bulundurmazlardı. Pamuk uçukları 12 yünün içine katışır da kepenek dik olur adımız batar derlerdi. Bunu biz de biliyoruz. Pamuğun katışacağı yer başkadır.Katışmayacağı yer başkadır. Nispeti de başkadır. Onu erbabı bilir. Kepeneğe katılmaz. Yamçıya hiç mi hiç kullanılmaz. Yamçı zaten çok zaman anakaradan 13 yapılır. Boyanmış keçeden yapılan o kadar tutulmaz. Anakaradan yapılanlar iyidir.’’
Bir hafta başı 14 Mıstık Usta’nın dükkanındaydım. Dükkanın içinde yün yapağı çuvalları var. Dükkana girince bir ağıl ve koyun kokusu kendisini kuvvetle hissettiriyor. Mıstık Usta’da işi fark ediyor.’ “Tahtakurusundan korkanlara haber ver” diyor. Evlerine biraz kirli yapağı koysunlar, bak tahtakurusu kalır mı? Bu koku hepsini kaçırır.’’
Köylülerin getirdikleri çeşitli yün, yapağı, filikleri 15 alıyor arasırada bana izahlar veriyor.
Filik bir yaşına kadar oğlak tüyüdür. Çok yumuşaktır, çok incedir. İplikte birdir. En iyi yerde kullanırız. Az çıkar bir oğlaktan Ancak yarım kilo hepsinden pahalıdır.
Oğlağın ertesi sene kardeşi doğunca çebiş olur. Çebişin tüyü oğlak kadar iyi değildir. Çebişten bir kilo tiftik alınır. Çebiş ikinci oğlağı görünce keçi olur. Erkeğine de Teke denir. Sürünün önünde giden tekeye seyis derler. Keçilerin, tekelerin tüyü kalındır. Makbul değildir. Kıl keçilerinin tüyünü mutaflar kullanır. Keçecilikte kullanılmaz.
Elinde yerli yapması makasla tüylerin pis yerlerini kesiyor. Bıtıraklarını ayıklıyor. Bir yandan da konuşmaya devam ediyoruz.
“Köylü hala kıyafete inanıyor. diyor. Camiden çıkarken gördüğü adama bağlanmıştır. O da canım beni abdestli, abdestli yemin ettirme. Vallahi demin şu kadardan aldım. Sizin köylüler de verdiler. Hadi sende ver diye heybeden zorla yünü çeker çıkarır, tartar, sakalını sıvazlayarak la havle çeker, mükemmel kandırır. Biz yapacak olsak hepsinin gözleri açılır.’’
Bir köylü geçiyor. Çağırdı. Yünleri pazarlık etti, aldı. Bu defa yün hakkında izahlar;
Kuzu Tüyü: Tıpkı filik gibi en değerlisi yumuşak ve incecik ,bir yaşına kadar doğan kuzulardan alınır.
Yapağı : Bir yaşını dolduran kuzunun t��yüdür. Kendinden sonra doğan kuzuyu gören kuzuya toklu denilir. Yapağı toklunun kış tüyüdür. Dokuz ay sırtında kalır. Yaz tüyüne yün denir. Üç yaşında dişi olursa koyun, erkek olursa şişek denir. Dört yaşındaki erkek koyuna öveç, daha ileri yaşındakilere de patla denir. Dişi koyunun daha ileri yaşları için adı yoktur. Yaşlanınca kocakoyun denir. Hepsinin kış tüyüne yapak denir. Yaşlıların tüyü kalındır. Makbul değildir. Yaz tüyüne yün denir.
Dükkandaki çuvalları ikinci kata çıkardılar. Kalıpleş yere serildi. Bu , kamıştan yapılmış, keçe yapmak için kullanılan alet. Kamışlar birbirine iple bağlı, üzerine atılmış yünleri çubukla sermeye başladılar. Her tarafın aynı kalınlıkta olmasına dikkat ediliyor. Her tarafa aynı şekilde yün serildikten sonra hafif ıslatıldıktan sonra kumaş topu sarar gibi kalıpleş’i sarıyorlar. Irlama başladı. Bu sarılan kalıpleş’in yerde gayet hafif yuvarlanmasıdır. İki defa yerde yuvarlanınca güçlerinin yettiği kadar bir defa tepiyorlar. Bu çalışma bir saat devam ediyor. Dört, beş kalfa işte çalışıyor. Aralarında ayak ahengini uydurmak için genizden (Hıh,hıh)lar var. Dükkan her zaman tozlu ve tüyler havada olduğundan olacak ağız kapalı ses çıkarıyorlar. Üçüncü (Hıh)lar diğerlerinden kuvvetli. Bir saat sonra kalıpleş açılıyor. Ele gelebilecek keçe oluşmuştur. Bu kapaklanır.
Kapaklamak : Kepenek yapılırken iki katı dökülür. Sonra yakası, yenleri kesilir, kepenek olur. Onu bu yakası yeni açılmamış hale getirmek için verilen şekle kapaklamak denir. Diğer keçeler de kapaklamak, kullanılacak şekli vermek demektir. Kapaklanan keçe tekrar kalıba konulur. Tepilir, sonra çıkarılır. Hamama pişirilmeye götürülür.
Eskiden öğleye kadar hamam halka açılır, öğleden sonra keçeciler keçe pişirirlerdi. Hayvanlardan geçen bazı hastalıkları göz önüne alan Valilik Sıhhat Meclisi bu işi yasak etti. Şimdi yalnız bir hamam bu iş için kullanılıyor. Başka valiliklerinde yapılan keçeler açıkta ve soğuk su ile pişirildiği için Afyon’da yapılanlar kadar dayanıklı olmuyor. Buna karşılıkta bu sıcak su ile hergün temas dükkanda rutubeti Afyon’da ki ustaların çabuk çökmesine, yıpranmasına, tez ihtiyarlamasına sebep oluyor. Sanatlarının daima üstün olması için sıhhatlerini fedadan çekinmiyorlar. Dışarıda soğuk su ile pişirmiyorlar. Meraklıların çok uzak yerden keçe almak için gelmeleri kendilerini tatmin ediyor.
Hamam ayrı bir alem. Orada büyük küçük hep beraber, yan yana soyunup ayaklarına birer keten don giyen keçesini yüklenip içeriye giriyor. Yazın pek sıcak günlerde hamamın soyunulacak yerinde de keçe pişiriliyor.
Sarılı keçelerin üstüne sıcak su dökülerek oğma başlıyor. Bu yalnız bilekten dirseğe kadar olan kısımla yapılır. Bu birinci kısımdır. Bunda aranılan yalnız tüyleri birbirine iyice karışmasıdır. Keçenin iyice kaynaştığı görülünce kazıklama başlar. Çok sıkı ve ince dürgü 16 için yapılır. Keçe en iyi şekilde bununla dürülür. Bundan sonra karıştırma gelir. Bu tesviyedir. Fazla yerler sağa sola kaydırılır. Kalın yerler inceltilir. İnce yerler kalınlaştırılır. Her taraf aynı kalınlığa getirilir. Bu iş bitince dizleme başlar. Bu defa dizler faaliyete geçmiştir. Bu keçeyi sıkıştırmak, sertleştirmek için yapılır. Bu bitince Tığlama başlar.
Bu gerek karıştırmada gerek dizlemede meydana gelen kırışıkları düzeltmek için yapılır. Bundan sonra keçe gayet sıkı ve ince dürülerek bağlanır, suyu süzülsün diye dikilir. Buna Dürüm denir. Keçe bir gece dürümde kalır. Dürümde keçenin yüzündeki tüyler kaybolur. Ertesi gün dürüm açılır kesilecek yerler kesilir, satılığa çıkartılır.
Esnafbaşına, Yiğitbaşı denir. Müşterek alınan işleri o dağıtır. Esnafın kendi aralarındaki mahkeme işlerini ihtiyar denilen bir usta görür. Bunun yanında diğer ustalarda bulunur. Bunun hükmü hükümdür. Sözünün üstüne söz yoktur. Onbeş güne kadar dükkanı kapama cezası verebilir. Verilen ustanın kiriş’i 17 gevşetilir. Kimse gelipte müddet bitmeden onu geremez. Para cezası da verilir. Tahsil edilen bu para esnafın ibadet yeri olan Kura Camisi’ne sarfedilir. Oraya kilim, kandil, mum gibi şeyler alınır.
Kalfalık da merasimle yapılır. Kalfa yapılmayan çırak İhtiyar’a şikayet edebilir. Kendisine iş verilir. İşe kimse yardım etmez, becerebilirse kalfa yapılır. Yemekle bu işe son verilir.
Esnafın yaz, kış toplantıları olur. Yazın kırlarda, ağaçlı ve sulu yerlerde, kışın evlerde gezek gezilir. Gerek yaz gerek kış sohbetlerinde yemekler börek, tahan, pilav mevsimine göre pilav veya hoşaf bulunur.Toplantılar çok neşeli biter. (Son)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi