'28 Şubat Antidemokratik, Jakoben Laik, İslamofobik'ti…'
Afyon Kocatepe Üniversitesi Bolvadin Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Fişne, 28 Şubat sürecini, 3 temel kavram üzerinden anlattı
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Bilgi ve Değerler Topluluğu (BİLDET) tarafından “28 Şubat Darbe Süreci ve Aktörleri” konulu konferans düzenlendi.
İlahiyat Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen, Bolvadin Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Fişne’nin konuşmacı olarak yer aldığı konferansa; İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Güler, Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Mebrure Doğan ve Doç. Dr. Abdullah Çakmak ile birlikte akademik personel ve öğrenciler katıldı.
“TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER KISITLANDI”
“28 Şubat Darbe” sürecine dair sunum yapan Prof. Dr. Mustafa Fişne, 28 Şubat darbe süresinde Türkiye’de maddi ve manevi kayıplar olduğunu belirterek, “Temel hak ve özgürlüklerin oldukça kısıtlandığı, milyonlarca insanın doğrudan ya da dolaylı olarak süreçten etkilendiği bir dönemdi. Maddi olarak da ülkemizin çok fazla yolsuzluklara sahne olduğunu gördük” dedi. 28 Şubat sürecini 3 sıfatla değerlendirdiğini söyleyen Fişne, “28 Şubat değerlendirmelerimin ilki; antidemokratik bir zihniyet olmasıdır. Demokrasiyi sindirememiş bir darbe olması diğer darbelerle ortak bir yöndür. İkincisi jakoben laikliktir. Son niteliği ise İslamofobik olmasıdır. Diğer darbelerde bu özellik daha az oranda görülse de 28 Şubat Darbe sürecinde çok daha fazla var olmuştur” diye konuştu.
“MGK, MECLİS’İN DE ÜZERİNDE YER ALDI”
Darbenin; antidemokratik, jakoben laiklik ve İslamofobik nitelikleri üzerinde duran Fişne, şunları ifade etti:
“Anayasal olarak tavsiye örgütü organı niteliğinde olan Milli Güvenlik Kurulunun (MGK) tek karar alma organı haline gelmesi ve Meclis’in de üstünde yer alarak birçok siyasi organa kararlarını dikte ettirecek konuma sahip olması, darbenin antidemokratik yönünü ortaya koymaktadır. Jakoben laiklik niteliğine gelirsek; Jakobenler, Fransız devrimindeki bir grup. Jakoben laikler, dini baskı altında tutan, dinin kamusal alanda veya bireysel alanda çok fazla görülmesine müsaade etmeyen bir anlayışa sahiptir. İslamofobik tutumun ise 28 Şubat darbe sürecinin alametifarikası durumunda olduğunu görüyoruz.”
“BATI ÇALIŞMA GRUBU KURULMUŞTU”
Darbenin aktörleri arasında çeşitli sivil toplum örgütleri ve derneklerin de yer aldığını belirten Fişne, “Aktörler, eylemler düzenleyerek seçilmiş hükümetin yıkılması için çalışmalar yapmaya başlıyor. 28 Şubat 1997’de MGK toplanıyor ve 18 maddelik bir karar alıyorlar. Maddelerde; jakoben laiklik, antidemokratik ve İslamofobik kararlar yer alıyor. Hükümete rağmen kararlar uygulamaya geçiriliyor” dedi. “Batı Çalışma Grubu” kurularak batı zihniyetini aşılamayı hedeflediklerini ifade eden Fişne, “Batı Çalışma Grubu üyeleri, subayların eş ve çocuklarına muhbirlik görevleri veriyorlar. Bunlar, bağlı oldukları askerlere çevrelerindeki kişiler hakkında bilgiler veriyor. Başörtüsü yasakları başlıyor. Erkekler için gümüş yüzüğün, dindarlığın temsili olduğu için takılması yasaklanıyor” diye konuştu.
“TOPLUMUN HER KESİMİNDEN AKTÖRLER YER ALDI”
Fişne, 28 Şubat darbe sürecinde sivil toplum örgütlerinin ve derneklerin yanı sıra; siyaset alanından, askeriyeden, medyadan ve yargıdan aktörlerin de olduğu geniş bir kitlenin varlığına dikkat çekti. Fişne, siyasi aktörlerin demokratik kurumların işleyişini korumak yerine 28 Şubat darbe sürecine asker olarak yerleştiklerini belirterek, “Siyasi aktörlerin bir kısmı mevcut konumlarını korumak ve baskılardan korunmak için bir kısmı da ikbal elde etmek için bu süreçte rol alıyorlar. Günümüze bakıldığında burada rol alan tüm aktörlerin artık halk önünde inanılırlıkları kalmadığı için tasfiye olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Konferans, soru cevap bölümünün ardından sona erdi.