15 Temmuz ruhu muhafaza edilirse bir daha darbe olmaz!

15 Temmuz ruhu muhafaza edilirse bir daha darbe olmaz!

Sağlık eski Bakanı ve 65. Hükümet Başbakan Yardımcısı AK Parti Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Recep Akdağ, 15 Temmuz darbe girişiminde Türk Milletinin başının eğilmeyeceğini hissettiğini, 15 Temmuz ruhu muhafaza edildiği müddetçe bir darbe olmayacağını söyledi. Akdağ, darbe kalkışmasının bertaraf edilmesinde emeği olanların kıymetinin bilinmek zorunda olduğunu, aksi halde 251 şehidin ellerinin yakalarda olacağını vurguladı

 

“Öncesi ve Sonrası ile 15 Temmuz Darbe Girişiminin Sağlık Sektörüne Yansımaları” konulu konferans dün öğleden sonra Sağlık eski Bakanı ve 65. Hükümet Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından Akrones Otel’de verildi.
“15 TEMMUZ’DA ERZURUM’DA
93 HARBİ RUHU HİSSEDİLDİ”
Sağlık eski Bakanı AK Parti Ar-Ge’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Recep Akdağ, 15 Temmuz Darbe Kalkışmasının 4. yıldönümünde kalkışmaya yönelik sinevizyon gösterimi akabinde konferansına başladı. Akdağ, özellikle üniversitelerdeki öğretim görevlilerinin bu konularla alakadar olmasını çok önemsediğini belirtti. “Türkiye maalesef demokrasisiyle birlikte darbelerin yaşandığı bir ülke olmuştur.” diyen Akdağ, “Hiç istenilmemesine rağmen üst üste birkaç darbe, muhtıra geçiren bir ülkeyiz. Dolayısıyla entelektüel birikimi, üniversitelerden öğrencilere tüm topluma böyle kötü hadiselerin bir daha yaşanmaması için geliştirmek zorundayız. 15 Temmuz 2016 tarihinde Erzurum’da büyük amcanın vefatı üzerine kurulan taziye çadırındaydım. O gece 22:00 sularında telefonlarımız vasıtasıyla kalkışma olduğunu fark ettik. Özellikle İstanbul’da köprü üzerinde ki hareketlilikten fark ettik. Erzurum Polisevinde şehrin en hareketli caddesinde bizlerde toplandık. Bir saat içerisinde yüz bini aşkın insan o caddeyi doldurdu. Siyasi hayatım boyunca Erzurum’da pek çok mitingler yaptık. Özellikle o birilerinin ‘Cumhuriyet mitingleri’ diye adlandırdığı aslında cumhuriyet ve demokrasiyle alakası olmayan mitingler yaptıklarında halk olarak bizde kendimi gücümüzü göstermiştik. O dönem biz 130 bin kişilik bir miting yaptık. Ama günlerce hazırlanmıştık. O akşam Erzurum’da erkek nüfusunun dörtte üçü Cumhuriyet caddesindeydi. Ben sabah namazına kadar konuştum. Yorulunca arkadaşlarım konuşmayı sürdürdü. Yaklaşık o meydan da 6 saat kaldık. Ben o meydanda neyi hissettim? Erzurumlu olarak çocukluğumuzdan beri tıpkı Afyonluların tıpkı Kurtuluş Savaşında yaşadıklarına benzer bir hissiyatı biz 93 harbinde yaşadık. Bir sabah namazı sonrası okunan sela ile Erzurum halkı elinde ne varsa tabyalardan gelen Ruslar’a karşı mücadeleye girişir. Çocukluğumuzdan beri anlatılan bu kurtuluş hikâyesinin ne manaya geldiğini ben 15 Temmuz gecesi yaşadım. Hep işitiyorduk ama hiç hissedememiştik. Ben o gece hissettim ki bu milletin başı eğilemez.” dedi.
“TÜRKİYE’NİN BAŞINA EN ÇOK
FETÖ VE PKK BELA OLDU”
Fetulahçı Terör Örgütü (FETÖ) taifesini cesaretlendiren unsurun başında 1980 askeri darbesi ve 28 Şubat post modern darbesiyle “insanların kendi ülkesinde paryalaştığı” dönem olduğunu belirten Akdağ, “80 ihtilalinin sonuçları vardır. Bu ihtilalden sonra Türkiye de illegal örgütlerin hemen hepsinin bastırılıp bir anlamda fonksiyonsuz duruma getirildiğini görüyoruz. O dönemde iki örgüt vardır. Birisinin o günlerde ileride terör örgütü olacağı bilinmiyordu. FETÖ yani Fetullah Gülen Hareketi. Öbürü de PKK’dır. Türkiye’nin başına ilerleyen yıllarda en çok bu ikisi bela olmuştur. 60 ihtilali de 80 ihtilali de aslında dış işbirlikçilerle birlikte yapılmıştır. Bunu hepimiz biliyoruz. Elbette 15 Temmuz darbe kalkışması da dış işbirlikçilerle birlikte yapıldı. Böyle olmasa şimdi FETÖ’nün ABD tarafından korunup kollanması nasıl izah edilir? Sadece ABD’de değil birçok Avrupa ülkesinin FETÖ’lere kucak açması başka türlü nasıl izah edilebilir? Bunlar demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü bilmiyorlar mı? Özellikle bu ülkelerin derin devletleriyle Türkiye’nin yükselmesini istemeyen Türkiye’nin bekasına göz diken bir takım devletlerin işbirlikleri hususunda hemen hepimiz hem fikiriz. Aklı selim sahibi olan herkes bunu görmektedir.” diye konuştu.
“FETÖ ECEVİT’DEN BU TARAFA HER
DÖNEM İKTİDARLA MÜNASEBETTEYDİ”
1980 yılından itibaren FETÖ konusunda danışıklı bir dövüş durumunun süre geldiğini aktaran Akdağ, “TSK ve güvenlik güçleri içerisinde olan FETÖ’lerin PKK’nın ezilmesine mani olan bir takım faaliyetlerini biliyoruz. Bir anlamda bunların ikisi de aynı yerden talimat alan, beslenen ve 83 milyonun huzuruna kast etmiş olan örgüttür. Tırnak içerisinde söylüyorum ‘kutsal sebeplerle’ ortaya çıktıklarını iddia etmelerinin hiçbir önemi yok. FETÖ İslami bir hizmet kılıfına bürünmüştü. PKK’da güya ezilen Kürtlerin haklarını koruma kılıfına bürünmüş oldu. Tabii peşlerinden kitleleri götürmek için kılıf lazımdır. Masum gençleri kandırıp efsunlanmış, bir anlamda uyuşturulmuş gibi peşlerinden götürebilmeleri için kılıf hazırlamaları gerekiyordu. FETÖ tarihte ki diğer terör örgütlerine benzemediği bazı yönleri var. Nadir örgütlerde görülen halleri var. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız örgütü ‘Haşşaşilere’ benzeterek ifade etmiştir. O da takiye yapmak, korkunç bir biçimde kendilerini saklamaktır. Bunu Haşaşilerde Hasan Sahbaz’ın fedaileri de yapmıştır. Mecliste bazen bazı tartışmalar oluyor. Özellikle muhalefet partilerinden arkadaşlarımız bizim AK Parti olarak FETÖ’yü zamanında koruyup kolladığımızı ifade ediyorlar. Biraz geriye gidince rahmetli Bülent Ecevit’ten tutun da hemen her dönem iktidarla ve siyasilerle münasebetlerini görüyoruz.” şeklinde konuştu.
“SURETİ HAKTAN GÖRÜNDÜLER”
Konferansında sıkça “eli kanlı terör örgütü” vurgusu yaptığı FETÖ’nün kendini “Sureti Haktan” göstererek kendilerini çok iyi sakladıklarına dikkat çeken Akdağ şöyle konuştu: “Bir özellikleri de istihbarat dairelerini, personel dairelerini, sınavların yapıldığı daireleri ele geçirmeleridir. İstihbarat yanlış adamın elindeyse yandınız geçmiş olsun. Personel dairelerinin kim ehliyetli, kim liyakatli ve doğru adamdır diye onların hazırladıkları dosyalara bakarız. Orada da onlar hâkim. Sınav komisyonlarına hâkimler. ÖSY’den tutunda Silahlı Kuvvetlere kadar hâkim olmuşlar. Bu işin temeli 1980’li yılların başında atılmış yani 40 yıllık bir süreci kapsıyor. Çeşitli dönemlerde Harp Okuluna alınan kişiler böylelikle gelmişler. En büyük karekterik özelliklerinin takiye olduğunu tekrarlıyorum. Yani yalancılık, Anadolu da ki yaygın tabirle münafıklar. 81 yaşında ki annem Diriliş dizisi sezonlarını izliyor. Bazen bende onunla birlikte izliyorum. Her ne kadar dizi senaryosu da olsa tarihte o dönemlerde de hainlerin olduğunu görüyoruz. Sureti Haktan görünenlerden çok korkmak lazımdır. Bunlar Sureti Haktan görünüp milli duygularımız da kullandılar. Bütün dünyaya Türkçe öğretmeye kalktılar. Dünyanın her yerinde Türkçe Olimpiyatları düzenlediler.”
“DEVLET FETÖ TEMİZLİĞİNİ SÜRDÜRÜYOR”
17-25 Aralık sürecinin de aslında bir darbe girişimi olduğunun altını çizen Akdağ şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığım sırasında bakanlığımızda FETÖ’lerin ağırlığı olmadı. Çünkü biz performansa ve yüksek zekâya önem verdik. Üniversite ve entelektüel camianın duyarlılığı çok önemlidir. Ordumuz Peygamber Ocağı, göz bebeğimizdir. Bunun zedelenmesine hiçbir zaman müsaade etmeyiz. Zaman zaman bir daha darbe olur mu tartışmaları gündeme gelmektedir. 15 Temmuz ruhu muhafaza edildiği müddetçe darbe olmaz. Bu millet öyle bir millet ki en kanlı darbe teşebbüsü olan 15 Temmuz darbe teşebbüsünü 4 saatte bastırmıştır. Sağlıkta krizlere hazır olmak diye bir kavram var. Ülkemizin sağlam işleyen sağlık sistemiyle 15 Temmuz darbe teşebbüsünü, Van depremini ve coronavirüs pandemi sürecini Türkiye olarak rahat karşıladık. Çünkü sağlık alt yapımız sağlamdır. Ama batılı ülkeler sınıfta kalmıştır. Devletimiz FETÖ temizliğini sürdürmektedir. FETÖ’nün sağlık sektörüne hemen hemen olumsuz bir etkisi yoktur. 15 Temmuz darbe kalkışmasının bertaraf edilmesinde emeği olanların kıymetini bilmeye mecburuz. Eğer 15 Temmuz’u unutursak 251 şehidimizin elleri yakamızdadır.” Konferansın sonunda Akdağ’a Vali Gökmen Çiçek tarafından Sağlık eski Bakanı AK Parti Ar-Ge’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Recep Akdağ’da Kur’an-ı Kerim ve Türk Bayrağı hediye edildi. Program toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
>> Burcu AYDIN’ın Haberi

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi