1, 2, 3 Derken…

1, 2, 3 Derken…

Pek değerli, kıymetli kaarilerim!
İyisiniz, hoşsunuzdur umarım. Beni sorarsanız iç güveysinden hallice, orta şeker…
Hani yazmayayım, yazmayayım diyorum; lakin akacak kelime, klavyede durduğu gibi durmuyor ki be mübarek! Köyün delisiyiz diyoruz tamam ama yakında taşlayacaklar diye de endişe ediyoruz:)
Efendim, bir oldu, iki oldu, üç olunca ben de hoop dedim! Nereyesunuz?
En sonuncusu, neymiş efendim ‘sadece 5 dakkalık”mış!
Birincisi neydi peki? Adımız “kadrolu AFJET yazarına” çıkacak ama söylemezsem de ben çatlarım. Pek kıymetli Müdürümüz “yeni abonelik yok ama otellere sıcak su vereceğiz” demiş.
Yüce Irabbım, bu belde halkına bir güzellik göndermiş, ama belde halkına zinhar bol kepçe verilmiyor. Bedavaya gelen bu güzellik hem parayla satılırken, hem de yurolarına yandığımın turistlerinin hizmetine sunuluyor. Sağa sola makam arabası alması, futbol takımı desteklenmesi de işin bonusu… Yerseniz! Sizce bu hak değildir. Ama kuyunun başındakiler için bu size müstehaktır. Hayırlı olsun… Benim Sultandağı kirazının iyisini de yemeye param yetmiyor zaten. Varsın Adem’den kardeş bildiklerim yesin, varsın onlar kaplıca sularımızda çimsin. Onlara hak, bize müstehak…
Sevgili kaarilerim, biri izah ettik, üçü biraz çıtlattık, sıra geldi ikinciye. Ortadaki de bir sallantı durumunda… Efenim, sağolsun vekilimiz ilimizdeki atıl binaların hesabını sormuş. Bu boş binalarda sarhoşlar, berduşlar kalıyor, bu binalar ne olacak, demiş. Farkındalık testi yaptı aslında vekilimiz bize de farkında değiliz!
Oysa milletin vekili olarak oraya gönderdiğimiz vekilimiz “ben size taş binaları önemliymiş gibi gösteriyorum ama aslında benim sarhoşları, berduşları gündeme taşımak; onlar için neler yapmalıyız onu tartışmaya açmaktı. Niye bunun farkına varmadınız?” demek istemişti.
Ne bire, ne ikiye ses çıkmayınca üçüncü de kendiliğinden geliverdi zaten.
Hani şehrimizi dünyaya reklam eden fotoğraf vardı ya! Koluna şerit bağlanmış işçi abimizin resmi…
Ona da “ne abartıyorsunuz, beş dakkalık duruvermiş rızasıyla” diye bir açıklama gelmesin mi?
Pardon ama insan onuruna yapılan densizliklerin hemen hemen çoğu da dakka hesabı değil midir? Ne diyordu Semiha Yankı, “Sevmek bir ömür boyu… Sevişmek bir dakika”
Adam öldürmek, tecavüz, birini dövmek… vesair hep dakikalarla ölçülen şeyler değil mi? O halde bir insana yapılan onursuzluğu “nasıl olsa 5 dakka” deyip geçiştirmek mantıklı mıdır? Ya da Alev Alatlı’nın söyleyişiyle dile getirelim, “yasal ama ahlaki midir?”
Cidden, insanımızı ikinci seviye gören bu 3 örneğe ses çıkmasını bekledim.
Ama kimsenin umrunda değil anlaşılan. “Burası Türkiye, Amaaan boşver, Ne olacak ki bunlardan, Fazla abartmaya gerek yok, Hep olumsuzu görmeyelim lütfen” mi diyorsunuz?
Siz yapmayın bari kaarilerim:)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi