Yukarı Çık

DİYARBAKIR VALİSİ REŞİT BEY’İN İNTİHARI

2 Aralık 2013 Pazartesi 02:00:00
354 kez okundu.
Mutasarrıf Nusret Bey ve Kaymakam Kemal Bey gibi mütareke döneminde Ermeni tehciri suçlamasıyla Nemrut Mustafa Paşa divanında idama mahkûm edilen memurlar arasında Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey de bulunur. Dr. Reşit Bey, Kafkasya’dan Anadolu’ya sürülen Çerkezlerden olduğu için Çerkez Reşit Bey olarak da tanınır. Nemrut Mustafa Paşa’nın başkanlığındaki Divan-ı Harp’te idam cezasına çarptırılmıştır. Mahpus bulunduğu Bekir Ağa Hapishanesi’nden firar etmiş bilahare yakalanacağını anlayınca intihar etmiştir.
I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti savaştan çekilmişti. Savaşın galiplerinden İngilizler İstanbul’a gelmiş Türk savaş suçluları yaratma gayreti içine girmişti. İngiliz Yüksek Komiserliği; Ermeni ve Rumlarla ve ne yazık ki İngiliz yanlısı Türklerin yardımlarıyla sözde savaş ve soykırım suçlusu olarak her rütbe ve memuriyetten oluşan listeler hazırladılar. Bu sırada Damat Ferit Paşa, 4 Mart 1919’da sadrazam oldu ve 5 Mart 1919’da “Türk Savaş Suçluları” konusundaki listeler İngilizler tarafından hükümete verilerek sanıkların yakalanmaları istendi. Ardından hükümet de hiç vakit kaybetmeden bir insan avına girişti. İşte bu tutuklama furyasında İngilizlerin yakalanması için büyük dikkat gösterdikleri, Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey, 1919 yılı Ocak ayı başlarında tutuklanmış ve Bekir Ağa Bölüğüne kapatılmıştır.
1873 yılında Kafkasya’da doğan Dr. Mehmet Reşit Bey, Gülhane Askeri Mektep-i Tıbbiyesi’nden mezun olmuş ve Tabip Yüzbaşı olarak orduya başlamıştır. 1909’da ordudan ayrılarak idarecilik mesleğine girmiş ve çeşitli bölgelerde Kaymakamlık, Mutasarrıflık ve valilik görevlerinde bulunmuştur. 1910/1918 yılları arasında idari görevlerde buluna Dr. Reşit Bey; Ermeni ihtilalının patlama noktasına geldiği günlerde Diyarbakır Valiliği’ne atanmıştır.
Diyarbakır’a geldiğinde ihtilal hazırlığı içindeki Ermenilerle ilgili müşahedelerini şu şekilde anlatır; “Tekalif-i Harbiye ambarları, askeri nakliyat ve bütün önemli işler hep Ermeni komitecilerin ellerine bırakılmıştır. Ermeni ruhani reisi valinin has müşaviri olmuş, tahsildarlık gibi basit bir vazifeyi üstüne alan yüksek tahsil görmüş Ermenilere rastlanmakta. Bunlar köyleri dolaşarak Ermenileri ikaz etmekte. Ruhani reis ile papazlarda mülhakatı dolaşarak ‘kurtuluş günü erişti, hazırlanınız, gerekirse çift hayvanlarınızı satıp silahlanınız, muvaffak olduktan sonra Müslümanların serveti, mülkleri bize kalacaktır’ mealinde ateşli nutuklar ve vaizlerle fikirleri zehirlemekte ve zehirlemişler. Ermeni mahallelerinde ordudan kaçan ve kaçırılan birlerce efradı toplamışlar. Polis ve jandarmaları alenen tahkire koyulmuşlar, Ermeni mahallelerine polis ve jandarma girmeyecek derecede hükümet nüfusu kırılmış, alenen Ermeni istiklal şarkılarıyla eğlenmekte; şimdiye kadar siz hakim millet idiniz/bundan sonra biz hakim, siz mahkumsunuz, hitapları ile ahali açıktan açığa tahkir edilmekte, hasılı dinamitlerin ve bombaların patlaması için Rusların biraz daha ilerlemesi ve bundan gelecek emir ve işaret beklenmekte.”
Tehcir kanununun çıkartılarak yürürlüğe konulmasını müteakip devletin bir Valisi olarak Dr. Reşit Bey kendisine kanunda verilen bu görevini yerine getirmiş ve görevini yaparken de elinden geldiğince adil davranmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Sekreteri Mithat Şükrü Bey (BLEDA) hatıralarında Dr. Reşit Bey’in; “…Doğudaki Ermeniler aleyhimize öylesine kışkırtılıyorlar ki şayet onlar yerlerine bırakılmış olsalardı çevremizde canlı olarak tek Türk bulmak ve bir tek Müslüman’ın yaşadığını görmek imkânsız olacaktı. Diyarbakır’da bulunduğum zaman süresinde bunların sicillerini inceledim, yaşantılarını takip ettim, düşüncelerini öğrendim, evlerinde yaptırdığım araştırmalar gayeleri hakkında bana kesin kararlar verme imkânını bahşetti. Bazı evlerde ele geçirdiğim silah ve cephane koca bir orduyu yok edecek sayı ve vasıflarda idi. Korkunç ve müthiş bir teşkilatları var ve yalnız bulundukları bölgede değil, memleketin dört bir yanına uzanan kolları ile bu teşkilat serbest bırakıldığı takdirde çok geçmeden Anadolu da Türk’ü mumla aramamız gerekecek. Yani ya onlar bizi, ya da biz onları …… onlar bizleri yok etme kararı ile şartlandırılmışlardır…” cümleleri bulunur.
Dr. Reşit Bey; Diyarbakır’da yaşayan Ermenileri tehcir sırasında soykırıma uğratmak suçuyla tutuklanmış ve Bekir Ağa hapishanesine atılmıştı. Muhakemesinde idam cezası alınca bir yolunu bularak 25 Ocak 1919 günü kaçtı. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri idam edilmesini umduğu Dr. Reşit Beyin kaçışını öğrenince hükümete sıkıştırmaya başlar. İtilafçı basında hükümete karşı saldırıya geçer. Bu durum üzerine İstanbul polisi seferber edilir. Dr. Reşit Bey ailesini görmek üzere saklandığı evden çıkıp Beşiktaş’a indiği bir sırada merkez memuru Ermeni Kirkor’un emrinde bir polis ekibince tanınır ve bir fulya tarlasında çember içine alınır. Yakalanacağını anlayan Dr. Reşit Bey “Ermeni tazılarına” yakalanmaktansa, beynine bir kurşun sıkarak hayatına son verir. Atatürk tarafından da takdirle anılmış bulunan Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey unutulmamış, geriye bıraktığı eşi ve çocuklarına TBMM tarafından vatani hizmet tertibinden maaş bağlanmıştır. Dr. Reşit Bey’le ilgili; Sürgünden İntihara; Dr Reşit Bey’in Hatıraları isimli çalışma mevcuttur.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.