Yukarı Çık

SALDA GÖLÜ’NÜ NASIL FARK ETTİK?

6 Ağustos 2019 Salı 13:39:20
135 kez okundu.

 Yaklaşık bir aydır basın ve yayın organlarında, sosyal medyada  Salda Gölü ile ilgili haberler var neredeyse her gün… Yıllardan beri Yöre halkının dışında, çoğu kimsenin pek bilmediği  bu şirin göl , beş altı yıldan beri “Türkiye’nin Maldivleri” diye anılıyor… Ancak 1972’den beri bize hiç de yabancı değildi bu Salda Gölü… Biz yani, ben Hamza Okşar, Murat Karaağaç, Hüseyin Yetkin ve Sedat Çim... Afyon Spor dünyasının tanıdığı isimler… On gün bir çadırda kamp yaptık Salda’nın kıyısında nasıl mı? Anlatalım şimdi…
1972 yılı Temmuz ayı… “Arka sahada” genç takıma futbolcu seçiyorum ... Mor-Beyazlı Afyonspor’un genç takımının çiçeği burnunda  antrenörüyüm; 1970 yılında rahmetli Kazım Türesin hocanın yönettiği amatör antrenör kursunu bitirmiş dokuz kişiden biriyim… Eskiler bilir bizim arka saha dediğimiz futbol sahası toprak zemin, kışın çamur veya buz, yazın toz toprak. Bazen bir arazöz gelip sular, on beş dakika sonra yine toz toprak… İşte o sahanın ucundan başından hemen hiç çıkarmadığı şapkasıyla Şuhut Hisarspor’un futbolcusu Şefik Hoca geliyor… (Şefik Hoca öğretmendi sonraları antrenör oldu ve Hisarspor’u çalıştırdı, çok futbolcu yetiştirdi) Antrenman bitmek üzereydi, başıyla selam verdi uzaktan… Antrenmanı bitirip yanına geldim. Selam kelamdan sonra, “Dostluk maçı yapmak üzere Burdur Yeşilova’ya gideceklerini genç takımdan birkaç oyuncu “takviyesi” yapmak istediğini belirtti. Ben de “olur” dedim. “Mümkünse bir de hakem götürelim” diye bitirdi sözlerini. Benim de o an hemen her gün görüştüğümüz rahmetli Şeref Öztaylan Ağabey geldi aklıma.. “Buluruz”.. dedim..
Yeşilova adını ilk kez duyuyordum… “Bizim için bir değişiklik olur, gezip görmüş oluruz” diye düşündüm… Genç takım futbolcularımızdan Murat Karaağaç, Hamza Okşar, Hüseyin Yetkin ve Sedat Çim, Şeref Ağabey ve ben maç sabahı erkenden  ilçe minübüsüyle Şuhut’a gittik, bizi karşılayan Şefik Hoca kafileyi topladı ve oradan Burdur’a hareket ettik.. Şarkılar türküler söyleyerek Karaadilli ve Tatarlı yolundan   Burdur’a oradan da Yeşilova’ya vardık. O yıllarda yolların dar ve yer yer taşlı topraklı olduğunu bindiğimiz aracın da oldukça eski ve en çok 50 km. hız yaptığını belirtelim ki amatör bir takımın futbolcularının amatör ruhunu vurgulayalım…
Adı üzerinde yeşillikler içinde, Batı Toroslar arasında sıkışmış şirin küçük bir yerdi Yeşilova… Bizi, aralarında orada öğretmenlik yapan Şuhutlu Necati Çetingül’ün de bulunduğu kulüp yöneticileri ve futbolcuları sıcak bir ilgiyle karşıladılar… (Necati Çetingül  sonradan ilimizde  Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı). Selam kelam ve biraz gezintiden sonra, yolda biraz uzaktan gördüğümüz Salda Gölü kıyısına indik… Mavi desem değil, beyaz desem değil bir renkte berrak bir göl; kumsal bembeyaz… Kimseler yok.. Turkuvaz kelimesi de yok o günlerde… Gölü denizi görmüş insanlardan biriyiz; ancak böylesine ilk kez rastlıyorum… Şaşırmakla hayranlık arasında, bize kılavuzluk edenlerden bilgi almaya çalışıyorum.. Çok derinmiş bu göl, acımazmış yüzme bilmeyene, birkaç kişi boğulmuş bu mavi sularda…
Harmanyerinden bozma yarı toprak yarı çim bir sahada rahmetli Şeref Ağabey’in hakemliğinde maç yaptık… İlçe halkı doldurmuştu sahanın çevresini.. Tabii türibün veya telörgü filan yok… Maçı berabere bitirdikten sonra ev sahiplerinin ikramları oldu… Bu arada futbolcularımdan Hüseyin Yetkin, “Agah Abi kamp yapmaya gelelim buraya” dedi.. Yanımdakilere sordum.. “Pek gelen olmaz buralara ama siz gelirseniz kimse karışmaz” dediler.. Orada kara verdik… “Buraya gelip kamp yapacağız”
Aradan on gün kadar sonra Afyon Lisesi Müdürlüğü de yapmış olan Mazhar Çevik Bey o sıralarda depremle sarsılan ve epey hasar gören Burdur’un lise müdürlüğüne atanmıştı… Kendisini ziyaret ettik.. Afyonspor yönetim kurulunda da çalışmıştı Mazhar Bey.. Hepimizi tanıyordu… Lise bahçesinde istif edilen deprem çadırlarından bir tane verdi bize… Liseden otogara kadar kan ter içinde elimizde taşıdığımız çadırı Yeşilova minibüsünün üstüne attık.. Ver elini Salda Gölü…
Hiç çadır kurmamıştım o güne kadar… Bana fazla iş düşmedi, kırk yıllık çadır kuranlar gibi futbolcular kısa sürede diktiler çadırı gölün kıyısına… Afyon’dan yanımızda getirdiğimiz nevaleyi çıkarıp koyduk bir tarafa. Ve elbiseleri fora edip atladık mavi serin suya.. Başlarında büyük ben varım ya, bir taraftan da uyarıyorum “Açılmayın ”diye… Gençler balık gibi yüzüyor, ama  aklıma da Tevfik Fikret’in dizeleri geliyor “Zira deniz kadın gibidir hiç güvenmek olmaz ha…”
Şanşımızdan parlak ve yıldızlı bir gece vardı o gece.. Ay, etraftaki koyu karanlığı aydınlatıyordu. Gölün dalgaları, uzaktan gelen köpek havlamaları ve koyun kuzu sürülerinin çan sesleri arsında derin bir uykuya daldık…
  İki milyon yıl önce oluştuğunu ve kayaçları Mars gezegeniyle benzeştiğini yaklaşık elli yıl sonra öğrendiğimiz, ülke gündemini meşgul edecek bir gölün içinde kulaç attığımızı nereden bilecektik?
Sabah erkenden uyandık ve atladık göle… Kahvaltı sırasında bir eşek üstünde on yaşlarında bir çocuk geldi yanımıza… Gençler çocuğa bir şeyler verdiler… Arkadaş olduk.. Çocuk yakındaki köyden karpuz, ekmek, peynir gibi buna yiyecekler  getiriyordu… Kamp boyunca sürdü bu iş. Bir keresinde de bir fotoğraf makinası getirerek bizim fotoğraflarımızı çekmişti…. Yakında pınarlar vardı gölü besleyen su sorunu yoktu…
Her sabah erken kalkıp göle girme, kahvaltı ve öğleye kadar, yüzme, öğleden sonra çevreyi gezme ve tanıma ile tamamlıyorduk günümüzü.. Hamza’nın babası rahmetli “Çavuşağa” nargile içerdi; ben de ara sıra içerdim. Hamza  babasının nargilelerinden birini de getirmişti… Akşam güneş batarken ve yemekten sonra fokurdayan nargile eşliğinde şarkılar ve türkülerle neş’eli ve futbol konuşarak keyifli günler geçirdik Salda Gölü kıyısında..
“Biz yıllar önce futbol sayesinde fark etmiştik bu doğa harikası gölü” diyerek anılarımızı aktardık…

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.